Neden gerçek olmasın?

Hafta sonu olmasını fırsat bilerek sabah namazını kılmak için Manisa Ulu Camii’ne gittim. Namaz çıkışı caminin avlusunda toplanan gençler hummalı bir çalışma içinde olduğunu ve camiden imam ve cemaatin çıkmasını beklediklerini gördüm. Gençlerden birisine yaklaştım ve ne yaptıklarını sordum. “Haftada bir gün sabah namazı çıkışı gençlerin camii bahçesinde simit, çay ve peynir ile kahvaltı yaptıklarını, kahvaltı sonrası bir diyanet görevlisinin gençlerle muhabbet ettiğini ve bu günü iple çektiklerini belirtti” Hayran kaldım  yapılanlara ve onlara başarılar dileyerek oradan ayrıldım.

Bir arkadaşım ile Ayn-ı Ali Kahvesinde çaylarımızı içecektik. Oraya doğru yöneldim. Arkadaşım henüz sözleştiğimiz yere gelmemişti. Bu sırada yan tarafta bulunan Ayn-ı Ali Camii bahçesinde ak sakallı yaşlı amcaların sırt çantaları ile beklediklerini gözledim. Kahveciye ne yaptıklarını sordum. Bilmediğini ve sorup geleceğini söyledi. İçlerindeki görevlinin yanına yaklaşıp sordu. Belediye görevlisi “Belediyemizin yaptığı, Manisa ilimizdeki evliya ve din büyüklerinin mezarlarının ziyaret edileceği Sufi Yolu Projesi kapsamında yaşlılarımızı bugün bir günlük geziye götürüyoruz. Önce Ahmet Şemsettin Marmaravi (Yiğitbaş Veli) hazretlerinin kabrini ziyaret ederek güne başladık. Şimdi Ayn-ı Ali, sonra Şekerci Hüseyin Dede, Sarı Hoca, Şeyh İsa, Yunus Emre, Eroğlu Nuri, Hacı Zeynel gibi pek çok kişinin mezarlarını ziyaret edeceğiz ve akşam şehre döneceğiz” dedi.

Çaylarımızı içtikten sonra Sultan Camii’ne doğru yürüdük. Camiinin bahçesinde bulunan Tıp Tarihi müzesinde bir kalabalık vardı. Müzeyi görmek için girdik. Müzenin avlusunda pek çok doktor bahçede oturmuşlar,  bir yandan çaylarını içerken Tıbbı Nebevi konusunu istişare ediyorlardı. Her ay düzenli olarak üniversitenin davetlisi olan ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen sağlıkçı ve hekimler sabah namazı sonrası burada Tıbbı Nebevi, Osmanlı’da sağlık çalışmaları, atalarımızın sağlık konusundaki sırlarını tartışıyor ve bilgi alışverişinde bulunup Tıp Tarihi Müzesi’ni geziyorlar.

Tüm bunlar beni çok memnun etti. Tam da “nasıl oluyor bunlar?” diye kendi kendime sorup cevap ararken birden uykudan uyandım. Meğerki gördüklerim bir rüya ve hayal imiş. Peki, dedim kendi kendime; Bunları yapmak ve hayata geçirmek mümkün değil mi? Neden olmasın!

Camiler dört duvar olmaktan, belirli saatlerde sadece ibadet yapılan ve sonra kapısına kilit vurulan yerler olmaktan çıkartılmalı ve yaşamın merkezi haline getirilmelidir. Ülkemizdeki en yaygın kurumlardan birisi diyanete bağlı kurumlardır. Personel sayısının çokluğu, halkla iç içe olması, neredeyse her köy ve mahallede en az birer adet caminin bulunması sayesinde halka ulaşabilmenin en koyla yollarından biri olarak görülmektedir.

Osmanlı’da külliye merkezli şehirler kurulurken günümüzde ne yazık ki mahalleler kurulduktan sonra cami yapacak, okul yapacak, sağlık tesisi yapacak yer arıyoruz. Genelde merkezde olmayan kenarda kurumlar oluşturulmaktadır. Düşünen, fikir üreten, yaşayan, yaşatan, insanı merkeze alarak büyüyen şehirlere gün geçtikçe daha büyük özlem duymaktayız.

Son yıllarda ülkemizde İslami bilinçlenmenin artması ve yaşamın bir parçası olmaya başlamasıyla birlikte, fonksiyonunu yitirmiş kurumlar; İslam dininin asli kaynaklarıyla birlikte tarihsel birikimlerin ışığında yeniden ihya edilmeye başlanmış olup, bu minvalde camilerde hatırlanmaya ve etkin olarak kullanılmaya başlanmıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde yapılan İstanbul Çamlıca Camii, Ankara Millet Camii ve restorasyonu yapılan yurt içi ve yurtdışındaki camiler gözümüzü Ve gönlümüzü mest etmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı buraların içini dolduracak Ve yaşamın merkezi haline getirecek çalışmalar ile katkıda bulunmalıdır.

Yıldız Hamidiye Camii'nin restorasyonu sonrası yapılan açılışta konuşan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan; dinini bilen, kültürünü bilen, tarihini bilen kuşaklar yetiştirmekte kararlı olduklarının altını çizerek "Ama bu, benim, hükümetimizin tek başına işi değil. Hep beraber, anneler, babalar, hep beraber bunları yapacağız” şeklinde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kim olduğunu, nereden geldiğini, nerede durduğunu, nereye gittiğini bilen nesiller yetiştirmek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Bu konuda eksikler olabilir fakat şu bir gerçek ki bizim milletimizin, insanımızın mayası sağlamdır, özü sağlamdır, ruhu sağlamdır. Böyle olduğu için de eksiklerimizi kısa sürede tamamlayacağımıza inanıyorum. Milletimizin ve tüm İslam dünyasının, tüm mazlumların ümidi olacak nesilleri biz yetiştireceğiz, hep beraber yetiştireceğiz. Camilerimizi gençlerimizle dolu olarak görmeye başladığımızda kani olacağız. O zamana kadar hem fiziki hem manevi altyapımızı geliştirmek için durmaksızın çalışacağız. Sadece kendimiz için değil, aynı zamanda gözünü bize dikmiş, kalbini bize yöneltmiş tüm kardeşlerimiz için bunu başarmaya mecburuz" dedi.

Camiler Hz. Peygamber dönemindeki asli hüviyetlerine kavuşturulmadıkları sürece sadece birkaç kişinin namaz kıldığı, cumadan cumaya insanların toplandığı ibadet merkezleri olarak kalacak ve toplumun can damarına hayat akıtmayacaklardır. Asr-ı Saadetteki gibi camiler hayatın merkezi haline getirilmelidir. .

Maalesef camilerin inşaatına verilen önem camilerin işlevsel hale gelmesi için verilmemiş ve cami inşaatlarına harcanan paralar camilerin daha etkin olmaları için harcanmamıştır. Devasa yapıda inşa edilen camilerin cemaat namazı dışında bir görev icra etmiyor olmaları ciddi bir eksikliktir. Camilerin çinisine verilecek önemden daha fazlası oradaki ve bölgedeki insanlara yönelik verilmelidir. İnsanların camilerden daha fazla faydalanmaları temin edilmelidir.

Bu konuda yapılabilecek olanlar;

1)Bundan sonra yapılacak camiler merkezi yerlere, geniş arazi üzerine yapılmalıdır. Camilerin bünyesinde taziye salonları, kütüphane, çay ocağı, kişilerin sohbet edip çay içebileceği ortamlar ve seminer salonu, gençlik merkezi, aile ve kadın danışma merkezi, Kuran Kursu, rehberlik bürosu, sergi salonu ve sanatsal etkinlik atölyesi, misafirhane, gasilhane, revir, aşevi vb mekanlar bulunmalıdır. Her ilçede en az bir tane bu birimleri içeren merkezi bir cami inşa edilmelidir.

2)Osmanlı'daki Ulu Camii modeli esas alınarak esnafların ve çarşının merkezinde bulunan bir camii benzer fonksiyonları yapacak hale dönüştürülmelidir.

3)Belirlenen bir camide her gün bir vakitte vaaz verilmeli, Cuma çıkışında hayırseverler tarağından lokma, pilav vb ikramında bulunulması sağlanmalıdır. Sabah namazı çıkışı çay içilip simit peynir ile kahvaltı yapılabilmeli, misafirler ve yolcuların ihtiyaçları burada giderilebilmelidir.

4)Kurulacak kütüphanede her yaştan insanlar, öğrenciler, gençler kitap okuyup araştırmalar yapabilmelidir. Ebru sanatı, ney öğrenme, hat sanatı gibi faaliyetler ile bunların sergileri icra edilebilmelidir.

5)Cemaat ve çocuklara yönelik sürdürülen Kuran eğitiminin yanı sıra bir aşevi bulunmalı, camide, ihtiyaç sahibi öğrenciler ve halk burada çorba içip karnını doyurabilmelidir. Camiyle barışık olarak yetişen çocuklar; hayatları boyunca ufakken aldıkları bu ünsiyet ve aidiyet duygusu ile kişiliklerinin oluşmasını sağlayacak ve İslam toplumunun bir ferdi olarak hayata bakacaklardır. Camiyle tanışmış olan bir insan yetişkinliğinde farklı süreçlere uğrasa bile kurtuluş yolunun caminin bağlı olduğu din olduğunu bilecek, tövbe kapısını her zaman hatırlayabilecektir.

6)Kızılay ile birlikte kan bağışı kampanyaları, Yeşilay vasıtası ile de uyuşturucu ile mücadele çalışmaları buradan yürütülebilmelidir.

7)Haftanın belirli günlerinde bayanlara yönelik programlar düzenlenmeli, kadın danışma ve rehberlik faaliyetlerini yürüten bir bölüm bulunmalıdır. İslam inancında kadına büyük önem verilirken ne yazık ki camiler ile kadınların birlikteliği bilinçli olarak engellenmiş ve camilerden faydalanamaz hale getirilmiştir.

    Hayaller gerçek olabilir. Yeter ki, projeler hazırlansın ve hayata geçirilsin. Selam ve dua ile!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2560/neden-gercek-olmasin.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar