Jüri üyeleri, “Doç.lik eser değerlendirmelerinde” neler yapıyor, neler?!..(4)

GÜNDEM/EĞİTİMCİ BAKAN, BAŞKA OLUYOR: “Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 2023 Türk Eğitim Sistemi Bulma  Konferansı’nda yaptığı açış konuşmasıyla (08.09.2018); gönüllere bir kez daha taht kurdu, eğitimci bakan farkını ortaya koydu, eğitimde aksayan gerçekleri dile getirdi. İnşallah, alt kadrodaki yetkililerde aynı görüştedirler ve hızlı  ilerleme sağlanır. Önemsediğimiz cümleleri şöyleydi;

“Tanzimat’tan beri kendi eğitim sistemimizi arıyoruz. Gelin hep beraber muhafaza ettiklerimizin zehrini akıtalım. Bulalım,bulalım; onun için buradayız..

ezberi ve taklidi bırakıp tahkike geçmek için de buradayız.

Türkiye’nin, eğitimde; kıyameti koparması lazım”

Sınıflarda kapının iç tarafı dışına göre daha çok aşınır. Çünkü öğrencilerin derse girişile çıkış hızı çok farklıdır.

Araştırma, sorgulama akıl ve kalp için buradayız.

Eğitim, antropolojidir. Nörobilimdir. Biyolojidir. Eğitim ilahiyattır, felsefedir. Eğitim sadece " eğitim" değildir. Sadece eğitim olursa kısır kalır.

Türkiye'nin bugüne kadar ortaya koyduğu birçok başarıyı eğitimle taçlandırmasının zamanı geldi diye düşünüyoruz toplum olarak ve çok ciddi bir beklenti var.

Bu topluluğa bir isim verilseydi, "iltifat beklemeksizin marifete talip olanlar grubu" denilebilirdi size. Hiçbiriniz iltifat beklemiyorsunuz. Hepiniz marifetin peşindesiniz. Bizim böyle bir gruba ihtiyacımız var.”

Gelelim konumuza…

Hangi görevde olursanız olun, “etiklik ve liyakat” şart ve bu; ülkemizin en büyük eksikleri olarak görülüyor!...

Galiba yargıya en çok intikal eden ve YÖK’te soruşturma açılan konu; “Doç.likte Eser Değerlendirmeleri” oluyor. Sonuç alınma aşaması; uzun ve yorucu bir süreç. Bu nedenle yazımızı bu konuya ayırdık…

Gönlümüz, jüri üyesi akademisyenlerin; kendi çektikleri sıkıntıları yeni adaylara çektirmemesi, eserleri gerçekten iyi incelemesi, etik olmasıdır.

 Çünkü; “Cenâb-ı Hakk’ın kullarına bahşettiği bir hakkı çiğnemek, büyük günahlardandır.”

Çok sık duyduğumuz; “bir dönemde 10 aday eseri geliyor, bakamıyoruz” sözlerinin çözümü YÖK’tedir.

Bu arada http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/abbas-guclu/akademik-kariyer-mi-akademik-eziyet-mi---2--1642386/

 linkte yer alan/gönderilen mektuplarda gerçekten üzüntü vericidir.

Bize ve mahkemelere -en çok-  intikal edenler şunlar;

1/ ÜAK tarafından matematiksel karşılığı açıkça belirlenen puanlama sistemine rağmen, jüri üyesinin mevcut puanlama sisteminin dışına çıkarak, keyfi olarak   takdir etmesi,

2/ Adayın eser dosyası ilk dosya elemesinden geçtiği halde, jüri üyesinin, adayın “asgari koşulları sağlamadığını” beyan etmesi,(Bir jüri üyesinin bu ifadeyi yazması durumunda diğerleri de geçersiz sayılıyor)

3/ Jüri üyesinin puanlamasının, mevzuatta “öngörülen puanlama sistemine uygun olmaması”,

4/Jüri üyesinin; adayın “kendi çalışmalarına atıf yapmamış olması gibi” soyut değerlendirmelerde bulunması,

5/ Jüri üyesinin, “adayın yayınlarını ayrıntılı incelemeden”, tüm yayınlar için birkaç  satırlık ortak bir paragraf yazıp, “adayın başvuru koşullarını sağlamadığını” beyan etmesi,

6/ Belirlenmiş kıstaslara göre yapılan ayrım neticesinde; adayın yayınları puanlanmakta, sonra başarılı olup olmadığı değerlendirilmektedir. Buna  rağmen jüri üyesinin; adayın pek çok yayınının, yayının esasına ilişkin itirazlar nedeniyle değerlendirme dışı bırakması,

7/ Jüri üyesinin, daha önce tanıdığı ve olumlu puan vermemekte kararlı olduğu aday için, olumsuz rapor vermesi,

8/ Jüri üyesinin, “ulusal hakemli” bir dergiyi; “ben bu dergiyi ulusal hakemli dergi kabul etmiyorum” diyerek puan vermemesi,

9/ Jüri üyesinin, “ben bu makaleyi puanlamaya değer görmüyorum” diyerek, şahsi, subjektif, hukuk dışı değerlendirmelerde bulunması,

10/ Bazı adayların 7-9 defa girdiği Doç. sözlü sınavını veremediği, bunda; jüri üyesinin yanında, “adayında kusurlu olduğu”da  kayıtlara geçmiştir.

"Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur."
(Buharî, Müslim)

Doç. adaylarının; jüri üyelerinin takdir yetkileri, puanlama ölçütleri vb. kendileri hakkında etkili/olumsuz sonuçlar doğuran işlemlere karşı, idari yargı mercileri önünde haklarını arama/dava açma özgürlükleri bulunmaktadır.

Ancak, bu en az 3 yılı almakta ve adayı;  maddi-manevi kayba uğratmaktadır.

Bu uygulamalar; akademisyenliğe, etikliğe, liyakata yakışıyor mu?

Bu yapılanlar, dinen; “kul hakkını yemek” değil midir?

“Kim bir kul hakkı yemişse derhal o kardeşi ile helalleşsin. Çünkü (kıyamet günü) dirhem de geçmez dinar da. Böyle olunca o (hak yiyen) kişinin sevapları alınır o adama yüklenir. Eğer sevapları yoksa o hakkını yediği adamın günahları buna yüklenir.” (Buhari, Rikak, 48)

İşte genel durum budur…

Amacımız; kurumsallaşmayı ve gelişmeyi  önleyen uygulamaların ortadan kaldırılmasıdır..

Not: O kadar çok bilgi geliyor ki!..Biz, bildiğimizi seçelim. Yıllar önce yazmıştım; “Aday, sözlü sınava giriyor 2 jüri üyesi “adayın kendilerini telefonla aradığını, bu nedenle ilgili maddeleri ihlal ettiğini, sınava alınamayacağını” söyleyerek, adayı dışarıya davet ediyorlar ve rapor tutuyorlar. Yönetmeliğe göre -galiba-  3 defaya kadar aynı jüri ile sınav yapılması gerekiyor. Ya da o süre beklenip, yeni jüri ataması yapılıyor. Bu da nerden baksanız en az 2-3 seneyi buluyor. Fakat, öyle olmuyor, adayın 6 ay içinde yeni jürisi oluşturuluyor. Ve, aday  Doç.oluyor. İlk tutanağı imzalayan Prof. lara da disiplin cezası veriliyor. Onlarda dilekçe verip, bundan böyle sınav jürilerinde görev alamayacaklarını belirtiyorlar. Başka Doç.kadrosu bekleyenler olduğu halde,o  kişiye 2-3ay içinde üniversitesinde  kadro veriliyor.”

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2476/juri-uyeleri-doclik-eser-degerlendirmelerinde-neler-yapiyor-neler4.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar