Patiler ve şehir vahşeti

İlk “burg”lar, yani Avrupa şehirlerinin bir kısmı, vahşetten korunmak için bir araya gelen insanların oluşturdukları yerleşim merkezleri idi; insanın ve tabiatın vahşetinden korunan insanların şehri yani… Dahası “burgia”nın (burjuva) çıkış merkezi.

Türklerde şehir, yani “balık” korunmaktan ziyade, tarım kültürünün bir sonucu idi. Bir yere yerleşmek ve toprakla uğraşmaktır Türklerin amacı. Diğer sosyal tekâmüller ve olgular, bunun üzerine inşa edilmiştir.

Araplarda mesele önce “bedeviyet-hadariyet” çelişkisi ile yaşanmış ve bugünkü anlamda “şehir-kent” için daha sonra “medine” denmiş ve “civilisation” karşılığı olan kelime, yani “medeniyet” de buradan türetilmiştir.

İnsanlar bir yandan hızla şehirleşir ve medenî olmanın temel noktalarından biri olarak da şehirleşmeyi kabul ederken, doğadan hırsızlık yaparak kültürü üretti. Kültürleri geliştirdi ve adına “medeniyet” dedi.

İnsanlar doğadan hırsızlık yaptı” derken şunu demek istedim:

Bitkileri çaldılar ve değiştirdiler…

Toprakları, alanları, tepeleri, yamaçları, dereleri, gölleri çaldılar…

Büyük büyük şehirlerde büyük büyük evler yaptılar gökyüzünü çaldılar…

Bazı hayvanları yemeyi öğrenip bazı hayvanları çaldılar…

Bazı hayvanları evcilleştirip doğadan çaldılar…

Ve insanlar, kendileri de doğanın bir parçası oldukları halde, doğanın her şeyini çaldılar ama en büyük düşmanlıkları da mensup oldukları doğaya yaptılar.

Medenîleşmek, uygarlaşmak adına yapılan her şey tabiatı değiştirmenin bir sonucu idi. Doğaya müdahale ettikçe o asla affetmedi ve sel oldu şehirleri bastı…

Şehirler iklimleri değiştirdi doğal denge saptı…

Ozon tabakası, buzullar, küresel ısınma… Hepsi ortak derdimiz…

Bunca büyük felaket beklentilerinin içinde her an yaşadığımız “şehir vahşeti”nin farkında değiliz. Doğaya her türlü saldırdık ve doğal hayatı alt-üst ettik… Şehir konforunun kendimiz için avantaj olduğunu düşünürken doğadan çalıp evcilleştirdiğimiz kediler ve köpekleri hiç düşünmedik. Onları üreme ve beslenme ortamlarını yok etmekten de öte evcilleştirerek çok daha büyük bir vahşeti işledik. Onları kendi doğalarına yabancılaştırdık ve onlardan zevk alırken en büyük trajediyi yaşattık. Basit bir “bülbül-altın kafes” söylemi değil kasdettiğim, aslına yabancılaştırılmış ve artık kendisi de olamayan kedilerden ve köpeklerden söz ediyorum.

Niye evcilleştirilmiş atlardan, develerden bahsetmiyorum da kedilerden ve köpeklerden söz ediyorum?

Atlar ve develeri evcilleştirirken onlara ekonomik değer vererek âdetâ onları satın aldık. İşimize yaradığı için de barınma ve beslenmesinde sorun yok…

Ya doğadan kopardığımız kediler ve köpekler?

Onların ekonomik değeri de yok; sömürme karşılığında onların barınma ve beslenmesini sağlamıyoruz. Sadece zevk için besleyip bakıyoruz ama onlar bakıp besleme sınırından çok daha fazla yer alıyor sokaklarda…

Evlerimizi, sokaklarımızı, şehirlerimizi artık kediler ve köpekler yokmuş gibi tanzim ediyoruz. Onların barınma alanlarını da yok ettik, beslenme alanlarını da. Tarımsal ilaçlarla, bitkileri sömürmek için “bilimsel çalışmalar”  yaparken, ürettiğimiz ilaçların kuşların, kedilerin ve köpeklerin beslenmesine engel olduğunu hiç düşünmedik. Kendi rahatımız için kurduğumuz şehirlerde vahşetten uzaklaştık belki ama evcilleştirdiğimiz hayvanlar için şehirleri bir vahşet alanına çevirdik. Doğal beslenme imkânlarını yok ettik… Bakılıp beslenmeleri büyük ölçüde biz insanlara kaldı.

İster bireysel, ister kurumsal olsun, bu patileri doğadan çalan atalarımızın suçunu affettirmek boynumuzun borcudur.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2449/patiler-ve-sehir-vahseti.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar