Bir ana, bir bebek ve Amerikan ambargosu

Terör yine vurdu; genç bir anneyi, on bir aylık bebeği ile birlikte şehit etti…

Ve terör değişik kılıklar ve kimlikler altında maalesef vurmaya devam edecek.

Çünkü teröristler, dünyanın maalesef en güçlü ve en ahlaksız terör devleti tarafından besleniyorlar, büyütülüyorlar, korunuyorlar, kurgulanıyorlar, silahlandırılıyorlar, dünyanın neresini karıştırmak ve çökertmek istiyorlarsa oraya yürütülüyorlar.

Bu basit ve aleni gerçeği bizi yönetenler uzun zaman göremedi ve maalesef gerekli tedbirleri alamadı.

Çünkü istihbaratımızın başındaki alçak ve satılık adam terör devleti adına çalışıyor; istihbaratımız maaşını terör devletinden alıyor ve ismi bizden cismi domuzsever sığır çobanlarından olan içimizdeki namertler bu durumdan habersiz bir hayatın yaşayıcısı oluyorlardı.

Terör devletinin yöneticileri olan domuzsever sığır çobanları istihbaratımızı yönettikleri dönemde sadece silahlı teröristleri kurgulamıyorlar…

Aynı zamanda evde, okulda, sokakta, çarşıda, camide bizim gibi olan insanları da kuruyorlar, kurguluyorlar ve bir kanser hücresi gibi içimizde besleyip büyütüyorlardı.

İşin en acı tarafı ise, bu kurulan ve kurgulanan, hayatın içinde bizlere çok benzeyen bu kanser hücresine benzeyen yapı, Demirel’den Özal’a, Ecevit’e, Gül’e, Erdoğan’a kadar, her güçlü siyasimize yakın olabiliyor, ülke içinde ve özellikle ülke dışındaki teşkilatlanmalarında bu güçlü siyasilerimizin yardımlarından en üst düzeyde yararlanabiliyorlardı.

Amerika’nın domuzsever sığır çobanı olan yöneticilerinin ülkemiz içinde yaptıkları elbet sadece bu iki terör unsurunu yönetip yönlendirmek değildi.

Kahraman Türk Ordusu’nun içinde her zaman için kendilerine ayırdıkları bir pay vardı.

Tıpkı şeytanın içimizden bir pay aldığı gibi…

İşte şöyle:

“Allah, o şeytana lânet etti ve o da:

Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım, dedi.” (Nisa 118)

Evet, domuzsever sığır çobanları, maalesef kahraman ordumuzun içinde bir pay edinmişler ve ordumuzun içindeki bu Amerikan Çetesi, ülkemiz ne zaman kendine gelir gibi olmuşsa, efendilerinin buyruğuyla derhal devreye girmiş ve Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle:

“Yoğurttan hükumetlere kartondan bıçağını saplamış”

Ve elbet domuzsever sığır çobanı efendilerinden:

“Bizim çocuklar başardı” tarzında aferinlerini almışlardı.

Ne bedbahtlıktır değil mi?

Mehmet Akif’in ifadesiyle:

“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz

Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz”

İnsanlığa insanlık öğreten bir milletin ülkesinde doğup büyüyeceksin, bu ülkenin ekmeğini yiyip suyunu içeceksin, hür havasından soluklanacaksın, sonra da…

O Güzel Nebi’nin (sav):

“ …yediği haram, içtiği haram, giydiği haram…” (Müslim)

İfadesine uygun bir hayat tarzını devlet yönetiminde uygulayan…

Bir başka ifadeyle:

Talanla beslenen, yalanla yöneten; verdikleri hiçbir sözde durmayan, yeryüzünün jandarması olduklarından beri insanlığa kan ve gözyaşından başka bir şey sunmayan, ihya etmek üzerine değil imha etmek, ıslah etmek üzerine değil ifsat etmek üzerine kurgulanan bir milletin ve devletin emrine gireceksin…

Bundan daha büyük bir kayıp, bundan daha büyük bir bedbahtlık olur mu?

Elbet olmaz...

Nitekim kahraman ordumuzun içindeki bu çete mensupları bu milletin ülkesiyle ve devletiyle ayağa kalkmasını ve tarihi yürüyüşünü bir süre engellemişler; bir süre bu güzel ülkeyi yöneterek keselerini ve kasalarını doldurmuşlar, sonra da geberip gitmişlerdir; hem de bu milletin kıyamete kadar nesilden nesile aktarılacak olan lanetini alarak…

Değdi mi dersiniz?

Kendilerine sormak lazım!

Bir gönül dostumun yazılarında sıkça dile getirdiği gibi büyük şeytan Amerika’nın içimizden edindiği pay bu kadar değildi, elbet…

İş dünyasında, medyada, akademi dünyasında, sanat, siyaset, spor alanlarında bile büyük şeytan Amerika’nın edindiği paylar vardı.

Bunları da en açık şekilde 15 Temmuz İşgal Hareketinde hep birlikte gördük.

Gerçekten de büyük şeytanın içimizden edindiği pay, bizleri her yönden kuşatmış ve bütün gücüyle bizi saptırmaya devam ediyordu…

İşte şöyle…

Şeytan dedi ki:

“Beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.”

“Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın, dedi.” (Araf/16-17)

Ve büyük şeytan Amerika ülkenin her kesiminden edindiği onca alçak uşağına rağmen bu ülkeyi istediği hizaya bir türlü getirmedi…

Daha önce uyguladığı ambargonun bir başka biçimini bu kez iki bakanımıza uygulayamaya karar vermiş.

Elbet ülkemiz yöneticilerinden ve kendini bu milletten sayan her bireyimizden gerekli cevabı alacaktır…

Ben kendi adıma diyorum ki:

Ey domuzsever sığır çobanları…

Sizler nikâhsız bir cenin olarak analarınızın karnında bile değilken, biz insaf ve adaletle dünyaya hükmediyorduk!

Krallar bizim fermanımızla tutsaklıktan kurtuluyordu!

Dünyanın bizi beklemesi bundan!

İçimizden ve dışımızdan bu ülkeyi ve bu milleti ne kadar kuşatırsanız kuşatın; tarihi yürüyüşümüzü durduramayacaksınız.

Hodri meydan!

Sizden korkan sizin gibi olsun!

Allah cc bu milletin eliyle tez zamanda belanızı versin!

Âmin!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2398/bir-ana-bir-bebek-ve-amerikan-ambargosu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar