Bir Barajın Hikayesi

Yıl 1974, mevsim kış, aylardan Aralık. Kula ilçesi Narıncalı Süleyman Köyüne bağlı Cokkallar mahallesinden okumak için her gün 5 kilometrelik yolu geçerek okulumuza varıyoruz. Taşımalı sistem yok. Araç gereç yok. Henüz ikinci sınıfa gidiyorum. Çayda çamurda, karda kışta her sabah ve akşam aynı yolu tepiyoruz. Okula vardığımızda yanan sobanın ateşinde elbiselerimizin kurumasını sağlıyoruz. Öğle yemeklerinde köydeki öğrenciler evlerine gidip yemeklerini yedikleri sırada biz mahalleden gelen çocuklar olarak okul bahçesinde duvarın üzerinde annemizin çantamıza koyduğu peynir ekmeği, bazen de üzerine salça sürülmüş salçalı ekmeği yiyerek karnımızı doyuruyoruz.

Öğretmenimiz Ali Dinç her çocuğa soruyor: “Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz?” Bazıları öğretmen, bazıları polis derken sıra bana geldiğinde hiç düşünmeden “cerrah olmak istiyorum” dedim. Öğretmenim “doktor yani” dedi. Ben yine tekrar ettim “cerrah yani operatör olmak istiyorum.”

Veliler toplantısında öğretmenim babama “bu çocukları okutmalısın” demiş.

Babam beni ve kardeşimi okutmayı kafasına koymuştu. Ama nasıl olacaktı bu iş? Babam dağda koyunlarını otlatıp hayatını devam ettirmeye çalışıyordu. Okumak için büyükşehirler gitmek, ya da yatılı okumak gerekiyordu. Maddi durumumuzun iyi olmamasından dolayı çok zordu hayal ettiğimiz okumak.

Bir gün yağmurlu havada evlerimizden çıkıp okula gittik. Mahallemizden benimle birlikte 5-6 arkadaşımız daha okuyordu. Okul çıkışı hep birlikte mahallenin yolunu tuttuk. Ev yolundaki dereye vardığımızda derenin boz bulanık aktığını ve oldukça hızlandığını gördük. Benden büyük abilerimizden ikisi dereyi geçmek için yürüdüler. Şiddetli akan suyun ortasından geri dönmek zorunda kaldılar. Dereden geçemeyeceğimizi anlayıp okulun bulunduğu Eroğlu Köyü’ne geri döndük. Her birimiz farklı evlerde misafir olmaya karar verdik. Ben ve kardeşim Koca Efe’nin evine gittik. Bizi misafir ettiler. Ne telefon var ne de haberleşme imkanı. Ailelerimiz bizim gelmediğimizi görünce yola düşmüşler. Derenin şiddetini görüp daha çok telaşlanmışlar. “Ya suya düştülerse, kayıp oldularsa” gibi korku dolu sorularla köydeki kapıları çalmaya başlamışlar. 3-4 eve baktıktan sonra bizim bulunduğumuz eve geldiler. Bizi sağ salim görünce sevinç gözyaşlarına hakim olamadılar.

Babam o gece köyden göç etmeye ve bizi okutmak hayalini gerçekleştirmeye karar veriyor. İki yıl içinde hazırlıklarını yapıp Turgutlu’ya göç ettik. Bu bir nevi hicret, bir nevi okumak için yer değiştirmek ve sonu meçhul bir yolculuğa çıkıştı.

İlkokula Turgutlu 19 Mayıs İlkokulunda devam ettik. Babam beni Turgutlu İmam Hatip Ortaokuluna kayıt ettirdi. Çevremdeki bazı tanıdıklar “hem doktor olmak istiyorsun, hem İmam Hatip Lisesine gidiyorsun, nasıl olacak? Şimdiye kadar bu okuldan doktor çıkmış mı?” gibi sorularla beynimi bulandırmaya çalıştıysa da ben “evet İmam Hatip Lisesinden çıkıp doktor olacağım. İnançlı, devletini ve bayrağını seven, içinden geldiği garip, çaresiz, köyden, kasabadan, kentten gelen kim olursa olsun, kimliğine, rengine, dinine bakmadan herkese hizmet edeceğim” diye cevap verdim. 1985 yılında Turgutlu İmam Hatip Lisesini bitirdim ve ilk yıl girdiğim üniversite sınavında çok istediğim Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandım.

Yıllar geçti ve mezun olunca Bitlis Ahlat Devlet Hastanesi’ne tayin edildim. İlk TUS sınavında çok amacıma bir adım daha yaklaştım. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanlığını kazandım. 4 yıllık ihtisasın ardından Afyon Çay Devlet Hastanesinde başhekim olarak göreve başladım. Sonra memleketime döndüm. Alaşehir Devlet Hastanesinde 6 yıl başhekim olarak çalıştım. 2008 yılında Salihli Özel Can Hastanesinde çalışmaya başladım.

Çevremin ve dostlarımın önerisi ile 2011 yılında AK Parti Manisa milletvekilliği için aday oldum. Teşkilatlarımın ve halkımın desteği ile milletvekili seçildim. İktidar partisinden milletvekili olmak boynuma büyük bir sorumluluk yükledi. Beni okutan, doktor yapan ve her zaman dualarını eksik etmeyen insanımıza karşı görevlerimi yerine getirmem gerekiyordu. Hayalimde olan projeleri hayata geçirmenin ve projeleri takip etmenin zamanı gelmişti. Okullar, yollar, hastaneler yapmak için gece gündüz durmadan çalışmak beni yormuyordu. Sonuçta ortaya çıkan eserler yorgunluğumu alıyordu.

Manisa için 45 gölet projesi vardı. Ahmetli, Alaşehir, Salihli, Kula, Selendi, Demirci, Gördes ve diğer ilçelerde projeler hayata geçirilmeliydi. Yıllardır türküsü çağrılan fakat bir türlü hayata geçirilemeyen Ahmetli Kelebek Barajı projesi yatırıma alındı. Her ilçede en az 3-4 proje vardı. Kula ilçemizde 5 gölet projesi yatırıma alınmak için dosyaları tamamlanmıştı. Bebekli, Çelengöz, Yurtbaşı, Saraçlar ve Dutluca Gölet projelerini yatırıma aldırmıştık. Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğüne ziyarete gittiğimde görevlilere, doğduğum ve büyüdüğüm Eroğlu Köyünün talebi olan Eroğlu Göleti projesini sordum. Projenin olumsuz raporunun olduğunu öğrenince üzüldüm.

Orman ve Su İşleri Bakanımız Prof. Veysel Eroğlu ile görüştüm. Köyümün adının da kendi soyadı ile aynı “Eroğlu” olduğunu anlattım. Köyümüze bir sulama göleti yaptırmak istediğimi ancak araştırmaların ve raporların gölet yapımının zor olduğu sonucuna varıldığını, bu konuda yardımcı olması için talepte bulundu. Sayın bakanım hiç düşünmeden talimatını verdi: “Eroğlu Köyü Sulama Göleti yapılacak!” Sevinçten havalara uçtum. Kısa sürede proje tamamlandı ve bakanımızın katılımı ile Kula’da göletin temelleri atıldı. Kısa sürede inşaatı tamamlandı.

Şimdi Kula Eroğlu Köyünde bir sulama göleti var. 1100 dekar araziyi sulayacak gölet ve arazilerin içine kadar giden basınçlı damlama sulama boruları döşendi. Sulama başladı. Bölge müdürlüğü tarafından köylülerimiz için suya balık ve balık yumurtaları bırakıldı. Şimdi balıklar büyüdü ve derelere taştı. Şimdi hem araziler suya kavuşacak hem de köyümün insanları balık tutup, çevresinde piknik yapabilecekler.

Hayaller gerçek oldu. Bir zamanlar beni okul yolundan çeviren ve boz bulanık deli akışıyla beni geçirmeyen  Koca Dere’nin üzerine biz Eroğlu Sulama Göleti’ni yaptık. Hamdolsun Rabbime! Helal olsun insanıma! Teşekkürler babama, anneme, öğretmenlerime, bakanlarıma, başbakanıma ve emeği geçen herkese! Artık “su akar, Türk bakar” sözü tarih oldu. Yeni slogan “Su akar, Türk Baraj ve Gölet Yapar”

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2446/bir-barajin-hikayesi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar