Cehenneme hoşgeldiniz

Ben Anadolu çocuğu. Ezana vurgun vatan sevdalısı, bayrak sevdalısı, millet sevdalısı ve en önemlisi Allah ve Resülü’nün sevdalısı. Ben Anadolu delikanlısı. Vatanın delisi, bayrağın delisi, milletin delisi. Dahası Allah delisi. Mevlânâ der ki; “Ey göklerin Ahmed’i kim sana dil uzatacak olsa onların karşısında kahır fırtınası kesilir, bal şerbetlerini zehre çeviririm” Mevlânâca bir aşkla dinime kim dil uzatacak olursa, bayrağımı kim indirecek olursa, ezanımı kim susturmaya kalkışırsa karşılarında kahır fırtınası kesilen ben Anadolu çocuğu.

Gençliğimi hiçbir karşılık beklemeden bu vatana feda etmişim… Ne de güzel etmişim. Hira dağı kadar Müslüman, Tanrı dağı kadar Türküm demişim. İ’la-yı kelimetullah demişim. Turan demişim. Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmişim. Malazgirt’te Alparslan, İstanbul’da Fatih, üç kıtada Yavuz olmuşum. Çanakkale’yi geçirtmeyen ben, İstiklal harbinde düşmanı denize döken Mustafa Kemal ben. Kafkaslarda Şeyh Şamil, Kudüs’te Selahaddin Eyyûbi ben olmuşum. Medine müdafaasında Peygamber sevdalısı Fahrettin Paşayım ben. İstiklal marşını yazan Mehmet Akif benim. Benim amma…

İstiklal marşıyla işkenceye uğrayan yine benim. Yahu ben İstiklal marşının sevdalısıyım, söylerken aşktan ağlayan ben. Bu nasıl zulümdü böyle. İstiklal marşını işkence aleti haline getiren zalimler için “Yaşasın zalimler için cehennem” diye haykırmaktan başka ne diyebilirim ki? Allah delisi, vatan sevdalısı olan ben, sabah akşam jopların altında inleyen yine ben oldum. Tuttular bir gün beni. Vatan haini deyip işkencelere uğrattı yezitler. Sorsan Müslümanım der “netekim paşa.” Kendince adildir güya “eşitlik olsun diye bir sağdan, bir soldan astık” diyen zalim. Sanki çamaşır asıyor alçak.

“Cehenneme hoş geldin” kafeste başlar. Artık sen bir insan değil hayvandan beter yok edilesi bir varlık haline getirilirsin. Kaç yıl kalacağını bilmediğin bu cehennemde başlar joplar ellerine inmeye acımasızca. Ben dört yıl kaldım. Muhsin başkan 7.5 yıl kaldı. On yıl kalan var. Bu jopları sayabilen var mı? yüzlerce komik kalır. Binlerce jop biri iner biri kalkar. Lasonil kremi su gibi yoldaş olmuş bize gece gündüz. İnsanlık onurumuz ayaklar altında. Tuvalete giderken bile “komutan!”dan izin almak. Adımız “ulan” soyadımız “ulan”. Vurun ulan vurun ama gururumuzu, insanlığımızı bize bırakın. “Memleketine doğru domal ulan”. Ulan sen memleket nedir bilir misin? Bu memleket için canını veren ben. Gençliğini veren ben. İstikbalini veren ben. Bir yatakta üç kişi. Bu nasıl bir taksim böyle. Bu jopladıklarınızın her biri Yavuz, Fatih, Alparslan, surlardaki Ulubatlı Hasan.

Bir gün değil, haftada bir değil, ayda, yılda bir değil. Hergün her saat. CEHENNEME HOŞ GELDİN.

Sayım günde iki, bazen üç kez zulüm. Kapılar açıldığında vallahi ve billahi hiçbir hayvan ağılı böyle boşaltılmaz. Askerlerin hayvanca bağırtıları arasında koridora diziliş. Yerini alana kadar kaç jop yediğini sayamazsın. Pantolonun altında gıdasızlıktan zayıflayan bacaklar morarıp kangren olmasın diye giyilen kat kat içlikler. Başınızın üstündeki tavandaki yazıyı okuyacak gibi başlar yukarıda. En ufak bir kıpırdanmada askerlerden üçü beşinin indirdiği joplar. Put gibi duracaksın putperestlerin karşısında. Askeri komut gelir. Gelmez olası dedirten bir sesle “İstiklal marşı beşinci kıta başla”(her gün değişir bu rakam) “altıncı kıta başla”, “ üçüncü kıta başla” “dördüncü kıta başla” “Atanın Gençliğe hitabesi başla” hele ki zulme doymamışlarsa bu alçaklardan o zaman bir komut gelir “Onuncu yıl marşı başla” kendileri birinci satırını bile okuyamayacak kadar cahil olan bu askerlerin karşısında eğer herkesin söylediğinin aynısını söyleyemezsen vay ki vay. Yerlerdesin falakadasın. Mahşeri düşünemeyenler için Mahşer yeridir SAYIM. Bir baba öz oğluyla aynı koğuştaydı. Baba sayımda bu komutları yapamayınca indirdiler falakaya. Oğul İstiklal marşının bilmem kaçıncı kıtasını okurken bağıra bağıra, baba falakada “yandım anam, Allaaaaaaah” diye bağırıyor. Oğul sakladığı gözyaşları ile babasına hiçbir şey yapamıyor. CEHENNEME HOŞ GELDİNİZ.

Yine acımasız joplar eşliğinde koğuşa döndüğümüzde bir cehennem daha. Tüm yataklar parçalanmış. İçlerindeki tozlu çaputlar ortaya dökülmüş. Tüm çantalar ortalığa boşaltılmış. Mutfaktaki reçeller, sıvı ve katı yağlar baharatlar bu elbiselerin içine dökülmüş. Kapı kapanır ve bir zalim komut daha “!0 rakika için eski halinde olacak. Anlaşıldı mı lan” “anlaşıldı komutanım” hay senin komutanının…. “Arkadaşlar bu don kimin?” CEHENNEME HOŞGELDİNİZ.

“oğul eline bir şey mi oldu? Hadi oğlum elini bir göreyim” “Yok ana bir şey yok” “N’olur oğlum elini bir göreyim” Göremezsin ana diyemiyor. Elini arkadan bağlayacaksın. Yoksa görüştürmezler. Vazgeç ana diyemiyor. Moraran elini gösteremiyor. Vurdular ana vurdular. Senin kıyamadığın kuzuna kıydılar ana kıydılar diyemiyor. 5 dakika bitiyor. “Ana bir dahaki aya gelme yorma kendini ben çok iyiyim ana” “Olmaz oğul seni görmeden edemem oğul. Örgü yapıp satıyom. Otobüs parasını denkleştirince yine gelirim oğul” Gelme ana… gelme ana… ben dayanamıyom gelme anaaaaaa…. CEHENNEME HOŞGELDİNİZ.

“Kim lan o ses yapan gelsin” “Yapma komutanım. Gündüz vaktindeyiz. Kendi aramızda konuşuyorduk. Kur’an okuyorduk” diyemiyorsun. Konuşmalar fısıltı ile olacak yoksa dayak. Uzatırsın elini demir kapının mazgalından. İki elin gireceği mazgal deliğinden geri çekemezsin. Joplardan şişen elin geri sığmaz mazgal deliğine. Kur’an-ı Kerim’i gündüzleri sessiz okumak daha efdal diyormuş hocalar. Hocam ben Kur’an-ı Kerim’i gündüzleri de sesli okumak istiyorum. Özledim hocam. Bağıra bağıra Kur’an okumayı özledim yıllardır. Yıllarca fısıltıyla konuşmak nedir bilir misiniz?

Ben asker denince selama duran. Çocukluğumda “büyüyünce ne olacaksın?” diye soranlara “asker olacağım” diyen ben. Ben asker olmayacağım. Ben zalim olmayacağım. Ben Haki renkli hiçbir elbiseyi, çorabı giymeyeceğim. Benim ne suçum vardı. Orak çekiçli rus bayrağını çekenleri Türk bayrağını yakamasınlar diye savaşmak mıydı benim suçum. “Devlet varken size ne lan” diye dövdüler, jopladılar. Ulan vicdansızlar söyleyin devlet neredeydi? Hangi delikteydi. Meydanlarda biz vardık. Üniversitelerde, liselerde biz vardık. Siz neredeydiniz? Bayraklar yakılırken, hakim oldukları mahallelerde ezanlar susturulurken neredeydiniz? Biz vardık sokak sokak nöbetteydik sabahlara kadar siz neredeydiniz?

Biz ihalesiz sevdik vatanı, biz çıkarsız sevdik vatanı. Fakir gariban Anadolu çocuklarıydık. Komünistlere kasa kasa meyve sebze gelirken Ramazan orucunu üç zeytin sana, iki zeytin bana diyerek tutanlar bizlerdik.

İdama giderken haftada üç hatim indiren Ali Bülent Orkan’lar, Mustafa Pehlivanoğlu’lar, Cevdet Karakaş’lar, Fikri Arıkan’lar, Cengiz Baktemur’lar, Ahmet Kerse’ler, İsmet Şahin’ler, Celladından helallik dileyen Halil Esendağ’lar, Selçuk Duracık’lar bizdik. İdam sehpasında çiseleyen bir yağmurda tekbirlerle ölümsüzlüğe yürüdüğünde sallandıktan sonra yönünü kıblede sabitleştirip duran şehitler bizdik.

Biz ihalesiz sevdik vatanı. Vurun ulan vurun. Vursanız da, assanız da bu vatanı sevmekten vazgeçiremeyeceksiniz bizi. Yine Allah delisi, vatan delisi, bayrak delisi olmaya devam edeceğiz. Sizi delirtene kadar.

Yok yok başka söze gerek yok. Tüm zulüm yaşanmış cezaevleri ve işkence haneleri temsilen Mamak cehenneminin filmini yapıp izlettireceğim inşallah. Dualarınızla.

Biz çağın Kerbela’sını yaşadık. Mamakta ben Hüseyin (rahmetullahi aleyh) aşığı oldum.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2486/cehenneme-hosgeldiniz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar