Uykumuz!

Avrupai olacağız, çağdaş olacağız, laik olacağız sözleriyle bir asırdır bu milleti uyuttular.

Uyanalım diye mahallenin tek fedaisi zirveden bas bas bağırıyor...

Bir sabah namazını kaçıran 111. Murat "Uyan ey gözlerim gafletten uyan" demişti.

Hani nerede!... Uyku tatlı, tembel işi, kolaycılık, zahmetsiz.

İçimizde sade namazı değil, treni de kaçıranlar ne der acaba?

...

Uyku konusunda çizilen tablo enteresan... Bazı uykular çok hafif ve de kısadır, dokunsan hemen uyanır, bazıları oldukça uzun ve derin, onu da dürterek uyandıracaksın. Bazıları da ölü gibidirler, o gibilerini uyandırmak için kafalarına balyozla vurmak gerekiyor... Hadi diyelim dürttük uyanmadı, balyozla uyanandan ne olur? Ne köy olur ne kasaba! Hiçbir şey olmaz.

Aslında bu tabir Bediüzzaman’a aittir. Davasına ömrünü verdi, fakat Risaleler etrafında toplanan kalabalıkları rejime karşı bir türlü uyandırmadı. O yüzden, “balyoz” dedi...

...

Artık bu "ölü leşleri" uyandırmak adına okkalısından balyoz gerekiyor...

Arada bir uyku kaçıranlar ya Atatürk düşmanıdır, veya mürteci! Geçmişlerde düzene karşı saydıran komünistleri de hesaba katacağız amma bakıyoruz onlar kapitalistlerin en radikal kalemşorları oldular.

FETÖ’nün paralı askerleri...

Nazim Hikmet'likleri bile kalmadı, ucuzladılar.

...

Diyeceksiniz ki, mücahitler de mütaahhit olmadı mı?

Oldu hem de çok oldu... Para mevki mücahidin tavrına el koyunca aile hayatı kökten değişti, artık kendisi kısa pantolon, kızı ve hanımı da tayt giyerek sahneleştiler, değiştiler, çağdaşlaştılar....

Tabi ki o kadar değil... Ulusalcı kanallarda endamlarını seyretmekte olduğumuz eski ülkücülerin yön değiştirmelerine ne demeli. Eskiden "kanımız aksa zafer İslam'in" diyenler şimdi de kıyağından ulusalcı kesildiler.

Bu gibiler meğerse Doğu Perinçek’i ne kadar çok seviyormuş.

...

Giden gelmiyor acep nedendir? Türküsü sadece Yemen için söylenmiş olamaz. İçinde yaşadığımız kemalist ve de Atatürkçü düzen, gideni ya yutuyor, veya kendisine benzetmeden bırakmıyor.

Ekranda eski ülkücü Agah Oktay Güneri izliyorum, bir iki benzerliği baz alarak elin Kızılderili'sini “Türk” yapıyor.

Hani Türk olmak Kızılderili'nin pek de derdinde!

Peşinden de “hoşgörü” sallaması.

Diyor ki papazla karşılaşan Mevlana yerlere kadar eğilerek adeta secde ediyor. Soruyorlar Müslüman papaza secde eder mi? Cevap veriyor, hoşgörüde biz onlardan geri mi kalalım...

...

Hey Allah'ım ne olur bizi şu yırtmaçlardan kurtar da hiç olmazsa kaysı niyetine az çok havamızı basalım... O halde Fethullah Gülen’e neden kızıyoruz? Koca Mevlana papazın önünde eğilebiliyorsa, Gülen’in de Papa’ya “senin misyonunun bir parçasıyız” demesi pek de acayip kaçmaz. En azından “misyonun” sağa sola çekilecek tarafı var da secdenin hiç yok.

Uykucu... Secde öyle hafife alınacak bir mesele değil. Bırakın Mevlana’ya atılan bu kirli iftirayı, Müslüman olan ona buna ne secde yapar ne de “senin misyonunun bir parçasıyım” demez...

...

Sadede gelelim ki güneşli havada ıslanmayalım...

Terör devleti olduğunu söylediğimiz bir avuç İsrail karşısında İslam aleminin aciz kalması “giden gelmiyor” türküsü ile alakalıdır. Gidenleri bir zamanlar çöller yuttu, kalanların ise asimle olmuş halleri kafi gelmiyor, aciz biçare...

“Kur’an Muhammed'in vehmidir” diyen zihniyetin mensuplarına göre İsrail hem Kudüs’ten hem de Mekke Medine’den daha kıymetlidir. Vurun oranlamaya en azından yüzde yirmilere varır.

...

Tüm İslam ülkelerinde bu oran aşağı yukarı aynıdır.

İsrail seviciliği uykudan uyanmamıza yol vermiyor.

Düne kadar, harp sanayimiz de dahil tüm ihtiyaçlarımızı İsrail’den karşılıyorduk. Halen de Türkiye pazarları İsrail’in elinde, ne alsak Yahudi'nin. Hangi yöne baksak Yahudi malı.

Paran gidiyor sözün geçmiyor...

...

İşte Mescid-i Aksa işgal altında... Madem öfkelendik Müslüman ülkeler bir araya gelerek İsrail ile tüm siyasi ve ticari ilişkileri kessek olmaz mı? Kesemeyiz, çünkü kesenin ağzı İsrail'e bağlı. Dolar zebani gibi başında duruyor. Bir çok terörist örgütler de ondan besleniyor. İsrail sadece terörist değil, dünya ekonomisinde söz sahibi.

Öyledir ki Trump da Amerika'dan onun düdüğünü öttürüyor.

...

Demek oluyor ki mesele önce biziz sonra İsrail... Ruh bozulunca beden nasıl hasta oluyorsa, kişiler de tayt giymeye başladıklarında özden itibaren devlet sedyede kalıyor, kalkamıyor. Geçmişte Şimon Pers’ın ülkeye davet edilerek mecliste konuşturulmasının nedeni de budur. Bir nevi vefa borcu, para pul meselesi, bağımlılık...

...

Demişti ya Recep, uşağum vuracağum amma ayakta duramayurum.

Sarhoş olan Recep yoldan geçene kafa tutunca adam vurduğu gibi yerlere seriyormuş. Arkadaşı avazı çıktığı kadar bağırıyormuş:

“Ula Recep rezil ettun beni, o çelimsiz adama vursana daha..!”

“Vuracağum amma, görmüyor musun ayakta duramayurum.”

...

Mesele ayakta durabilmek... Duramazsan yıkılırsın, atışların hep havaya gider. Bir de şu kafa meselesi, bir asırdır bu milleti vesayetin kölesi haline sokan inkılaplar diye takıldık bir türlü kendimize gelemiyoruz...

Uykumuz ağır, bakış açımız dar...

Zannediyoruz ki ağacın altında gölgelenerek yaptığımız dualarla işi bitiriyoruz, bitmiyor, o duaların da menziline varması uzak bir ihtimal. Uyku meselesi, uyan da duanı öyle yap... 

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2482/uykumuz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar