Hamaset yerine çözüm üretmek

Bağımsızlığı, ABD’ye laf yetiştirmek olarak anlayan çevreler var. Bunun neye mal olduğu son bir haftada yaşanan gelişmelerde görülmesine rağmen bu fikirlerinde ısrar ediyorlar.

Hiçbir ülke milli onurunu çiğnetmez. Türkiye’de milli onurunu kime karşı olursa olsun korumak zorundadır. Ama bunun yolu, Trump’ın konuştuğu dilin aynını konuşmak değildir. Bugün hepimiz bu dilden şikayet ediyoruz, lakin Trump’a cevap verirken de aynı üslubu kullanmaktan imtina etmiyoruz.

Bir ülke kendine yettiği ölçüde bağımsızdır. Borç alan,enerjide dışa bağımlı olan,bütçe açığı yüzünden sürekli dövize ihtiyaç duyan bir ülke istese de serazat davranamaz. Bağımsızlık,ihtiyaçlar ve imkanlarla ilgili bir kavramdır. Konuşurken, yazarken, diplomasi yaparken buna dikkat etmek gerekir.

ABD ile yaşanan son krizde bu irrasyonel tutum devam etmiştir. Kriz, “başkan arkandayız” lafları ile önlenmez, doğru, rasyonel politika ve yatırımlarla önlenir. Kimse, CB’nin  arkasında durmaktan başka bir çözüm yolu göstermiyor, bu kafa ile ekonomik kriz önlenebilir mi?

Bir sorunu çözmenin yolu önce nedenlerini tespit etmekten geçer. Şu faiz lobisi,emperyalizm laflarını geçelim.Her meseleyi dış saiklerle ifade etmeye kalkarsanız hiçbir tedbir almazsınız. Oysa Türkiye’yi bu noktaya irrasyonel politikalar ve kaynak yaratmayan yatırımlar getirdi.

 Her yıl 20 milyar dolar yabancı sermaye alan bir ülke ne oldu da bugün birkaç milyar dolar borç bulamıyor?

Dış bir toslama karşısında elbette parti kimliklerinden sıyrılarak hep beraber  devletimizin arkasında ve yanında duracağız ama hiçbir ekonomik kriz siyasi iradenin arkasında durmakla çözülmez.

Ekonomik kriz yine doğru ekonomik hamlelerle çözülür.

Türkiye bu hamleleri yapamıyor. Çünkü uzmanlığa saygı yok,çünkü herkes her şeyi bildiğini sanıyor. Çünkü, tek kişiye odaklı bürokrasi gerekli hamleleri yapmaktan çekiniyor. Yakın geçmişte CB ile Merkez bankası arasında yaşanan faiz gerilimini hatırlayın. CB faizlerin indirilmesini isterken, merkez bankası yükseltilmesinden yanaydı. Cumhurbaşkanlığı olaya ideolojik bakarken merkez bankası piyasa gerçeklerine göre bakıyordu. Sonunda merkez bankası haklı çıktı ama iş işten geçmiş oldu.

Dövizdeki sıçramaya rağmen hala gerçekçi bir değerlendirmenin yapıldığını söylemek mümkün değil. Ekonomi bürokrasisinin şu soruların önce cevabını sonrada tedbirini bulması lazım.

-Yabancı sermaye niçin kaçtı?

-Olağanüstü halin ekonomi üzerinde menfi etkileri var mıdır?

-Merkez bankası üzerinde oluşturulan ideolojik baskının bu krize ne ölçüde katkıları olmuştur?

-Tek kişiye odaklı ve bağlı siyaset ekonomi bürokrasisinin karar alma  süratini artırmış mıdır, azaltmış mıdır?

-Önce Avrupa ülkeleri(Almanya-Hollanda) şimdi ABD ile yaşanan gerilimin  ekonomi üzerindeki tesirleri nelerdir?

-Son on yılda gelen yabancı sermaye rantabl kullanılmış mıdır?

-Suriye siyaseti ve terörün şehirlere yayılmasına neden olan çözüm politikasının ekonomiye etkileri ne olmuştur.

-FETÖ davaları bu çerçevenin dışında kalanları ürkütmüş, sermaye göçüne neden olmuş mudur?

-Bazı kurumların Sayıştay denetimi dışına çıkarılması, ülke krizde iken yapılan yazlıklar,l üks araç israfı ekonomiye ne kadar yük getirmiştir.

-Hukuk güvenliği ile sermaye kaçışı arasında bir ilişki var mıdır?

Zarrap olayının  yarattığı olumsuz havanın bu krize etkisi  olmuş mudur?

İhracat odaklı kaç yatırım yapıldı?

Ülke imajının bozulması ile kredi bulamama arasında bir ilişki var mıdır vs.

Daha birçok soru sorulabilir. Düşüşün nedenleri bulunmadan çıkışın yolu bulunamaz. Ülkeyi yönetenler şapkalarını önüne koyup düşünmelidirler. Çünkü ekonomik krizler dış sebepli olmaktan ziyade iç sebeplidirler.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2407/hamaset-yerine-cozum-uretmek.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar