Taha Akyol ve Eylül...

Gençliğimde Hergün Gazetesindeki köşe yazılarından tanıdığım Gazeteci-Yazar Taha Akyol'u, en son Meram'da Dr. Zeki Sayman'ın kızının düğününde görmüştüm.

Aradan uzun seneler geçti ve geçtiğimiz Eylül ayının on dördünde Hürriyet'te; "Veda yazısı" başlıklı birkaç satırdan ibaret bir yazıyla Taha Akyol, gazeteye ve okurlarına veda etmişti. Gazeteci Akyol, yirmi yıl emek verdiği Milliyet gazetesine de 12 Eylül 2011 tarihinde "Zor bir veda" başlığı altında kaleme aldığı yazısında; "Bu on dokuz yıl iki ay içinde yazılarıma hiçbir müdahale olmadı, yazılarımın yönü hakkında en ufak bir telkin bile yapılmadı. Dışarıdan baskı girişimleri olduğunda, bütün Milliyet yazarları gibi ben de Milliyet’i yanımda buldum.

Okurlarıma da şunu söylemek isterim, sizi daima ciddiye aldım, saygı duydum; yazılarımı daima özenle, araştırarak, ne düşünüyorsam aynen yazma dürüstlüğüyle kaleme aldım." diyordu.

***

Enteresandır, Taha Bey'in vedaları hep1 Eylül ayına rastlıyor. Eylül ayı hâlbuki edebiyatımıza ve şairlere ilham olmuş bir ay: “Eylülde aşk, eylülde acı, eylülde yalnızlık zordur/ Eylülde her şey zordur, ben eylülü onun için severim…” diyor bir şair. Eylül bildiğiniz gibi hazan mevsiminin başlangıcıdır. Yaprakların solmasıyla birlikte yaprak dökümü de bu ayda başlar. Hürriyet'teki yaprak dökümü ise, gazetenin Doğan Medya grubundan Demirören Medya grubuna geçmesiyle birlikte başladı. Eylül, esef ve özlemi dile getirir hep.  Ümit Yaşar Oğuzcan'ın şiirinde olduğu gibi:

Bir eylüldü başlayan içimde

Ağaçlar dökmüştü yapraklarını

Çimenler sararmıştı

Rengi solmuştu tüm çiçeklerin

Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı

Katar gidiyordu kuşlar uzaklara

Deli deli esiyordu rüzgâr

Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa

Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar…"

***

Taha Akyol, 12 Eylül 1980 askerî darbesiyle birlikte tutuklanarak Mamak'ta 14 ay yatmıştı. Eylül ayı Akyol için bir acı, ayrılık, veda ve hazan ayı olsa gerek...

Babası gibi gazeteci ve yazar olan Mustafa Akyol, 9 yaşında iken babası hakkında bakın neler söylüyor: “12 Eylül’de onu Mamak’ta ziyaret ettim. Cesaretini, o çocuk yaşta gördüm. 28 Şubat’ta bükülmedi. Güçten değil, haktan yana olduğunu gördüm. Temel ahlâkî değerler, dürüstlük, aile, sadakat, özgürlük, hürriyet, istibdada karşı durmak, müstebit olmamak gibi birçok şeyi ondan öğrendim.”

"Medine'den Lozan'a", "Atatürk'ün İhtilal Hukuku", "1980'lerde Türkiye",  "Politikada Şiddet", “Sovyet Rus Stratejisi ve Türkiye (2 cilt)", "Osmanlı Mirasından Cumhuriyet Türkiyesi'ne" gibi yirmiye yakın eserin altında imzası bulunan Abhaz asıllı ve Yozgat doğumlu Taha Akyol, 72 yaşında yazarlık hayatına veda etti mi?

Sanmıyorum.

Yazar Akyol, Ahmet Altan gibi "Ve eylülün çıplak ayaklarına bir yazı bırakırım" mı diyecek yoksa Hilmi Yavuz gibi mi düşünecek:

Eylül, kırılgan mevsim!

Cam hançeri güzün

Dağılırdı kalbimde

Birden gecenin ve gündüzün

Perdesiyle örtülürdünüz

Tenhâyla ve tül

dolardı içim… Eylül!"

***

Hürriyet'te 12 Eylül'de kaleme aldığı "El etek öpmek" başlıklı makalesi okunduğunda, Taha Bey'in nasıl ve ne şekilde ayrıldığı veya veda ettiği anlaşılıyor. Yazının son satırları şöyle:

"Aile ve hoca ya da öğretmen ilişkilerinde özel saygı ifadesi olan el öpmeyi de artık iş ve siyaset hayatımızdan çıkarmak gerekmiyor mu?

Ait olduğumuz siyasi, mesleki, sosyal kurumların hür iradeli “üye”leri olduğumuz, “emir eri” olmadığımız bilincine ulaşmamız gerekmiyor mu?

İçinde bulunduğumuz çağ her alanda yaratıcı olmayı gerektiriyorsa, bunun tek yolu hür düşünce, bağımsız kişilik ve iyi eğitim değil mi?"

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2567/taha-akyol-ve-eylul.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar