Necip Fazıl’ın Torsosu

  “Trump’ın Torsosu” başlıklı son yazıyı; “İnfial halindeki konuşmaları hiç dinlenilmese, müteharrik parmak, el, ayaklara hiç bakılmasa bile Trump’ın ihtizaz halindeki torsosu çok şey izhar etmektedir” diyerek bitirmiştim.  

Trump’ın torsosu çok şey ifade etmektedir; çünkü Trump, kendi torsosuna aşık, kendi torsosunu çok beğenen bir şahsiyettir.

*     *        *

“Torso”, Latince kökenli “trocia” kelimesinden neş’et eden bir kelime olup, “insana ait gövde” anlamında kullanılmaktadır. Ancak, torso tarifine “baş”, “kollar” ve “bacaklar” dahil değildir.

“Torsoyu beğenmek”ten bahis açılmışken sadece Trump’ı zikretmek isabetli olmaz. Kendi torsosunu beğenen bir kişiyi daha kaydetmek gerekir: Necip Fazıl KISAKÜREK

*        *        *

Necip Fazıl, kendi torsosunu çok beğenir, fazlaca ehemmiyet atfedermiş. O’nun bu sevgisini, yakın arkadaşı Mina URGAN’dan öğreniyoruz.

Mina URGAN 1915; Necip Fazıl ise, 1904 doğumludur. Mina ve Necip Fazıl, çocukluk ve ilk gençlik çağlarını çok yakın iki arkadaş olarak birlikte geçirirler.

*        *        *

Mina URGAN, ileri yaşlarda hatıralarını yazar; 1998’de neşreder. Necip Fazıl ile olan yakın arkadaşlığını “Bir Dinozorun Anıları” isimli kitabında anlatır.

Necip Fazıl, Mina ve ailesi ile o kadar yakındır ki, 1930’lu yıllarda soyisimlerin nüfus kütüklerine yazılması sırasında, Mina’nın ailesi için soyisim teklifini Necip Fazıl yapar. Necip Fazıl’ın teklif ettiği soyisim “URGAN”dır. 

Mebhus yıllarda, soyisim kayıtları yapılırken aileler, kendi suret ve siretlerine muvafık isimler tercih ederlermiş.

*        *        *

Anne ve babasının birkaç ayrılık yaşaması sebebiyle Mina’nın gençlik yılları biraz çalkantılı geçer.

Hatıratında anlattığına göre, soyisim tedkikinde Mina, zaten "çalışkan", "erdemli" veya "ulugönüllü" gibi manevi manaları olan bir soyismi peşinde değildir.

Kelime içinde “U” harfi bulunan bir nesne adını soyisim olarak almayı arzu eder. Bu arzunun mantıklı bir sebebi de yok aslında; sadece “U” harfini sevdiği için böyle bir isim düşünür.

Hadiseyi yakınen takip eden Necip Fazıl, arkadaşı Mina için "Urgan” soyismini teklif eder.

Mina, “Urgan ne demek?” diye sorunca Necip Fazıl, “Anadolu'da kalın ve dayanıklı ip manasına gelir” diye izahatta bulunur. Mina, kahkahalarla gülmeye başlar.

Nihayetinde Mina ve annesi, teklif edilen bu soyismi kabul eder.

Ancak Mina, Necip Fazıl’a, “Urgan” ismini, soyisim olarak neden teklif ettiğini sorar.

Necip Fazıl, latife olarak;

"Solculuğundan ötürü günün birinde nasıl olsa asılacağın için, bu soyadını sana uygun gördüm” diye cevap verir.

*        *        *

Necip Fazıl, kırmızı karakterli, çılgın bir gençtir. Üstelik bu çılgınlığını vesile ederek kendi kendini beğenmektedir.

Bu çılgınlığının “ırsî” olduğunu her daim ifade etmekte, cedlerinden böyle bir geni tevarüs ettiği için ayrıca gurur duymaktadır.

Mina URGAN’ın anlattığına göre Necip Fazıl, babasının nasıl çılgın bir kişilik olduğunu mütemadiyen arkadaşlarına anlatıp dururmuş.

*        *        *

Necip Fazıl'ın en çok sevdiği kelimelerden biri "torso" kelimesidir. Ancak kendisi oldukça kısa boylu, gövdesine göre bacakları fazlasıyla kısa, hiç de yakışıklı sayılamayacak biridir.

Fakat O, kendisini bir “âfet” ve bir “erkek güzeli” zanneder.

Mina URGAN, kitabında bir hatırasını şöyle anlatmaktadır:

“Ben, ondört yaşlarındayken, Necip Fazıl'ın üstündeki gömleğe göz koymuş; bu güzel mavi gömleği, benim eski bir gömleğimle değiş tokuş etmesini teklif etmiştim. Hiç de cimri olmadığından, buna hemen razı olmuştu”.

“Ama ben gömleğimi çıkartırken, sen odada bulunmamalısın” dedi.

“Neden bulunmayacak mışım ki? Pantolonunu çıkartmıyorsun, sadece gömleğini çıkartıyorsun” diye karşı koyduğumda, yaptığı açıklamayı hâlâ gülerek hatırlarım:

Benim yaşımda bir kız çocuğunun, böylesine güzel bir erkek torsosu görmesi doğru değilmiş. Çünkü onun torsosunu bir görürsem, ömrüm boyunca bu güzellikte bir torsonun özlemiyle yanıp tutuşacakmışım. Bunu hiçbir başka erkekte bulamayacağımdan ötürü de, hiç kimseye âşık olamayacakmışım, hayatım kayacakmış”.

*        *        *

1940’lı yıllarda “ezmanın tebeddül etmesiyle” Necip Fazıl’ın hayat felsefesi ve manevi dünyası değişir.

Ne yazık ki, iki arkadaş bu tarihten sonra bir daha görüşmez.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2517/necip-fazilin-torsosu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar