Ölü bizim, Allah rahmet etsin

Bizim Malatya’da insanı mahcup eden ölümler üzerine “Ölü bizim, Allah rahmet etsin” derler. Hazin bir nükte içerir bu söz. Adam öyle boş, öyle belalı yaşamıştır ki, bütün milleti illâllah ettirmiştir.  O kişi için alttan alta “Ölse de kurtulsak” temennisinde bulunulmuştur. Adam ölür. Ölür ama kimse arkasından iç rahatlığıyla rahmet de okumaz, okuyamaz. Herkeste bir kötü hatırası vardır. Ancak ne yaparsın ki ölü bizimdir işte. Bu durumlardan mülhem olarak, yaşarken de cemaate istenen katkıyı yapamayan, uyum gösteremeyen, dahası zararlı olan kişileri tarif için bu söz kullanılır. “Ölü bizim Allah rahmet eylesin.” Ben bu CHP’nin durumunu düşününce bu söz aklıma geldi. CHP ve CHP’liler kendileri için bize bu türden rahmet okutuyorlar.

Millet olmak, bir büyük aile olmak demektir. Hepimiz millet bağı ile kardeşler, yakınlar olarak birlikte varız. Bu geniş aile içinde herkes aynı düşünmek zorunda değildir. Hem bu varlığın ve hayatın doğasına aykırıdır hem de farklılık zenginlik sağlar. Farklı bakış, farklı çözüm, farklı öneri ve programlar, farklı sorular, arayışlar var olma imkânımızı çoğaltır. Farklı olmak bünye ve aile değerleri dışına çıkmak demek değildir. Bünye o farklılıklarla güçlü, hazır ve donanımlıdır.

Farklılığın izah ve ifade edilmesine siyasî terminolojide “muhalefet” deriz. İşte bize rahmet okutan hazin trajedi burada başlıyor. CHP, bünyeyi anlayarak, ona uyum ve destek sağlayarak farklılığını ortaya koymuyor. Böyle bir derdinin olduğu da gözlenmiyor. Bünyenin dışına çıkıyor, cephe alıyor. Varlık ve hayat değerlerimize karşı çıkıyor. Bütün aklî sınırlarımı zorlayarak bu ufunet halinden bile bir iyilik çıkar mı diye çabalıyorum. Olmuyor.

Olmayışın belirgin sebebi, CHP’nin söyleminin doğru veya yanlış olması değil. Olur ya bana doğru gözüken katıksız bir yanlış da olabilir. Yanlış ve yanılgı içinde olan ben olduğum için doğruyu kavrayamıyor olabilirim. Ancak tehlike CHP’nin bir söz ve söylem sahibi olmaması. Bunlar memleket ve milletin daha iyi bir noktaya gitmesi için ne düşünür, ne duyarlar bilmiyorum. Bilen varsa beri gelsin. Bu partinin ekonomi politikası, kültür, millî eğitim, enerji, ulaşım, savunma politikaları nedir? Tarihe, dine, medeniyet değerlerine bakışları nasıldır? Söyleyeyim: Yok.

Beni asıl üzen öfkeden, husumetten, nefretten, mugalâtadan başka becerisi olmayan bu kesimin kendince karşılık bulması. Her şeye rağmen bu tablo da bizim toplumumuzun bir realitesi, gerçeğidir. Bu toplum üzerine tezler, çözümler, yaklaşımlar ileri sürenler, nihayetinde CHP olgusuna ilgisiz kalamazlar. Peki, bu iyi bir durum mu? Elbette değil. Peki, bu CHP, başkalarının değil ama hiç olmazsa kendine oy verenlerin beklentisini karşılıyor mu? Sanmıyorum. Aynı tuhaflıkla CHP’den ayakları yere basan bir beklentinin olduğunu da sanmıyorum.

İşleri güçleri birbirleriyle dalaşmak, birbirlerine çelme takmak. İktidara gelmek, Türkiye’yi yönetmek gibi bir amaçlarının olmadığı anlaşıldı. Tek dertleri, kendi içlerinde sen-ben kavgası vermek. Onlar da iktidar oyununu böyle oynayarak siyaset yaptıklarını sanıyor ve tatmin oluyorlar. Olsunlar bakalım. İşte şimdi yeni bir kurultay kalkışması daha başladı. Parti içi muhalefet, kurultay için yeterli imza sayısına ulaştıklarını söylüyor. Kılıçlar çekildi, toprak kayıyor. Kılıçdaroğlu direniyor. İmza toplandı mı? Doğrusu öyle çelişkili, öyle yalan konuşuyorlar ki, insan bunların söylediği bir sözün doğruluğuna inanıp inanmamakta tereddüt ediyor. Ne dilleri ne duruşları güven veriyor.

Şu hale bakar mısınız? İnandırıcılığını yitirmiş insanlar, hangi iyiliğin mücadelesini verecek? Kılıçdaroğlu kanadı, kurultayı engellemek için olmadık çalımlar atılıyor. Akıllarınca birbirlerini ters köşe yapmak, arkadan kuşatmak, avlamak istiyorlar. Kılıçdaroğlu, toplanan imzaların kendilerine getirilmesini istiyor. Bu arada her zamanki gibi müthiş zekâ ürünü ve dâhiyane bir lâf ediyor: “Genel merkez bir yere gitmiyor, yerinde duruyor.” Muhaliflerin Pazara yani son güne kadar imzaları teslim etmek istemeyişinin altındaki sebep, imza sahiplerine caydırıcı operasyonu imkânsız kılmak olabilir. 60’a yakın ilin il başkanları Ankara il örgütünde toplanıp bildiri yayınlayacaklar. Bildirinin amaç ve mahiyeti aşağı yukarı şimdiden belli. Korku dağları sardı. Kılıçdaroğlu partide kalan son muhalif kalıntıları da temizleyeceğinin sinyalini verdi. Bir ara da Bay Kemal’in tekrar İstanbul’a doğru yürüyeceği söylentisi çıktı. Bu da ayrı bir garabet. Yürüyüş yap ve yenilgiyi gözden kaçır. Yürüyüş yap ve muhalefeti sustur. Yürüyüş yap ve koltuğu koru. Yürüyüş yap ve hedef şaşırt. Bu arada haklı haksız, doğru yalan demeden hükümete de bir iki lâf çarptın mı tehlikeyi atlattın gitti. İyi bir yöntem vallahi. Dedim ya bu CHP’nin kodunu, kimyasını çözmek imkânsız. Sosyolojiden, psikolojiye, pedagojiye bütün disiplinler yetersiz, çaresiz kalıyor.

Anlayacağınız ortalık toz duman. CHP’nin bu haliyle devam edemeyeceği kesin gibi. Ancak düzelme, toparlanma istek ve istidadı da gözükmüyor. Ne diyelim:Yeyin birbirinizi... Bunlardan memlekete millete bir hayır dokunmaz. Yine bizim orada güzel bir söz var. “Senin gibi dostum varken başka düşmana ihtiyacım yok” denir. Böyle ilericimiz varken başka gericiye ihtiyaç var mı? Böyle çağdaşımız, böyle bilgilimiz, böyle siyasetçimiz, demokratımız varken…

Yine de diyecek başka bir şey yok.

“Ölü bizim, Allah rahmet etsin.”

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2376/olu-bizim-allah-rahmet-etsin.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar