Doç. unvanı, “hangi tarihten” itibaren geçerlidir?..(5)

“Doç.unvanı alan akademisyenin kadrosu, bir ay içinde verilebilmelidir.”

Konuya hazırlanırken baktık ki, akademisyenler tweetterde; “7100 Sy.yasadan” ve “Doç.sözlü sınavın kaldırılıp gibi yapılıp kaldırılmamasından” -doğal olarak- çok rahatsızlar.

O zaman, uygulanmayacak  7100 Sy.yasa neden çıkarıldı?

Kimler yararlandı?

Akademik barış böyle mi olur?

Böyle mi sağlanır?

"Kara listeye düşenlere KDV matrah artırımı ile beyaz bir sayfa açma imkanı getirildi. Hazine ve Maliye Bakanlığı tebliği ile ‘özel esaslara tabi mükellef' statüsüne alınanların, son vergi affı kapsamında KDV artırımı yapmışsa bu statüden çıkarılmasına karar verildi." Bu ve kader mahkumlarına af v.b. gibi haberleri, okudukça, akademisyenler olarak üzülüyor, heyecanımız yok oluyor…

Üniversitelerde uyuşmazlık çıkan konulardan bir tanesi de, Doç. unvanının hangi tarihten itibaren kazanılacağıdır. 7100 Sy.yasa ile, işler  daha da karışmıştır.

YÖK Doç. olduğu halde, çeşitli nedenlerle (İdarecilerle ya da Rektörle uyumsuzluk v.b.)  kadro verilmeyen ve bekleyen bir  çok Doç. vardır.

Aynı zamanda sınavı vermiş ve YÖK Doç. olmuş, akademisyenler arasında ayrım yapmak, “etik” olarak doğru değildir. Bu da, “kul hakkı yemek” tir. Bu konu da -maalesef- yargının konuları arasına girmiştir.

Oysa; “adayın Doç.unvanını almasını takip eden bir ay içinde kadro ilanı verilerek, kadroya geçirilecektir” şeklindeki bir yönetmelik,  bütün sorunları çözecektir.

Çünkü, Doç.  unvanının kazanılma tarihi; “Prof. atanmada, yönetmelik gereği 5 yıl bekleme süresi hesabı ve unvanın getirmiş olduğu maddi kazançlar açısından” da önem taşımaktadır.

Bilindiği üzere Doç. sınavı “eser inceleme aşaması” ile “sözlü aşama” olmak üzere 2 aşamadan oluşmaktaydı. (7100 Sy.yasa ile kaldırıldığı halde, bir çok üniversite sözlü sınav istemektedir.)

İşte taze örnek: M.K.Üniversitesi kadro ilanından; (https://www.akademikpersonel.org/anasayfa/mustafa-kemal-universitesi-akademik-kadro-ilani-6.html)

“4 – Doçent kadrolarına müracaat eden adaylardan Doçentlik Sözlü Sınavına girmemiş olanlar “Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Kriterleri” uyarınca Üniversitelerarası Kurul tarafından oluşturulacak Jürilerce Üniversitemiz tarafından yapılacak Doçentlik sözlü sınavında başarılı olmaları gerekmektedir.”

İlk eser inceleme komisyonu, jüri belirlenmesi, jürilerin onaylanması, dosyaların jürilere gönderilmesi (7100 Sy.yasa ile elektronik gönderim kararı alınmıştır, ancak; mesela müzik alanında CD, Slayt,Konser videoları v.b. çalışmalar yine posta ile ulaştırılmaktadır), raporların jüri üyeleri tarafından Üniversitelerarası Kurul’a gönderilmesi (jüri üyelerine çok sayıda görev verildiğinden, sürekli geciktirilmektedir), sonuçların açıklanması, etik inceleme ve soruşturma süreci, en az 1 yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır.

İdari yargı organların intikal eden olaylarla bu sürenin uzadığını ve Doç. adayının mağdur edildiğini geçen yazımızda belirtmiştik.

Geçen sürenin, aday lehine devam etmekte olduğu varsayıldığında, Doç. adayları, sonuçların açıklandığı gün “başarılı olarak” değerlendirilmişlerse, Doç.  unvanını almaya hak kazanmaktadırlar. (Daha önceleri, Doç. unvanının kazanılmasının son aşaması olan sözlü sınav aşaması gecikebilmekteydi.)

Bazı adaylar, idareden kaynaklanan  hatalı işlemlerin iptal edilmesi nedeniyle Doç. unvanını geç aldıklarını gerekçe göstererek, Doç. sınav sürecinin, “idari dava olmasaydı Doç. sözlü sınava girecekleri ve böylece Doç. unvanını alacaklarını” belirterek, geçmişe yönelik Doç. belgesi düzenlenmesini talep etmişlerdir. Bu konu ilk derece mahkemesi önüne gitmiş ve idare mahkemeleri tarafından birbirinden farklı kararlar verilmiştir. Sonunda, Danıştay 8.Dairesinin bu konuda yerleşmiş içtihatları ile konu vuzuha kavuşmuş ve; Doç. sınav sürecinin belli aşamalarında idareden kaynaklanan hatalar bulunsa ve sözlü sınav aşaması gecikmeli olarak yapılsa bile, Doç. unvanına her halükarda fiilen sözlü sınavın yapıldığı tarihinden itibaren hak kazanılacağı ve ihtimali hesaplardan hareket edilerek (idarenin hatalı işlemi olmasa daha önce doçent olunabileceği) geçmiş tarihli Doç. belgesi düzenlenemeyeceğine karar vermiştir. Yani, aday; sözlü sınavda başarılı olduğu takdirde, süre o gün başlayacaktır.

Ancak, 7100 Sy.yasa ile sözlü sınav  -göreceli olarak-  kalktığı için, süre, jüri raporlarının olumlu gelmesi ve adaya “başarılı bulunduğu bildirildiği tarih” olarak kabul edilecektir.

Bu konuda tartışma; bazı üniversitelerin 7100 Sy. yasaya rağmen, sözlü sınav istemeleri ile yaşanacaktır.

“Aynı alanda” başvuran adaya, üniversitelerin sözlü sınav isteme/istememe durumu da yargının “yeni meselesi” olacaktır.

Öğretim Elemanları Sendikası Genel Başkanı Vahdet Özkoçak’ın görüşü şöyle; “Yine doçentlik şartları eski sisteme göre ciddi olarak zorlaştırılmasına rağmen sözlü sınav kalkmamış, üstüne üniversitelere atama şartlarında arttırma yetkisi verilmiş ve bu atama şartları da küçük büyük üniversite fark etmeksizin üniversiteler tarafından giderek arttırılmaya başlanmıştır. Elbette doçentlik gibi önemli bir kadronun belirli şartları olması ve adayların emek sarf etmesi gerekiyor. Ancak burada önemli olan zorlaştırmak için adayları bıktıracak mantıksız şartlar değil mantıklı ve niteliğe yönelik şartlar olmasıdır.”

Ayrıca; bir üniversitede “sözlü sınav yapılmayan Doç.”, başka bir üniversiteye başvurduğunda “sözlü sınava alınması uygulamasından” hemen vazgeçilmelidir.

Yine, Dr.Öğr.Üyesi, Doç., Prof., olan akademisyenin, başka bir üniversiteye geçerken; tekrar  aynı kriterlerden geçirilmesi, yabancı dil sınavları yapılması v.b. uygulamasına da son verilmeli, sadece dosya istenerek kurulacak jürinin oluru ile işlem bitirilmelidir.

“Zorunlu hizmet taşınması durumu hariç bu özel haklardan faydalanamayan ender meslek kollarından biri akademisyenliktir. Özellikle eş ve sağlık durumu gibi zarureti belirli şartlar ile kanıtlanmış hallerde, geçiş yapılacak üniversitenin asgari şartları da sağlanıyor ise kadro ilanına gerek kalmadan naklen geçiş hakkı olmalı ve insanların aile birliğini kurmasının ve ender hallerde gerekli olabilecek iyi sağlık şartlarına ulaşmasının önündeki engeller kaldırılmalı. Hem ebeveynler hem de yeni yetişen nesillerimiz için aile birlikteliğinin sağlanması bir ihtiyaçtan öte ülkemize faydası gereği zorunluluk” (Öğretim Elemanları Sendikası Genel Başkanı Vahdet Özkoçak)

Amacımız; kurumsallaşmayı ve gelişmeyi  önleyen uygulamaların ortadan kaldırılmasıdır..

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2488/doc-unvani-hangi-tarihten-itibaren-gecerlidir5.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

S.Yavaş
18.09.2018 08:57
Hocam alanlar farklı da olsa benzeri sıkıntıyı sosyal bilimlerde de yaşadığımız aşikar. Bana göre öne çıkan en büyük problem derslerin işleyişinde tam anlamıyla, boşluk bırakmayacak şekilde açıklamalı ve kolaydan zora gidecek bir sistemin eksikliği. Hoca bir şeyler anlatıyor, büyük ölçüde onu ezberlememiz gerekiyor. Neden ezberledigimizi bulmak içinse ek olarak daha fazla vakit ayırıp daha fazla okumamız gerekiyor. Neden bunu ders veya derse hazırlanma saatinde öğrenmeyelim de "boş vaktimizi" kullanalım? Tespitleriniz ve çözüm önerileriniz aşağı yukarı tüm alanlar için doğru ancak bu arada gözden kaçırmamamiz gereken şey bu "öğretememe" problemi ne zaman ortaya çıktı sorusu. Türkiye'de ne zamandan beri böyle bir sorunla boğuşuyoruz. Cumhuriyet'in ilk yıllarında yetiştirilen akademik kadroların ürünleri -özellikle sosyal bilimlerde ve tarih alanında- hala geçerliliğini koruduğu gibi üzerine eser üretilemedi. Öyleyse buradan sonra bir kopukluk olmalı. Bu kopukluk sizce nedir?

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar