Tarihin dönemini bitirdiği yapıyı kimse ayağa kaldıramaz

Bizi gereksiz, lüzumsuz yere meşgul ediyorlar. Siyasî hayatta hemen hiçbir karşılığı olmayan manasız, sonuçsuz, kör tartışmalarından dolayı bizler de asıl konuşmamız gerekenlere odaklanamıyoruz. Görme, duyma geç git diyorsun olmuyor. Olmamış gibi, yoklarmış gibi davran, itibar etme diyorsun ama olmuyor; sonuçta aynı gemideyiz.

Bir şekilde ilgi duymamızı önemli olduklarına yormaları ayrı bir tuhaflık. Bunlarda tuhaflıklar, acayiplikler bitmez. Patırtı kütürtü yapıp, ortalığı velveleye vermekle mecburen gündemimize gelmelerini önemli olmalarına atfediyorlar. Yaptıkları tek şey olgunlaşmamış kişilikleri veya kocaman çocukluklarıyla birbirlerine büyüttükleri öfkeyi, husumeti vuruşturmak. İnatlarını, kendi klanlarında koltuk hırslarını tokuşturuyorlar. İlkeleri, idealleri, amaçları, projeleri, programları yok.

Hayatları baştan sona üçüncü düzeyde laf salatası. Arada esprilerle küçük zekâ gösterileri yaparak bir yoğunlaşma oluşturmak istiyorlar; ancak onlar da çoğunluk hakaretten, asılsız ithamdan, mugalâtadan başka bir şey değil. Yalanlarını saymakla bitiremezsiniz. Bu yapı zaten dürüst olma, doğru olma yeteneğini de arzusunu da kaybetmiştir. Bunların devri de dönemi de bitmiştir. Esasen hiçbir zaman bunların devirleri olmamıştır. Yıllar boyu yaptıkları milletin zamanını ve mekânını gasp etmekten ibarettir. Milleti dışlayarak, horlayarak, ezerek, öldürerek gasp ettikleri alanda kendilerince hâkimiyet kurmuşlar, sonra da utanmadan dönüp milletin kendilerine oy vermesini beklemişlerdir.

Açık oy gizli tasnif dönemlerinde, en doğrusunu peşinen kendileri bildiği için millet iradesini de kendilerinin belirlediği bu sefil seçkinci güruh, özgür seçimlerin yapıldığı günden bu yana arka arkaya milletin sillesini yemektedir. Hani % 30 aldığı için kendisini ulusal kahraman zanneden muhalif sıklıkla ‘Çıkmışsın yenmiş, çıkmışsın yenmiş; yenmiş de yenmiş, yenmiş de yenmiş’ diyor ya, hedefe koyduğu adamın da günahını almayalım. Yenilen sadece o mu? Bu partinin sırtı 60 yıldır minderden kalkmadı. Arada zor kullananlar marifetiyle millet düşmanı iktidarlara ortak oldularsa veya iktidar bunlara verildiyse bu da darbecilerin onlara lütfünden başkası olmamıştır. İnsanın bu çürümüş, pörsümüş yapıya bu garibim bile fazla diyesi geliyor. Adam ne güzel işte, hiçbir şeyden anlamıyor, kafası basmıyor, ikinci, üçüncü sınıf dolaplar çevirmeyi veya bu dolaplara alet olmayı siyasî hamle sanıyor. Kim eline bir dosya veya belge tutuştursa kaynağını, doğruluğunu araştırmadan elinde sallaya sallaya meydanlara çıkıyor, sonra yalanı balon gibi patlıyor, rezil oluyor. İşin tuhafı yalan olduğunu, rezil olduğunu bile bilemiyor. Bugün bilse de yarın unutuyor. Belki şimdilik alzaymır değil ama dün ne dediğini bilmiyor, hele evvelki gün söylediğinden hiç haberi yok. Esasen dişe dokunur, kayda geçmesi gereken bir şey de söylemiyor.

Bu yapıya karşı da olsanız yine de içiniz rahat etmiyor. Böyle bir yapıya karşı olmak bile insanı üzüyor. Böyle bir yapıyla uğraşmak zorunda kalmak, kaderin hazin bir çeşidi olmalıdır. Niçin? İnsan düşmanının bile akıllı ve cesur olanını tercih eder, etmelidir de onun için. Etmelidir ki, kendisi de akıllı ve cesur olmak zorunda kalsın. Ama bunlar, bir şekilde paçalarımızdan tutup bulundukları bataklığa bizleri de çekmeye çalışıyorlar. Çekiştirmeleri o bataktan çıkma arzusuyla olsa insan ne yapıp edip yardımını artıracak. Ne ki yardım da istemiyorlar. Bünye yardıma da açık değil. Yani gönüllerini, kalplerini, kafalarını, ellerini, kollarını, kucaklarını, ocaklarını millete açmıyorlar. Hâlâ millete, değerlerine küfretme pis alışkanlığını sürdürerek seçkinciliklerini gösterme ile tatmin oluyorlar. Bu saçma seçkincilik, onların varoluşsal handikabı, yalanlarıdır. Zaten hiçbir zaman sahici dayanakları olmayan sahte seçkincilikleri, ruhlarını mahkûm eden asıl yalanları, yalancılıklarıdır.

Ontolojik ve yapısal yalan varlıklarını içeriden dışarıdan kuşattığı için, söylem ve beyanlarındaki yalancılıklarını fazla da dert edinemiyoruz. Bu hiçlikten, hiçliğe taht kurmaktan, hiçliğin tahtını ele geçirmek için verdikleri kavgadan, dalaşmadan, boğuşmadan memnunlar mı? İlk bakışta huzursuz gözükmüyorlar. Uğrayacakları zararın memlekete ve millete kaybettirecek bir hadise olmayacağını biliyorlar. Çünkü ülke gerçekliğinden kopuklar. Başta ülkenin yaşadığı hayat, kültür ve tarih değerlerinden inanç ve medeniyet köklerinden kopuklar. Memnun gözüktükleri yerlerinde kalıp kalmamaları onları ilgilendirir.

Bizim ilgi duymamız, her şeye rağmen bu ülkenin bir gerçeği oldukları içindir. Her şeye rağmen aynı şehirlerde yaşıyor, aynı sokakları, aynı otobüsleri kullanıyoruz. Aynı fırından ekmek alıyor, aynı lisanı konuşuyoruz.

Açıkça söylemedim ama siz kimden, kimlerden, neden bahsettiğimi anladınız. Çünkü bize kadar yansıyan bu sıkıntıların yaşandığı, eğer benzer sıkıntılar olmazsa üyelerinin her birini kaşıntı tutacak bir odak var da onun için anladınız. İşte bu odak şimdi Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında çare ve çıkış arıyor veya arıyor gözüküyor. Ben asla bir çıkışın olacağı ümidi içinde değilim. Neden mi? Millet değerlerimizle neredeyse yüz yıl, belki daha fazla kavga ederek var olmuş bir yapının yeni Türkiye’de yeri yoktur da onun için. Bu yeri olmayış, onların yıllarca yaptıkları gibi başkalarının onları yasaklarla, cebren engellemesi sebebiyle olmayacak. Türkiye’nin yeni ufku, yeni zaman ve mekânı millet düşmanlarının beslenmesine müsait değil. Yani tarihin, milletin tasfiye ettiği bir yapıyı kimse ayakta tutamaz. Çürüme, bölünme, dağılma, kaynama, kavga ile hızlanan yok olma süreçlerini kimse engelleyemez.

Görme, duyma geç git diyorsun olmuyor.  

Bizi gereksiz, lüzumsuz yere meşgul ediyorlar.

Siyasî hayatta hemen hiçbir karşılığı olmayan manasız, sonuçsuz, kör tartışmalarından dolayı bizler de asıl konuşmamız gerekenlere odaklanamıyoruz.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2412/tarihin-donemini-bitirdigi-yapiyi-kimse-ayaga-kaldiramaz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar