Sinemamız Türkiye'ye yakışmıyor

1990 yılında Başbakanımız rahmetli Özal ABD başkanı George Bush ile görüşmesinde ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı tekstil kotasını kaldırmasını ister. Bush, Özal’a “Kaldırırız ama siz de bizim filmlerimizi alın” der. ABD’nin dünya çapında yürüttüğü kültür emperyalizminin açık bir örneğidir bu. Çağ değişmiş, toplumların yapısı sinemanın gücü kullanılarak değiştirilmeye başlanmıştır. Nasıl ki bir zamanlar matbaanın gelişi durdurulamamış ve matbaayı kendi kültürümüz içinde hayra çevirmişsek, şimdi de sinemanın gelişini durduramayacağımıza göre kendi kültürel yapımıza uygun bir hayra çevirmek durumundayız. Lakin, durum hiç de öyle değil. İnancımız, kültürel yapımız maalesef menfi yönde etkilenmiş ve toplum bugün geldiği noktaya evrilmiştir. Toplumun bugünkü yapısını sanırım tartışmaya gerek yok. Ahlaki değerlerimiz yerle yeksan olmuş, çalışkanlığımız tembelliğe dönüşmüş, inançlarımız ise sözde kalmış. İsterseniz gelin sinemamızdaki duruma bakalım.

2017 yılında sinema seyirci sayısı 71 milyonu aşmıştır. Türk filmleri % 77’lik izlenme oranı ile Avrupa’da birinci sırayı almıştır. Türkiye’de ise ahlaki değerlerimizi hiçe sayan komediler izlenme rekorları kırmaktadır. Recep İvedik filmleri bugüne kadar toplam 117.836.205 gişe yapmıştır.(boxofficetürkiye) Son on yılda gişe rekorunu elinde tutan 10 filmin 7’si bu tarz ailecek izlemeye utanacağımız komedi filmleri olmuştur. Sinema 2018 yılında ilk altı altı haftasında 15,5 milyon, ilk altı ayda 61 milyon seyirciye ulaşmıştır.

Sinemaya yönelik çalışmaları ile bilinen Nizam Eren’in yapmış olduğu çalışmasındaki tespitleri kayda değerdir. Bu çalışmaya göre kesilen bilet sayısının yarısı kadın, yarısı erkek. Seyircinin % 52’si 15-29 yaş arası.  % 80’i lise öğrencisi veya lise mezunu. Yani yeni neslimiz bu filmleri seyrederek büyüyor, toplumumuz bu filmlerle hayatını bütünleştiriyor. Yaşam tarzımız değişiyor.

Tabii ki yapılan yüzlerce filmin arasında üç beş film yok değil. Var ama; toplumun yapısını etkileyecek kadar değil.

Sinema, manevi değerlerimiz bakımından önemli gördüğümüz STK’larımızdan daha büyük bir etki alanına sahip. Yaşam tarzımızda etkili olan bu filmlere karşı ne yapıyoruz dersiniz? Hiç.

Rahmetle andığımız Yücel Çakmaklı ağabeyin başlattığı milli sinema akımı maalesef akamete uğradı. Mesut Uçakan’ın milli sinemayı sürdürme gayreti ise yeterli desteği bulamadı. Yönetmen İsmail Güneş ise desteksiz kalmanın acısını yaşadı. Eşref Ziya Terzi’nin yapımını üstlendiği “The İmam” kendi insanımız tarafından acımasız tenkitlere uğradı. 110.228 de kaldı. Halbuki insanımız desteğini vermiş olsa idi şimdi ikinci, üçüncü filmlerini daha başarılı bir şekilde yapacaktı. Ahmet Yenilmez’in yaptığı film ise gerekli ilgiyi göremedi. Birkaç genç arkadaşımızın yaptıkları ise gündeme bile gelmedi. Herkes bizimkilerden mükemmeli bekledi. Bizimkiler film yapınca tenkit saldırısı ile karşı karşıya kalıyor. Destek olursak daha iyisini yapma fırsatını bulur diyen yok. Bu sahada hiçbir şey yapmayan STK’larımız, tarikatlarımız, cemaatlerimiz ise kendileri yapmadıkları için en ufak bir destek vermiyorlar. Peki kendiniz yapın, yapmıyorlar.

Benim sinemayla alakam yok, bana ne diyebilirsiniz. Tabi sizi zorlayan yok. Ama nesillerimizi etkileyen bu kötü gidişe dur dememiz gerekiyor. Bu filmleri boykot ederek netice alamayız. Bunu hepimiz biliyoruz. Bu gidişe dur demenin tek çaresi bizim film yapmamızdır. Tabii ki iyisini yapmalıyız. Peki sorarım size, destek olmadan iyisini nasıl yapacağız?

Türkiye’ye bu sonuç yakışmıyor. Çağrım ve ümidim odur ki her türlü zorluğa rağmen kendini bu işe adamış olan sanatçılarımızın başarmak için çabalamalarıdır.

Gönül isterdi ki bu acıyı hisseden bir ismin Kültür Bakanı olsun. İnşallah Kültür Bakanlığı görevi bu acıyı hisseden bir isim yetkilendirilir. Vesselam.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2386/sinemamiz-turkiyeye-yakismiyor.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar