Benim Atatürk düşmanlığım

Bir TV programına davetliydim. Türkçe üzerine konuşuyorduk. Bir ara dedim ki; Atatürk’ün üç ayrı dil anlayışı vardır. İkisi; ummanları dolduracak kadar yanlıştır. Bu üç dil anlayışından biri de, ufukları kucaklayacak kadar doğrudur. Bize düşen vazife, Atatürk’ün doğru dil anlaşışı üzerinde durmak, o doğru dil anlayışını benimsemektir.

    Ben, bu düşüncemi; çok yumuşak kelimelerle ifade edebilirdim. Mesela “Atatürk zaman zaman dil anlayışlarını denedi” der geçerdim. Kimsenin kılı bile kıpırdamazdı. Ama ben, özellikle çok açık, çok sert, ama çok doğru bir ifade ile gerçeği ortaya koydum. İstedim ki Atatürk konusunda hiçbir şey okumayan, hiçbir şey bilmeyen büyük topluluk arasında bulunan bazı kimselerde düşünmeye araştırmaya başlasınlar. Başıma gelecek hücumları bildiğim halde, özellikle bir gerçeği sert kelimelerle ortaya koydum. Düşündüğüm gibi oldu. program bittikten sonra yetkili kişilerden biri konuştuğumuz stüdyoya geldi ve

-“Efendim ben yıllardır dil üzerine Atatürk üzerine programlar yapıyorum. İlk defa siz, Atatürk’ün üç dil anlayışından ikisinin ummanları dolduracak kadar yanlış olduğunu söylediniz.  Telefonlarımız adeta kitlendi. Dinleyiciler, bizi ve sizi “Atatürk düşmanlığı ile suçluyorlar!”

 O kişiye dedim ki; sizi ve beni Atatürk düşmanlığı ile suçlayanlar teneke beyinli aptal –ahmak adamlardır! Atatürk hakkında hiçbir şey okumamış, bilmemiş öğrenmemiş, zavallı insanlardır. Benim söylediklerim, yüzde yüz doğru tespitlerdir. Aldırmayın! Bırakın tepinsinler, dövünsünler, yoruluncaya kadar. Belki bir gün onlar da gerçekleri öğreneceklerdir!

Biz ayakta konuşurken, o program yapımcısının tekrar cep telefonu çaldı. Telefonunu açtı, bir süre sonra, konuştuğu kişiye

-Durun! Dedi. Kendisi burada. Telefonu ona vereyim düşündüklerinizi kendisine söyleyin!

Telefonu kulağıma götürdüm genç bir adam anlatılmaz öfkeyle bağırıyordu. Ama nasıl, ama nasıl bir kinle bana veryansın ediyordu.

 -Siz diyordu, büyük bir Atatürk düşmanısınız. Atatürk’ün iki dil anlayışının ummanları dolduracak kadar yanlış olduğunu söylüyorsunuz. Yalan söylüyorsunuz.  Atatürk’e iftira atıyorsunuz Atatürk Türk diline aşık bir önderdi. Atatürk bir dahi idi. Atatürk yanlış yapar mı?

-Atatürk de bir insandır! Atatürk de elbet yanlış yapar. Yapmıştır da…

-Ona iftira atıyorsunuz! Atatürk yanlış yapmaz. Yapmamıştır da.

-Sizin isminiz nedir? Ne iş yapıyorsunuz?

-Kemal! İsmim Kemal! İstanbul Hukuk fakültesinde okuyorum.

-Peki Kemal, birisi size eşek dese ne yaparsınız?

-Ben de ona: “eşek sensin! derim.

-Peki Atatürk sana eşek derse.

-Niçin desin efendim? Atatürk’ün ismi de Kemal! Mustafa Kemal

-Sen hiç bilgisayara baktın mı Kemal? Orada nüfus cüzdanında ki ismini gördün mü?  Orada yazıyor. Atatürk’ün ismi Kemal değil. Kamal: Müslümanlıktan önceki Türklerde yani şaman içinde yaşayan Türklerde, surları yüksek kale demekmiş. Atatürk bunu öğrendikten sonra Arapça olan Kemal ismini atarak Şaman Türklerinin KAMAL ismini aldı. Ve Hürriyet gazetesi yayınları arasında çıkan Cemal Granda’nın ATATÜRK’ÜN UŞAGI İDİ. İsimli kitapta yazdığına göre Atatürk bir gün ÇANKAYA köşkünde dedi ki

- Ben Kemal ismini atarak, KAMAL ismini aldı. Bütün Kemal’ler eşektirler. Sen, Cemal Granda’nın ATATÜRK’ÜN UŞAĞI İDİ kitabını okudun mu?

-Okumadım.

-Ben okuduğum için böyle söylüyorum Kemal! Okumadan bilmeden büyük iddialarla konuşmak olmaz ki. Bu tavır bir hukuk talebesine yakışmaz ki  şimdi ben sana bir teklifte bulunuyorum. Yarın çık bana gel.  Bu televizyon programında söylediklerimi Cumhuriyet devrimizin çok önemli kalemlerine dayanarak, özellikle Atatürk’e misilsiz bir hayranlıkla bağlı olan soyadını da ATAY olarak alan Fatih Rıfkı ATAY’ın ÇANKAYA isimli eserini gözlerinin önüne koyarak ispat edeyim. Eğer ispat etmezsem, ananın sütü gibi benden sana 10 bin lira cep harçlığı! İspat ettiğim takdirde, sen de bana Atatürk üzerine yazılan ciddi eserleri okuyacağına, artık boş bir kafa ile ortalığa çıkmayacağına söz veriyor musun?

Bir gün sonra Göztepe’de Marmara Üniversitesi’nin karşısındaki simit sarayında buluştuk. Kendisine 9 kitapla gittim. Orada Atatürk üzerine söylediklerimi hangi kitaplardan aldığımı bir bir gösterdim. O kitapta işaretlediğim yerleri bizzat kendisi okudu.

Bütün belgeleri gördükten ve okuduktan sonra, kendisine sordum:

-Ne diyorsunuz? Başı önündeydi. Sesi telefondaki gibi isyankar değildi.

-Bilmiyordum! Dedi. Öğrendim. Sizden özür dilerim. Bu eserleri ilk defa elime alıyorum!

Sonra, yanımdan usulca yanımdan ayrılıp gitti.

O görüşmeden birkaç gün sonra, Göztepe postanesinden arkadaşlarıma kargo ile kitap gönderiyordum. Arkamdan bir el hafifçe omzuma dokundu. Döndüm baktım 60 yaşlarında bir kadınla göz göze geldik.

-Siz, Yavuz Bülent Bakiler misiniz? Diye sordu.

-Evet efendim! dedim.

-Bir zamanlar, sizi çok seviyordum.

-Çok teşekkür ederim hanımefendi sağ olun!

-Ama şimdi sizden nefret ediyorum çünkü siz Atatürk düşmanısınız!

-Yine çok teşekkür ederim hanımefendi. Nefret etmeye devam edin!

-Siz, Atatürk’ün iki dil anlayışı, ummanları dolduracak kadar yanlıştı dediniz. Atatürk hata yapar mı? Yapmaz hanımefendi. Atatürk hata yapar mı? Atatürk bir dâhidir.

-Hem dâhidir hem de çok büyük bir dil alimidir. Atatürk hata yapmaz.

-Öyleyse neden öyle söylediniz?

-Atatürk düşmanı olduğum için! Affedersiniz hanımefendi siz ne iş yapıyorsunuz?

-Ben edebiyat öğretmeniyim!

-Ooo! Hem de edebiyat öğretmenisiniz derin bilginiz karşısında saygı ile eğiliyorum! Sakın okumayın! Sakın araştırmayın! Sakın öğrenmeyin! Nefret etmeye lütfen devam edin.

Sonra, tekrar önümdeki işe döndüm. Günlerce o kadının sözlerini düşündüm. Bu milletin, 60 yaşına basan edebiyat öğretmenleri böyle olursa, onların yetiştirdikleri de başka türlü olamaz.

Atatürk bir nutkunda: “Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” demiştir. Önce, öğretmenlerimizi ciddi bir eğitimden geçirmeliyiz. Öyle öğretmenlerimizin yetiştirdikleri de işte böyle olacaktır!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2593/benim-ataturk-dusmanligim.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar