Bir çöküşün ve bir yükselişin başlangıcı

Erdoğan’ın BM Genel kurulundaki konuşması, yeni bir dünyanın ilk manifestosu gibidir. Konuşmayı manifestoya dönüştüren unsur sadece cümlelerin felsefi içeriği değildir. Konuşma metin son derece anlaşılır ve yalındı. Bu önemli bir özelliktir. Oradaki herkes, başka ve yanlış anlama yolu bırakmayan ifadelerin muhatabı olmuştur.

Türkiye’nin tez ve teklifleri, olanca ciddiyeti ile açık seçik, gizlemeden, saklamadan bütün dünyaya duyurulmuştur. Buna göre BM, azınlık bir grubun çoğunluğa tahakküm aracı olmamalı, değişen dünyada adaleti tesis etmek için yeni bir örgütlenme ve çalışma düzenine gitmelidir. İnsan haklarına ve adalete dayalı bir ülke olarak Türkiye, terörün ve savaşın bölgede daha fazla yıkım ve kıyım yapmasına izin vermeyecektir. ABD terörü desteklemeyi bırakmalıdır. Bu büyük ve sorumlu devlet politikasıyla açıklanamayacak tutum, Filistin’den, Suriye’ye Arakan’a kadar dünyanın birçok yerini ateş ve kan denizine çevirmiştir. Suriye’deki sıkıntılar bir an önce ve Suriye halkının istekleri doğrultusunda çözülmelidir. Türkiye, ABD’nin bütün desteğine rağmen Fırat’ın doğusundan Irak sınırına kadar terör yapılanmalarını yok etme kararlılığındadır. Ülkemize sığına muhacirlere ve dünyanın her yerinde ulaşabildiğimiz sıkıntı içinde olan her ülkeye, her topluma yardım edilecektir. Türkiye’nin bu mesajları tarihi önemdedir. Bu açık tutumun verilme zamanı çoktan gelmişti.

Türkiye, bütün bir insanlığın hissiyatına tercüman oldu. Haksızlıklara karşı, sömürüye, işgallere, darbe, terör ve savaşlara karşı adaletin, hakkaniyetin, insanlığın cesaretini göstermiştir. Dünya bu çağrıda kendisini bulmuştur. Bu mesajlar dünyayı Türkiye ekseninde birleştirmiştir. Türkiye tehdit, tehdit, terör ve savaşla sesi kısılan dünyada ABD’ye açıktan meydan okumuştur. Daha doğrusu dostsan dost gibi davran değilse düşman muamelesi yapmaktan çekinmeyeceğiz mesajı vermiştir. Mesajın dünya ölçeğinde aracısız alınması ve destek veren iklimi önemlidir.

Bu kararlılıkta Rusya ve İran’ın konsolide edilmeleri de etkin olmuştur. Diğer yandan ABD’de gelişmeleri daha olgun ve akıllıca tartıp karara etki eden çevrelere de ciddi bir uyarı olmuştur. Bunun üzerine Türkiye’nin İdlib’deki tutumuna peş peşe takdirler gelmeye başlamıştır. Trump İdlib mutabakatını çok istediği, önemsediği için değil, denklemde ağırlığını kaybetmemek için Türkiye’ye teşekkür etmiştir. Bir de, hem Türkiye gibi bir gücü en zararsız haliyle karşısına almamak, Rusya ve Çin eksenine kaymasını önlemek hem de Türkiye üzerinden ve Türkiye ile birlikte bölgede yeni bir pozisyon alarak rol kapmak için bunu yapmışlardır. Türkiye’nin beraberliğini kaybetmiş bir ABD, bölgede iyice yalnız kalmıştır. Mısır’dan Arabistan’a kadar yanına çektiği ülkeler egemenliğini sürdürmek için yeterli olmamıştır, olamayacaktır. Her güç, Türkiye’ye muhalif hareket ederek başaramayacağının bilincine varmıştır. İstek ve irademizin tersine bizimle işbirliği yapmanın da imkânı yoktur. İşler de burada yokuşa sarmakta, çıkmaza girmektedir. Türkiye bu dengeyi ve denklemi, sabırla, sahada da etkin olarak ve çok stratejik hesaplarla kurmuştur.

En zalim şeytanlık ve kurnazlıkların kol gezdiği ortamda kendi yararımıza işleyecek denklemi kurmak kolay olmamıştır. Ve bu başarıyı ancak Türkiye gibi tarihsel derinliğin tecrübesine sahip bir ülke kurabilirdi. Düşünün ki, oyun içinde olan bütün aktörler Esad’dan yana ve Türkiye’ye karşı idiler. Ama her birinin ayrı ayrı hesap ve çıkarları kullanılarak bir şekilde aralarındaki irtibat koparıldı. Her bir ülke ile kesişen çıkarlarımızı, son derece ustalıklı bağlantılarla düzenledik. Gelinen noktada Türkiye’nin rızalığı ve müdahalesi olmaksızın kimse bir başarı elde edemiyor. Şimdi bir anlamda herkes bizimle birlikte olarak hiç olmazsa prestijini kurtarmak istiyor. Yerine göre açık sert üslubumuzu, yerine göre sahada sıcak müdahalemizi, yerine göre yumuşak tavrımızı, dilimizi gördüler.

Herkes, herkes her şeyden önce bizim gerçekten bölge barışını istediğimizi biliyor. Şimdi de bütün dünyanın önünde bunun açık ilanı ve ihtarı yapıldı: Menbiç’ten Irak’a kadar temizlenecek. İşte açık bir mesaj. Yarın ne yapacağımızı açık seçik söylüyoruz. Saklamadan, saklanmadan, yalana dolana başvurmadan. Yangın içinde kalmak istemeyenler kaçsın veya çekilsin. Değilse ABD’den aldıkları tırlar dolusu silahla, kendi insanına hayatı zehir edenler, yarın tepelerine yıldırım olup yağdığımızda ölümleri bile arar olacaklar. Bu durumda ABD ne yapacak? ABD var diye biz oraya gitmeyecek değiliz. Biz mi? Biz zaten bin yıldır buralıyız, buradayız. Asıl ABD’nin ne işi var buralarda? Yapmaları gereken ABD’nin teröristin yanında olmaması, çekip evine gitmesidir. Gerisini kendileri bilir.

Erdoğan BM’deki konuşmasında Türkiye’nin yakın dönemde yaşadıklarını ve yaptıklarını anlatarak ülkelerin destek ve itimadını, güvenini almıştır. Buna mukabil Trump’ın konuşması evvelâ bir siyasetçi ve devlet adamı ciddiyetinden uzaktı. Adeta asi bir kovboy veya mahalle kabadayısı gibi konuştu. Herkesi tehdit etti. ABD için yaptıklarını, küreselleşmenin bittiğini, bundan böyle her şeyin ABD için olacağını anlattı. Metni bir Siyonist yazmış olacak ki övülecek başka bir şey yokmuş gibi İsrail demokrasisini övdü. Mısır, Arabistan gibi ülkeleri övmeyi de ihmal etmedi. Bu cümlelerin ilk maksadı ümmetin bütünlüğünü bozmaktır. Bu ülkelerin yönetici ve karar vericileri, kâfirlerin emrine girip Müslümanlara savaş açmanın zilletini, izzet nişanı olarak göğüslerinde taşımaya devam etsinler! Yine de bu ayrı bir konu. Ne var ki, ABD başkanını hemen herkes gülerek, istihzayla, adeta alaya alarak dinlediler. Oysa dünyanın en büyük gücünün başkanı pür dikkat dinlenmeli değil miydi? Elbette öyleydi. Trump’a gösterilen reaksiyon ABD’nin müthiş düzeyde prestij ve itibar kaybettiğinin kanıtıdır. ABD, siyasi olgunluk bakımından hiçbir zaman büyük devlet olamamıştır. Olmayan büyük devlet vasfını da tümüyle kaybetmiştir. Çöküşün başlangıcını yaşamaktadır. Tehditleri çaresizliğini göstermektedir. Buna mukabil Türkiye ciddiyetle ve dikkatle dinlenmiştir. Türkiye’nin gücü, itibarı, önemi artmıştır.

Erdoğan’ın konuşması eylem ve söylem tutarlığı içindeki Türkiye’yi etrafında birleşilecek bir eksen haline getirmiştir. Türkiye bir küresel güç olmaya doğru gitmektedir. Bu da derin akılla, siyasi derinlikle, tarihle, kültürle, sorumluluk duygusuyla, ciddiyetle, samimiyetle olmuştur. Bu aşamadan sonra yeni bir sürece girilmiştir. Bu süreç yoğun diplomasi ve entelektüel aklın rol alacağı süreçtir. Bütün bölge ülkeleri ucuz, iğrenç ajitasyonları bırakıp, bölgenin barış ve huzuru için ciddi manada ve yoğun zihni çaba göstermelidir. Bu çabayı provoke edenler kaybetmiştir, kaybedecektir. Provoke edenler, ABD de Rusya da olsalar kaybedeceklerdir. Yaptıklarından dolayı çekecekleri ceza ve acı, yarın daha fazla olacaktır. Sahi bir de Cumhurbaşkanı ABD’nin yaptıklarından dolayı acı çekeceğini söyledi. Ne demek istedi acaba? Ben biraz kestirebiliyorum sanki. Ama doğru mu kestiriyorum bilmiyorum.   

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2538/bir-cokusun-ve-bir-yukselisin-baslangici.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar