Kerbela yazıları-3: Bir yudum su

Ubeydullah hain Şimr ile bir fermanı Kerbela’ya gönderir.

Şimr Kerbela’ya ulaşır ulaşmaz Ömer bin Sa’d ve Hürr’le konuşur. Hürr,

   – Doğru ama Yezid İmam Hüseyin’in biatını almadan asla bırakmaz ve razı olmaz. Ömer bin Sa’d:

   – Bizim bu işi tez zamanda bitirmemiz lazım… Hürr,

   – Hüseyin’in ikna edilmesi lazım yoksa çok kan akacak… Ömer bin Sa’d

   – İkna olmuyor. Başka çaresi de yok. Ya biat ya ölüm!... Hürr,

   – Hayır ölüm asla olmamalı. Rasulullah’ın reyhanı o, kanı nasıl dökülür? Şimr yanlarına gelir:

   – Dökülücek. Hüseyin’in kanı dökülmeli. Al, oku fermanı. Kûfe valisinden, Ubeydullah bin Ziyad’dan. Hürr,

   – Hele dur çok terlemişsin. Dinlen biraz. Şimr,

   – Atım benden daha terli ama acelemiz var. Halk ayaklanmadan ya biat, ya ölüm.. Emir böyle..

Ömer bin Sa’d, fermanı alır dikkatlice okur, sonra Hürr’ün de okuması için ona verirken,

   – Çok acımasız. Kadınlar var çocuklar var. Nasıl susuz bırakılacak? Hürr,

   – Vali Onların susuz bırakılmasını bir damla bile su verilmemesini istiyor. Gerçekten çok acımasız ve zalimce. İnsan nasıl bu kadar merhametsiz olabilir?  İmam Hüseyin bana, askerlerime ve atlarımıza bile su vermişti.

Şimr haince kahkaha atarak,

   – Bırakın merhameti, size verilen emri yerine getirin. Siz hala olayın farkında değilsiniz. Eğer ona merhamet ederseniz, Yezid sizi paramparça eder.

Ömer bin Sa’d şaşkınlıkla Hürr’e bakar. Şimr:

   – Ömer bin Sa’d sen komutanlığı yapamayacaksın galiba… Hahaha… Valinin emridir yapamayacaksan komutanlığı ve Rey valiliğini bana bırakacaksın. Ömer bin Sa’d:

   – Yerime göz mü diktin? Ubeydullah ne dedi?

   – Ömer yapmazsa sen yap. Ömer’in de başını vur dedi.

Ömer bin Sa’d, düşünür dolaşır ve askerlere dönerek talimat verir,

   – Suyun önünü kesin, atlıları, okçuları yerleştirin. Hüseyin ve ailesi bir damla su içemesinler. Gelen olursa vurun… Şimr,

   –Elimize fırsat geçmişken fırsat kaçırılmamalı. Hüseyin’den biat almadıkça bu işin sonu gelmez. Ya biat ya ölüm.

Ömer bin Sa’d ve Hürr acı acı ona bakarlar…

BİR YUDUM SU…

            İmam Hüseyin radıyallahu anh’ın ailesi, akrabaları ve az sayıdaki askerleri susuzluktan çaresizdirler. Aralarında kadınlar ve çocuklar vardır. Abbas iki askeri su almaya gönderir. Yezid’in askerleri su başında önlerini keserler,

   – Gelenler var. Bunlar İmam Hüseyin radıyallahu anh’ın askerleri değil mi? Siz kimsiniz ne istiyorsunuz? Yaren Nâfi cevap verir,

   – Yabancı değiliz. Asker,

  – Sen misin Nâfi? Söyleyin bakalım ne istiyorsunuz?

   – Su , su istiyoruz.

   – İç Nâfi iç senden suyu esirgemiyoruz.

   – Biliyorsunuz ki İmam Hüseyin radıyallahu anh’ın çadırlarında bir damla su yok. Çocuklar susuzluktan yanıyor. Annelerin sütü kurudu. Onlar için su almaya geldik.

   – Siz içebildiğiniz kadar için ama çadırlara su götürmenize izin yok. Bir damla su yok.

   – Vallahi İmam Hüseyin ve çadırlarındakiler içmeden ölürüz de bir damla su içmeyiz.

   – Dedim ya onlara bir damla su yok.

Kılıçları çekerler, çarpışırlar ve iki yâren de öldürülür…

Bir yudum su.. Bir yudum su.. Bu ne zulüm..Bu ne zulüm.. İmam Hüseyin’in çadırlarında su tükendi. Kadınlar var, çocuklar var, hastalar var. İmam Hüseyin oğlu Zeyn’il Abidin’e su lazım. İleride Fırat gürül gürül akıyor. Fırat’a giden yolu kestiler 500 askerle. Bu ne zulüm asker? Bu ne zulüm? İmam Hüseyin’in yolunu Kerbela’da kestiğinizde size su vermemiş miydi? Hatta atlarınıza bile. Nâfi su içmez. Çadırdakiler ve İmam Hüseyin su içmeden ölür de içmez. O gerçek bir dost.

Su, bir yudum su… Annesi şimdi ben su dedikçe yanındaki çocuğun susadım mı diyor. Haydi çocuklar susuz kalmasın. Hiç olmazsa şu hüzünlü Muharrem ayında bardağa su doldurup besmeleyle dudaklarına götürürken Kerbela’yı hatırla. Çadırlardaki susuz çocukları hatırla, altı aylık bebek Ali Asgar’ı, altı yaşındaki Rugayye’yi, hasta Zeynel Abidin’i, Ali Ekberi, Zeyneb’i, Hüseyin’i hatırla.

İMAM ZEYN’EL ABİDİN’İN HATIRASI

O gün Kerbela’daki çadırında yerinden kıpırdayamayacak kadar hasta olan İmam Hüseyin’in oğlu Zeyn’el Abidin.

Kerbela’dan yıllar sonra İmam Zeyn’el Abidin, kurban kesen Müslümanların yanından geçiyordu. Sordu onlara “Kurbanınızı keserken kendini kesecek bıçağı görmesin diye kurbanın gözlerini kapadınız mı?”, “Kapadık” dediler. “Kurbanınızı kesmeden önce ona suyunu içirdiniz mi?”,  “İçirdik” dediler. İmam Zeyn’el Abidin hıçkırıklarla ağlayarak kurbanın başına çöktü. “Benim babam Hüseyin’in Kerbela’da bir yudum su içirmeden başını kestiler.”

Hüseyin.. Hüseyin.. Benim babam Hüseyin’in başını bir yudum su içirmeden kestiler. Hüseyin.. Hüseyin..

NE ZAMAN SU İÇERSENİZ HÜSEYİN’İ HATIRLAYIN..

Rasulullah’ın reyhanı Hüseyin. Ne zaman bir susuz görürseniz Hüseyin’i hatırlayın. Ne zaman su içerseniz Hüseyin’i hatırlayın.. Hüseyin.. Hüseyin.. Daha Muharrem’in altısı. Muharrem’in onuna daha üç dört gün var. Nasıl geçecek bu günler susuz? Doktorlarla görüştüm. “Doktor bey bir insan kaç gün dayanabilir susuzluğa. Doktor bey ya çocuklar doktor bey?..” Bir gün dedi belki bir buçuk gün. Daha üç dört gün var Muharrem’in onuna. Bu nasıl bir zulüm, bu nasıl bir zulüm? Antakyalı var mı aranızda? Antakya’ya giderken yokuşta bir Belen var. Orada yaşayan Belenli Ali Baba, Peygamber aşkına, Ehli Beyt aşkına, Kerbela acısına, Hüseyin aşkına, ömründe 23 sene su içmemiş. Bir yudum su…

Kerbela.. Kerbela.. Bu nasıl bir zulüm böyle? Bu nasıl bir zulüm?

Bir yudum su… Bir yudum su…

9 MUHARREM PERŞEMBE

 Tasua gecesi. 9 Muharrem Perşembe. Mübarek Cuma Gecesi… İmam Hüseyin Kufelilere dedi ki, “Beni siz çağırdığınız için geldim buraya. Madem ki şimdi beni istemiyorsunuz, öyleyse çekilin yolumdan. Ya Hicaz’a döneyim, ya da sınır illerine gidip cihad ede ede öleyim.” Ama çekilmediler yolundan illa ki biat istiyorlar.

İmam Hüseyin biliyor, yarın neler olacak biliyor. O gece çadırlarda ailesini, yetmiş iki yarenini ve akiloğullarını topladı ve onlara şöyle dedi:

“Ey benim vefalı ailem, çok zor ve metin bir gündeyiz. Hepiniz bana yarenlik ettiniz. Bu mihnetli ve belalı çöle benimle geldiniz. Anlaşılan o ki, bu fasık güruhta insaf yok, benim katlimi istiyorlar başımı Yezid’e götürecekler. Vallahi sizler de emin olun ki bu hedeflerine ulaşmadan vazgeçmeyecekler. Ben biatımı üzerinizden kaldırıyorum. Gitmek isteyen kim varsa gecenin karanlığına sığınsın ve gitsin. Ama kalan olursa bilsin ki bu yolun sonu ölümdür, şehadettir. Onların derdi benimle, sizinle değil. Gitmek isteyenler gecenin sabahında yakın köylere varmış olurlar. Hiç birinizden şikâyetçi değilim. Hiç birinize gönlüm kırgın değil. Gitmek isteyenlerden tek isteğim var bana ve peygamber hanedanına yapılan bu zulmü ve vahşeti anlatsın tek isteğim bu.”

Çadırdakiler haykırırlar,

                 – Bize böyle söyleme, sen bize Rasulullah’ın emanetisin ya Hüseyin…

                 – Sana canımız feda ya Hüseyin! Seni asla bırakmayız.

                  – Vefasızlık etmeyiz, seni asla terk etmeyiz ya Hüseyin!

                  – Seninle ölmeye geldik ya İmam!

                  – Senin için bir değil bin canımız feda olsun ya Hüseyin!

Senin için bir değil bin canımız feda olsun ya Hüseyin. Hiç birisi, ama hiç birisi İmam Hüseyin’i terk etmedi o gece. Çünkü İmam Hüseyin Ehli Beytti. Ehli Beyt, Rasulullah’ın ümmetine emanetiydi. O gece, İmam Hüseyin, sabaha kadar ibadet etti. Allah’a kulluğu çok seven Hüseyin.. Aynı dedesi gibi, namazı çok seven Hüseyin.. Hüseyin namazda, Hüseyin duada.. Hüseyin secdelerde.. Biliyor İmam Hüseyin biliyor. Yarın sabah dünya başına yıkılacak. Ama dünya umurunda mı, dünya yıkılırsa yıkılsın. Onun bir tek derdi var, Allah’a kulluk…

Ah Hüseyin vah Hüseyin, gel de şimdilerde bizim halimizi gör Hüseyin. Kerbela derdinin yanında bizim dertlerimiz ne ki? Küçücük dertlerde yıkılıveriyor, Allah’a kulluğu terkediveriyoruz Hüseyin. Nerdesiniz gençler, nerdesiniz çağın Hüseyinleri, nerdesiniz çağın Zeynepleri? Kerbela’dan İmam Hüseyin’den mesaj var. Değil küçücük dertler, dünya başına yıkılsa Allah’a kulluğu terk etmeyecek Hüseyinler, Zeynepler nerdesiniz?

İmam Hüseyin namazda İmam Hüseyin duada o gece. Aynı dedesinin Bedr akşamı yalvarıp dua ettiği gibi. İmam Hüseyin duada…

“Ya Rabbi, Senden hakkımda hayırlı olanı istiyorum Allah’ım.” Bir fasıka bir zalime biat etmek hayır olamazdı. Bir zalime biat etmektense şehadet en kutlu hayırdı. Allah’ım senden hakkımda hayırlı olanı istiyorum Allah’ım.”

YARIN: 10 MUHARREM

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2505/kerbela-yazilari-3-bir-yudum-su.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar