Sessiz sedasız bir Ahilik Haftası daha kutlandı

Anadolu’nun Selçuklu Devleti zamanında İslamlaşması-Türkleşmesi yolunda ve Osmanlı Devletinin sağlam temeller üzerine inşa edilmesinde birinci derecede öneme sahip Ahilik teşkilatı, her yıl  17-23 Eylül tarihleri arasında Ahilik Haftası kapsamında çeşitli etkinliklerle kutlanır. Bu yılda yine sesiz sedasız sade törenlerle kutlandı. Ancak insanların bireyselleşerek, üretmeden tüketme kültürü hastalığına yakalanarak modern zamanın girdabına düştüğü şu günlerde, aslında insanımızın silkelenerek ayağı kalkması için gerekli reçetenin özü, Ahilik teşkilatının felsefesinde yatmaktadır. Döneminde iktisadi, kültürel, eğitim,  sosyal ve siyasi bir çok işlevi olan Ahiliğin dayandığı felsefe incelenerek, günümüz şartlarına uygun olarak  güncellenmeli ve hayata geçirilmelidir.Zira Ahilik teşkilatı, özelikle mesleki ve ahlaki eğitim, üretim ve tüketim kültürü, girişimci ve aktif bir gençlik yetiştirme boyutu ile günümüzde örnek alınabilecek özgün bir model olma hüviyetine sahiptir.

Ahilik anlayışı insanı maddi ve manevi yönü ile bir bütün olarak ele almıştır. Bu bakış açısı nedeni ile Ahiler  istihdam ettikleri çırak ve kalfaları emekleri sömürülecek bir meta değil ileriye yönelik yönelik meslek sahibi yapılacak birer insan olarak görmüşlerdir. Ebeveynler çocuğunu işyerinde ustaya teslim ederken kendilerini güven içinde hissetmiştir. Usta bu güveni suistimal etmeden, bir baba oğul şefkati ile bu emanetleri teslim almışlardır.  Çocukların meslek edindirilmesindeki bu yol ve yordamdan ötürü “yol atası soy atasından önce gelir”  ölçüsü toplum yapısına hakim olmuştur. Askerden dönen kalfanın öz anne babasından önce ustasına uğrayarak onun elini öptükten sonra kendi evinin yolunu tutar hale gelmesi bu ölçünün sosyal hayata yansımasıdır. Bu perspektif ustanın kendine teslim edilen çırağı iyi bir usta yapabilmek için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamasına sebebiyet vermiştir.     

Ahilik anlayışı çerçevesinde usta-çırak ilişkisinde iş başında eğitim veren usta, çırağın sadece işyerinde mesleki eğitiminden değil aynı zamanda ahlaki ve dini gelişiminden de mesul idi. İşyerinde mesleki eğitim, zaviyelerde ise ahlaki ve dini gelişime tabi tutulan çırak, bu yolla ilim ve irfan noktasında önemli mesafeler kat etmekteydi. Usta, çırağın işlediği tüm fiillerinden birinci derecede sorumluydu. Yani usta sadece bir işveren değil adeta bir baba rolündeydi. Bir usta ile çırağı birbirinden ayırmak mümkün değildi.  Menfaate dayanmayan bu ilişki anlayışında önemli olan sadakat idi. Bütün bildiklerini çırağına aktarma gayreti içinde olan ustanın, menfaati değil sadakati ön plana alarak yaptığı bu özveriyi, aile ilişkisi temeline dayandırmadan başka bir şeyle açıklanamaz. Yani Ahilik anlayışında, iş ve iş yerine dayalı sadakat, bireysel menfaatlerin önüne geçmiştir ki, bu aile ortamının iş yerinde içselleştirmesi ile sağlanmıştır.

Günümüzde işveren işçi ilişkisinde güven duygusu neredeyse sıfırı tüketmiştir. Tarihi köklerimize inildiğinde bu güven duygusunu Ahilik anlayışının nasıl tesis ettiğini net bir şekilde ortadadır. Bir, işyerini bir aile yuvası ortamına çevirmek. İki, kul hakkına riayet. Üç, helal kazanç anlayışının hakim kılınması. Bu bakış açısı işveren için mala hak etmediği halde fazla fiyat istememek, üretiminin ana unsuru olan işcinin emeğini işverenin sömürmemesi . Dört, işcinin ise alın teri akıtarak üretmek ve karşılığında ücretini hak etmek olarak açıklanabilir. Diğer bir anlatımla dürüst çalışmak, üretim kapasitesini artırmak, komşu esnafların ve sanatkar erbabının hakkına riayet etmek önemli ölçülerdi.

Günümüz ticaret anlayışının temelini oluşturan ana unsurlardan biri rekabettir. Rekabet anlayışı maalesef ki bugün firmaların birbirinden hem üretimin ana unsuru nitelikli insan gücünü transfer etme hem de müşterileri hile ile kendine çekme stratejisi üzerine bina edilmektedir. Ancak ahilik anlayışında firmalar arasında yardımlaşma ve dayanışmayı esas olmakla beraber rekabet kaliteli üretim yapma noktasında kıyasıya mevcuttu. Üretimin her aşamasında sosyal adalet duygusu ön planda tutularak sosyal huzur sağlanmaktaydı. Ahiliğin en önemli işlevlerinden biri de üretime durumuna göre sınırlandırma getirme, standart oluşturma, kaliteyi arttırma ve ücret belirleme olmuştur. Ahilik müessesi, kaliteli üretmeyen ancak pahalı satanlara karşı her zaman tüketici korunmaya çalışılmıştır.

 Ahilik müessesi bir kurum olarak tarihteki saygın yerini almıştır. Ancak bugün ekonomik dar boğazla mücadele eden ülkemizde üretim ve tüketim dengesini kuracak, israftan ve tembellikten uzak bir ekonomik ahlakın yeniden ihyası ve inşası için Ahiliğin beslendiği ölçüler net olarak ortadadır. Yapılması gereken Ahilik anlayışının temel dinamiklerinin beslendiği ana noktaları tespit ederek yeni bir ekonomik ahlakın tesis edilmesidir.

                              

           

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2516/sessiz-sedasiz-bir-ahilik-haftasi-daha-kutlandi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar