Hainler cenneti memleketim

M. Charles Mismar anlatıyor: “Şu fıkrayı, Başvekilimiz Compte de Montauban’ın hususi sekreteri Felix de Palitan’dan dinledim: Fransa, Süveyş Kanalı’nı açtırmak, Girit’i Yunanistan’a vermek, Kudüs’teki mukaddes yerlerin Katoliklere ait olanlarının idaresini eline almak gibi Bab-ı Ali’nin kolaylıkla kabul edemeyeceği arzularını, Sultan Aziz’in Paris seyahati münasebetiyle tazelemek istemişti. İmparator (III. Lui Napolyon), Fuad Paşa ile konuşurken, bu meselelerin Osmanlı Devleti için zaten birer dert olduğunu söyleyerek der ki: “Yorgun omuzlarınızdan bu illetleri atınız. Devletinizin ne kadar zayıfladığı, bütün dünyaca biliniyor.”

Bu sözler üzerine Fuad Paşa güler:

“Haşmetpenah, Siz bendenize Türkiye’den gayrı bir başka devlet gösterebilir misiniz ki, üç yüz yıldır, dışarıdan sizler, içerisinden bizlerce devamlı tahribe mukavemet edebilmiş olsun… Evet, üç yüz senedir siz dışarıdan, bizler içeriden bu devleti yıkamadık, hatta sarsamadık.”

Biliyorum, bu hikâyeyi çok dinlemişsinizdir, ama yine de hatırlatmak istedim.

Gerçekten de iklimi itibariyle her türlü bitki, sebze ve meyve açısından mümbit olan güzel memleketim, ne hikmetse vatana ihanet edenler açısından da az zengin değildir.

Dün olduğu gibi bugün de ihanet edenler hiç eksik olmamışlardır. Dün Osmanlı Sarayında da bu tür alçaklar mevcuttu. Anlatıldığına göre, Sultan Mahmud’un Sarayı’nda Nişancı (Müsteşar, baş danışman) iken Fener Rum Patrikhanesi ile işbirliği yaparak Yunanistan’ın bağımsızlığına vesile olan hain Halet Efendi, sürgün edildikten sonra kellesi uçurulmuş ve vasiyeti üzerine Galata Mevlevihane’sine gömüldü. Mezar taşında şunlar yazılıdır:

Ne kendi eyledi rahat, ne verdi millete huzûr,

Yıkıldı gitti cihandan dayansın ehl-i kubûr…

Elbette hainlerin def olup gitmeleriyle bir yerler rahat edebilir, kabir ehli ne çeker onları bilemeyiz.

Bildiğimiz bir şey var ki: “Allah hainleri sevmez.” (Enfal, 8/58).

Bazı hainlerin nasıl kolayca elde edildiğini ve yoldan çıkarıldığını Jay Gould, bizlere gayet açık bir şekilde izah ediyor. Jay Gould, Amerika’da büyük demiryolu ağlarına sahip güçlü bir patrondu, 1885’lerde bu patrona ait 15.000 millik demiryolu ağında başarılı bir grev gerçekleşince, şöyle demişti: “İşçi sınıfının yarısını parayla tutup diğer yarısını öldürtebilirim.”

Çoğunlukla ihanete giden yol, parayla, ikbal ile bazen de menfaatle döşenmiştir. Bunlardan pay alanlar veya pay kapmak isteyenler, hiçbir değeri makbul görmezler. Bu amaçları uğruna, her türlü değeri ve kıymet hükmünü arkadan dolanmaya hazırdırlar.

Hiçbir memlekette, devletine, vatanına ve vatandaşlarının değerlerine ihanet edenlere hayat hakkı tanınmamıştır. Benim güzel memleketim hariç. Bizde çoğu kez bu hainler, ihanet ettikleri devletin beslemeleri durumuna da geçerler. Otladıkları devletin sofrasını, karınları doyduktan sonra rahatlıkla tekmelerler. Merhum dedemin bana tavsiyelerinin biri şöyleydi: “Yavrum, ekmeğini yediğin sofrayı sakın ha tekmeleme.” Bu sözler, ne yüce bir bağlılık duygusu ve dürüstlüğü ifade etmektedir.  

Oyunu aldığı ve maaşından nimetlendiği millete ihanet edenleri de görmedik mi? “Türkiye, İran ile savaşırsa İran safında yer alırım” diyen hain milletvekili, başka bir ülkede olsaydı, ona mecliste bir sonraki öğle yemeği dahi yedirmeden derdest ederlerdi. Biz de ise bu zat, bütün forsuyla arz-ı endam etmeye devam etmektedir. İhanet içinde olanlar, devletin çeşitli makamlarında ve makamların tanıdığı imkânlarla yıllarca sefa sürmediler mi?

Elbette bizim gibi davranmayan veya düşünmeyenleri, hemen ihanet yaftasıyla mahkûm edemeyiz. Burada ihanetleri belgelerle tescil edilenleri kast ediyoruz.

Hz. Ömer, ihanet edenlere karşı nasıl davranmamız gerektiğini şöyle izah eder: “İnsanlar, Allah’a ihanet ettiklerinde onlara ikramda bulunmayınız; Allah onları zelil kıldığında, siz aziz kılmayınız; Allah onları uzak tuttuğunda, siz yakın tutmayınız!”

Biz daima memleketimizden, devletimizden, vatanımızdan, bayrağımızdan taraf olmuşuzdur; her zaman kim olursa olsun hainlerle aramıza uzun mesafeler koymuşuzdur. Hayatımız bu tür insanlarla mücadele ile geçmiştir. O yüzden hainlerin müsamaha ile karşılanmalarına gönlümüz asla razı olmaz!

Her vakitte Resulullah’ın (s.a.v.) şu duasını da tekrar ederiz: “Allah’ım, kalbimi nifaktan, amelimi riyadan, gözlerimi ihanetten, dilimi yalandan temizle; muhakkak ki sen ihanet eden gözü ve kalplerin gizlediklerini bilirsin.”

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2489/hainler-cenneti-memleketim.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar