Başkan’ın “eğitim projeleri”, “ateşleyici güç” olabilecek mi?..(1)

Önümüzdeki dört yılı; “kazan kazan üzerine” programlayan ve “başarılı olmak zorunda olduklarını” ifade eden Sn.Cumhurbaşkanı’nın net ve kararlı yeni cümleleri şöyle: “Bu yürüyüşe ayak uyduramayan bir kimse varsa, bir kenara koymamız lazım”, “Hiç kimse ilanihayet bu görevdeyim sanmasın,atananlarda değişebilir.”

Sürekli hedefler gösterip, insanları davaya/kutlu yürüyüşe kanalize eden Sn.Cumhurbaşkanı yüz günlük tanıtım toplantısında; “Yeni yönetim mimarimizi oluştururken, tüm kurumları ilgili bakanlıklar bünyesinde toplamaya özen gösterdik. Genelkurmay, Diyanet İşleri Başkanlığı, MİT, MGK, Savunma Sanayi gibi belli yerler dışındaki tüm kurumlar, faaliyet alanlarıyla ilgili bakanlıklar bünyesinde çalışmalarını sürdürecektir. Böylece Cumhurbaşkanlığını, tüm bakanlıkların ve kurumların faaliyetlerini daha iyi, daha etkin yönetebilecek bir yapıya kavuşturduk. Cumhurbaşkanlığının kendisinin doğrudan yürüteceği faaliyetleri de bu anlayışla sınırlı tuttuk”  dedi.

Başbakanlığın kaldırılması ile oluşacak “devletin devamlılığında” oluşabilecek boşluğa imkan vermedi ve; “Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı’na Sn. F.Oktay’ın, Başdanışmanlığa Sn.F.Kasırga’nın, İdari İşler Başkanlığı’na Sn.M.Kıratlı’nın,İdari İşler Başkanlığı Personel ve Prensipler Başkanlığı’na Sn.Metin Yener’in, İdari İşler Başkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü’ne Sn. H.Susmaz’ın    atanması” kamuoyunda olumlu karşılandı  “Ofis atamalarıyla” bu olumlu havanın devamı beklenmektedir. (Bu arada Devlet Konservatuarları TİP sözleşmesi ile çalışan sanatçılarının teşvik ikramiyeleri, Başbakanlık kalktığı ve imza konusunda yönetmelik yayınlanmadığı  için bekletiliyor. Yıllardır bu imza yüzünden 4-5 ay sonra teşvik  ikramiyelerini alan sanatçıların teşvik ikramiyelerinin, CB meşgul edilmeyerek ilgili rektör imzası ile ödenmesi için yönetmelik değişikliği beklenmektedir.)

Bu projelerin hayata geçmesi için, AK Parti’nin 15 yıldır görmezden geldiği “liyakat”tan asla  taviz verilmemesi gerekmektedir. Şu ana kadar Başkan’ın yaptığı  atamalarda; “liyakata önem verildiği”, görülüyor ki, bu ülkemiz açısından sevindiricidir. Ve, Sn.Erdoğan; neden daha önceki yıllarda bunları yapmamıştır? sorusu akla gelmektedir. (Not:Biz, hala  bu yılın sonunda  “yerel seçimlerin”  yapılacağını öngörüyoruz…)

Elbette burada, kamuoyunun tam güvenini kazanan ve beklenti yaratan Bakan Sn.Z.Selçuk’a çok iş düşüyor. Çok sağlam ve güçlü bir kadro kurması lazım. Eski isimlerle yollarını ayırması doğru kararlardır.

Biz, 2002’ de AK Parti’nin gündeminde olan ama, sonra gerçekleşmeyen bir konuyu da hatırlatmak istiyoruz. Kişilerin sosyalleşmesi ve işlerinde başarılı olmasının şartı; spor veya sanat dallarından birisi ile meşgul olmaktır. Bu alandaki dersler, MEB içindeki Genel Müdürlükler elinde dağıtılmakta, sonuca ulaşılamamaktadır.

Bu nedenle,  MEB bünyesinde “Müzik, Spor ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü” kurulması elzemdir. Umarım, Bakanımızda bu konuda aynı düşüncelere sahiptir…

Toplantının nüktesi; "Ekonomi ile ilgili söylenenlere, sağa sola koşanlara bakmayın" diyen Cumhurbaşkanı, bir kez daha 'yastık altındaki altınları ve dövizi bozdurun' çağrısı yaptı. Salondan gelen  ‘bizde yok ki!’ yanıtına gülerek; "Ben de olanlara sesleniyorum zaten" karşılığını verdi.

Biz iki yazımızla kültür/sanat ve eğitim projeleri üzerinde duracağız, görüşlerimizi yazacağız. Yeni dönemin hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Bugün eğitimle başlıyoruz. Bu güzel ülke ve gençlik  hepimizin…

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI

1/ Okullarımızda tam gün eğitim gören öğrenci oranının artırılması.

Elbette, tam gün eğitim amaçtır ve 15 yıldır da, bu konuda mesafe alınmıştır. Ancak, sistemlerde meydana getirilen olumsuzluklar, bu geçiş döneminde aksamaya sebep olabilecektir. Çünkü, LYS’de alınan sonuçlarda başarı oranının çok düşük olması, tercihlerinden dolayı  250.000 üzerinde boş kadro kalması sağlıklı değildir. Yeni yönetimin bunu çözeceğini umuyoruz.

 2/ 700 okulumuzun Kent Güvenlik Yönetim Sistemine entegre edilerek daha güvenli hale gelmesi.

Son zamanlardaki; şiddet, cinayet, tecavüz v.b. olayla yüzünden artık güvensizlik son derece tehlikeli boyutla gelmiştir. Kamera sistemi birçok olayı aydınlığa kavuşturmuştur. Okulların direkt olarak mahalle karakollarına bağlanması yerinde olacaktır. Bunda; uzun mesafeli servislerle gezen öğrencilerin olması, servis şoförlerinin eğitimden geçmemesi, mahalle okullarının kapatılması, okulda kimsenin birbirini tanıyamaması-samimiyet kuramaması, aileler arasındaki uyumsuzluk v.b.  etken olarak sayılabilir.Güvenlik, hepimizin üstünde duracağı önemli bir konudur.

3/ Ülkemizin stratejik kurumlarında istihdam edilmek üzere yurt dışına 500 öğrenci gönderilmesi.

Bu hem güzel, hem düşündürücü bir uygulamadır. Ülkemizin çocuklarının eğitimlerini iyi yapmaları için yurt dışına gönderiliyor olması, bana göre eksi bir durumdur. Bu, ülkemizde tematik üniversitelerin hayata geçmediğini göstermektedir. “Atak helikopterini” yapan, “İHA’larla yüz ağartan” ülkemiz, bu düşünceyi de aşmalıdır. Yabancı da olan ve bizde olmayan nedir? Burada ben en iyiyim diyen üniversitelerin, akademisyenlerin oturup bir özeleştiri yapmasında yarar vardır. Tabii ki, stratejik kurumların ne olacağına göre….

4/ Öğretmenlerin mesleki ehliyet ve liyakatini güçlendirecek çalışmaların başlatılması.

Üniversitelerden; 50-70 puanla mezun olan bir öğrenci “öğretmen” olmamalıdır. Çünkü, bu öğrenci lisansta  kendine verilen görevi yerine getirmemiştir. Ehliyet, mutlaka ciddi bir sınavla sağlanmalı, ortak anlayışta birleşilmelidir. YÖK, geçtiğimiz günlerde öğretmen yetiştiren kurumların sıralamasını verdi. Kimseden neden ses çıkmadı? Acaba, sıralamada aşağıda bulunan bölümlere yaptırım ne olacak? Neden aşağılarda gezdikleri kamuoyuna açıklanacak mı? Bilmek hepimizin hakkı!...

5/ Profesyonel eğitim yöneticiliği sistemine geçilmesi.

Profesyonellik iyi bir şeydir, ama işin ucu kaçmamalıdır. Eğitim, bir anlayış  ve amaç birliğidir. Kurumlarında başarılı olmuş profesyonelleri bir araya getirirsiniz, ama “egolarından” ortaya kaos çıkabilir. Bakan’la birlikte, kendi anlayışında çalışabileceği özel noktalara atama yapması imkanı verilmelidir.Bakanlık içinde; “dağları ben yarattım”, “arkamda Erdoğan, ….MV var” diyen Müsteşarların, Genel Müdürlerin yaptıkları ciltler dolusu yazılabilir. 

Zaten Başkan, sürekli “eğitimde başarılı olamadık” demiş, 6 bakan değiştirmiş, onlarda eskisinin sistemini bozarak işi çıkılmaz hale sokmuşlardır.Şimdi işin içinden bir akademisyen göreve çağrılmıştır ve kamuoyundan olumlu bir ses/güven yükselmiştir.

6/ Öğrencilerimizin yabancı dili aktif bir şekilde kullanmasına imkân sağlayacak bir öğretim modeline geçilmesi.

Maalesef, yabancı dili öğretmekte başarısızız. Bir kısım akademisyen “Türkçe öğretim dili olmalıdır” derken, bir kısım akademisyen “yabancı dil, Türkçe ile beraber küçük yaşta öğretilmelidir” demektedir. İki çocuğumda Anadolu Lisesi’nden mezun oldular, sürekli kelime ezberletildi. Kızım, üniversitede, oğlumda iş hayatına başlayınca işi çözdü. Üniversitelerde yıllar göstermiştir ki; ÜDS/YDS sınavlarını geçenler, konuşamamakta/yazamamaktadır. ÜDS/YDS’nin baraj olması kabul edilmemelidir. Yabancı dil, kesinlikle bilim/sanat çalışmalarının önüne geçmemelidir. Ama, hala geçmektedir. Bilim/sanat çalışmalarının %70’i/75’i+yabancı dilin %30’u,%25’i= 70 olan akademisyen Doç. olmalıdır. Ama, nedense bir türlü çözümde yaprak kımıldamamaktadır. Yabancı dili parayla geçenlerin/yanlış yapanların cezalandırılması şarttır. 2007’den sonraki, sosyal alan  yabancı dil sonuçları şaibelidir.

Ayrıca, kitabı olmayanın Prof. olması yanlıştır. Doç./Prof.luk dosyasında “basılmak üzeredir/baskıdadır” yazıp, basılmayan kitapların sahipleri; yönetmelikleri ve görevlileri aldatmaktadır ki,  bu bir suçtur. “Etik” olmak; her akademisyenin birinci yaşam şartı olmalı, yanlış yapanlar affedilmemelidir. Yabancı dil hazırlıklara  verilen para ile; bir çok yayın, kitap alınabilir, basılabilir. (saati 300 TL dir)

Bu eğitim sonucu; “Türkçe’yi yazamayan, imla kurallarını doğru kullanamayan, konuşamayan, yabancı dil sınavını şeklen  vermiş”  bir akademisyen kadrosu ile karşı karşıya kalınmıştır.

Bu konu siyasilerin  değil; pedagogların, eğitimcilerin kararı ile netleşmelidir.

7/ Her çocuğumuzun okulöncesi eğitimden üniversiteye ilgi, yetenek ve becerilerini gelişimsel olarak izlemek ve yönlendirmek için “e-­portfolyo sistemi”nin kurulması.

Bu konuda maalesef umutsuzuz. Çünkü, sürekli kadroların değiştirildiği ülkelerde, bu tür sistemler olumlu cevap veremezler. Bir sistemin sonuçlandırılması için mezunların çıktılarının alınması gerekir. Ama bizde, daha öğrenci 2.sınıftayken sistemler; sınava 10 gün kala sınav şekilleri değiştirilmiştir. O nedenle, güvenli bir kadro, herkesin (%80) kabul  edeceği bir sistem ve stabilize bir dört yıl şarttır.

Çocukların yeteneklerini keşfetmek için, okulda müzik odaları, spor merkezleri, resim atölyeleri  v.b. olmalıdır, elbette uygulamacı öğretmenleriyle!..

8/ Öğrencilerimize gelecekte ihtiyaç duyacakları becerileri kazandıracak disiplinler arası nitelikteki; algoritmik düşünme, senaryo, kritik düşünme, robotik konularının derslere entegre edilmesi.

Bu sözleri bir Cumhurbaşkanı’ndan duymak çok güzel...

1/ Algoritmik düşünce; “Bir hareket/durum/oluşumu A'dan Z'ye düşünüp, karşılaşabileceğiniz hataları ya da durumları öngörerek buna karşı izleyeceğiniz hareket tarzını oluşturmaktır.” Algoritmik düşünce sistemi kişiye; “Neyi, nasıl yapacağına karar ver!”, “Süreci doğru yerlerden kır, kırılan aşamaları doğru sırala, aşamaların sürecini belirle” ve “Harekete geç.” der.

2/ Senaryo: Herkesin bir hayali/senaryosu/amacı olmalıdır. Derslerimde öğrencilerime, önlisanstan sonra geldiğinizde ne olacağınıza, ne yapacağınıza karar vermedinizse önünüzdeki iki yılı programlayamazsınız” derim.

3/ Kritik düşünme ki, “analitik düşünme”de eklenmelidir. Kritik düşünme, genel anlamıyla “kişinin, kendi yaşamını kolaylaştırmak için  beynini ve zihinsel işlemlerini kullanma sanatı” olarak ifade edilebilir. Kişinin, olayları; sağlıklı düşünmesi, tartması,değerlendirmesi ve sonuçlandırması için gereklidir.

4/ Robotik konular: Robotların kullanımı ve bunlara bağlı olarak, bilgisayar sistemleri, sensör verileri ve bilgi işleme gibi ana konuları içerir. Mekanizmaların tasarımı, kontrol edilebilmeleri için yapılarına elektronik donanımların eklenmesi, dijital ortamda kontrollerinin sağlanması ve belirli koşullara göre çalışmaları baz alındığında bu alan; “makine, mekatronik, bilgisayar, yazılım, kontrol ve otomasyon, uzay ve havacılık, elektrik-elektronik gibi birçok mühendislik disiplinini” bir arada toplamaktadır.

Bu konuları verecek olan öğretmenlerinde, birikimli olması gerekir. Öğretmen oluncaya kadar koşturan, ama atama yapıldıktan sonra stabilize olan kişilerle bu iş zordur.

İşte bu 3 ayrı gibi gözüken;  ama bir birine bağlı konuları öğrenci üzerinde uygulamak, anlatmak, kişiye çok şey kazandıracaktır. Bu, ezber eğitimin sonu demektir.

Ancak; “ben anlatırım, sınavımı yaparım, notu alan geçer” mantığı ile yukarıdaki üç maddeyi başarmak mümkün değildir.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2404/baskanin-egitim-projeleri-atesleyici-guc-olabilecek-mi1.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar