Bir ateistin yanılgısı

Çoktan ismi kulağıma çalınmıştı, ancak bazı proje ve çalışmalarımı bitirmekle meşgul olduğumdan bir türlü okuma fırsatını bulamamıştım. Ünlü ateist Richard Dawkings’in uluslararası çok satan “Tanrı Yanılgısı” kitabından söz ediyorum.

Kitabın ön kısmına konulan iki sayfadaki ve arka kapaktaki değişik insanların kitaba yaptıkları övgülerden alıntıları okuyunca, çok ciddi bir bilimsel kitapla karşılaşacağımı düşünmüştüm. Hatta küçük yaşlarda öğretmen okuluna gittiğimde içine düştüğüm ateist grubun beni Allah’ın varlığından şüpheye düşüren durumdan, hak ve hakikate, gerçek ve gerçekliğe açılan kapı ve pençelerimi hiçbir zaman kapatmadan sorgulayarak ve cevaplar arayarak çıktığım hakikati arama yolunda, “şu an vardığım noktadan beni bir daha öğretmen okulundaki günlerime geriye götürebilecek mi?” diye kendime sorduğum da oldu.

Öncelikle kitabın önsözünü çok iddialı bulduğumu ifade etmeliyim, İlk kez “bir ateistin sarsılmaz delillerle Tanrının varlığını kabul etmenin saçma bir inanç olduğunu ispat edeceğini” dahi aklımdan geçirdim.

Ancak sayfalar ilerledikçe beklentimi çok yüksek tuttuğumun farkına vardım. Şuna kanaat getirdim ki yazar, çok iyi bir edebiyatçı ve kelime oyunlarıyla para kazandığı katıksız bir gerçektir. Yazar, kendini haklı sandığı durumlarda, Tanrı inancına sahip kimselerle çok ciddi bir şekilde dalga geçmeyi ve onları küçük düşürmeyi ihmal etmeden kalemini fütursuzca kullanmaktadır.

Yazar, Einstein’in: “Tecrübe edilebilecek herhangi bir şeyin arkasında aklımızın kavrayamayacağı bir şey olduğunu ve bunun güzelliğinin ve de haşmetinin bize dolaylı bir yolla ve zayıf bir yansıma olarak ulaştığını hissetmek, bu dindarlıktır. İşte ben de bu anlamda dindarım” sözlerini aktardıktan sonra, “Bu anlam söz konusu olduğunda ben de dindarım ama ‘kavrayamayacağı’ ifadesinin ‘sonsuza kadar kavranamaz’ anlamına gelmemesi koşuluyla” (s.27) diyerek, aklın her şeyi kavrayacağını, şimdi kavranamaz gibi görünen bazı hususların da zamanla akılla kavranacağını ifade etmeye çalışmaktadır. Daha doğrusu dinlerin ve dindar insanların, Tanrı’nın sahip olduğunu düşündükleri makama, yazar, aklı oturtan bir dindar olmaktadır.

Ateistin birinci yanılgısı, aklı yegâne belirleyici, açıklayıcı ve ölçü almasıdır. Yazarın kendisi de, yukarıda aktardığım ifadelerinden, aklın bir müddet bazı şeyleri algılayamayabileceğini kabul etmektedir. Şayet akıl bazı şeyleri, belli bir zaman algılayamıyorsa, o zaman kusurlu ve eksik demektir. Kusurlu ve eksik olan bir şeyin de, yegâne belirleyici olarak tayin edilmesi, işin başında yanlış bir noktadan hareket edilmesi demektir. Zira asla yanılmayan ve her zaman doğru olan bir bilgiye sahip olmak için, ancak hiç bir zaman yanılmayan ve her zaman gerçek olanı sunan bir bilgi kaynağının varlığına sahip olmak demektir. Sınırlı ve kusurlu bir aklın, bunu bizlere sunma imkânı ve gücü yoktur.

Aslında çokça referans gösterilen objektif akıl, eşyadan kazanılmış determinist ve mekanist bir yapıdır. Zira bu akıl, alışılmış eşya düzeninin kendini zekâya kabul ettirmesiyle aklın determinizme ve mekanizme uygun bir şekilde yürütülmesidir. Bu sebeple aklın ve mantığın prensipleri dediğimiz şeyler, haddi zatında eşyaya uygun düşünmeyi ifade eder. Eşyanın bize ihsas ettirdikleri de maddi âlemle sınırlıdır. Onu maddi âlemin dışında veya başka bir ifade ile metafizik bir âleme ait konulara hakem tayin ettiğimiz vakit, aklın hükmedemediği bir alanda yegâne belirleyici ve hüküm verici olarak tayin etmek gibi bir tenakuza düşmüş oluruz. Kaldı ki akıl, henüz her gün gördüğümüz rüyaları bile izah edebilmiş değildir.

  Ayrıca akıl, duyu organlarının verileri ile bir hüküm elde edebilmektedir. Duyu organlarımızın algılaması sınırlı olduğuna göre, aklın da işlediği bilgi sınırlıdır. Az önce işaret ettiğimiz gibi sınırlı bir aklın, sınırsız bir alanı içeren metafizik alanda hakem olarak tayin edilmesi de bir başka yanılgıdır. Bu sebeple Emanuel Kant, “İnsan aklı, bilgisinin belli bir türünde özel bir kaderle karşı karşıyadır. Bu bilgisinde insan aklı, öyle sorular tarafından rahatsız edilmektedir ki, akıl onları ne çözebiliyor; ne de yadsıyabiliyor” demektedir. Aklın, inançlarla ilgili alanı belirleyemeyeceğini merhum Cemil Meriç çok veciz bir şekilde ifade etmektedir: “Akıl, devlerin değil cücelerin silahı… İnanç asîldir. Medeniyetler onun eseri. Biri mühendisleri yaratır, öteki kahramanları.”

Bu ateist yazarın ikinci yanılgısı, çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa geçişin, Tanrı algısı bakımından bir ilerleme olarak kabul edilmesidir (s.38). İbn Warrak’ın neden Müslüman Değilim adlı kitabından “tektanrıcılık, sırası geldiğinde bir tanrı daha eksiltilerek ateizme dönüşmeye mahkûmdur” sözünü aktaran yazar, çoktanrıcılıktan ateizme doğru bir gelişmeyi anlatmaya çalışmaktadır. Zaten tek olan Allah inkâr edildiği vakit, ateizme düşülmüş demektir.

Asıl yanılgı yazarın, dinlerin çoktanrıcılıktan, tektanrıcılığa doğru bir dönüşüm yaşandığı temeline dayanan inancıdır. Hâlbuki çok basit bir mantık bile, bir bilinmeden ikinin bilinemeyeceğini hemencecik kavrar. O halde bir tek tanrıyı tanımadan nasıl olur da insanlar, birden bire onlarca tanrıyı tanımış ve inanmış olabilirler ki? Gayet açıktır ki çoktanrıcılık, tek tanrı anlayışının bozulmasından doğmuştur. İnsanlar önce tek bir Tanrıyı tanımışlardır, sonra ona ortaklar koşarak Tanrıların sayısını çoğaltmışlardır. Dolayısıyla birden bire çoktanrıcılığın ortaya çıkması, mantıken ve aklen mümkün görülmemektedir.

Yazar, “Benim mesajlarımın çoğu açısından, bu üç İbrahim’i din aynılarmış gibi düşünülebilir” demektedir. Yazar,  üç İbrahim’i dinin aynı olduğu yanılgısından sonra sözlerine şöyle devam eder: “Kitapta aksi belirtilmedikçe, çoğunlukla Hıristiyanlığı bahis konusu edeceğim, ancak bunun tek nedeni bu türün en aşina olduğum olanı olmasıdır.” (s. 44).  Bu açıklamadan da anlaşıldığı gibi aslında yazarın çürütmeye çalıştığı Tanrı anlayışı, daha çok Hıristiyanların Tanrı anlayışıdır. Hâlbuki Müslümanların, “Tanrı” anlayışı bakımından Yahudi ve Hıristiyanlarla ciddi bir şekilde ayrıldığını, az çok bu saha ile ilgili mürekkep yalayanlar bilirler. Yazar, hiç zahmet çekmeden Müslüman âlimlerin Hıristiyanlığa yazdığı reddiyeleri okumuş olsaydı, kendisinin sunduklarından çok daha sağlam tenkitleri o kitaplarda bulmuş olurdu. Kaldı ki bizzat Hıristiyan düşünürlerden bir olan Tertullian, “Carne Christi” isimli eserinde inancın akılla açıklanmayacağını izah etmeye çalışırken (Credo quia absurdum est) “Ben bunun saçma olduğunu biliyorum ve inanmak istiyorum” demiştir. Bu söz bir müddet sonra Hıristiyanların amentüsü olmuştur.

Saçma olduğu itiraf edilen bir anlayışı tenkit etmenin ve bunun karşısında başarı elde ettiğini sanmanın da, en az yukarıdaki söz kadar saçma bir iş olduğu açıktır. Zaten ateistin Hıristiyanlık üzerinden bütün dinleri mahkûm etmeye kalkması, baştan gardının düştüğünü göstermektedir.

Ateist yazarın kitabındaki satırlarda ilerledikçe, yazarın delillerinin bilimselliği ve ciddiyetine göre açıklamalara devam edeceğiz inşallah.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2559/bir-ateistin-yanilgisi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar