Diplomasız ariflere sualimdir: Odun mu seçelim yoksa ceket mi?

1.

O diplomasız arifler ki, bu ülkede siyasetin en tıkandığı dönemlerde devreye girmişler ve ülkenin önünü açmışlardır.

Diplomasız ariflerin ilk ön açışıyla, on iki yıllık despotik/zalim bir şeflik dönemi sona ermiş; bu aziz millet kendi değerleriyle tanışmaya, bilişmeye, kaynaşmaya, kucaklaşmaya başlamıştır.

Millet ezanına, Kur’an’ına, camisine, cemaatine, haccına, Kabesine, Mekke'sine, Medine'sine kavuşmuştur.

Bu dönemde Anadolu insanı, yıllar sonra insan yerine konmuş, çoğunluğu kırsalda oturan insanımıza hoş gelecek olan “köylü milletin efendisidir” cümlesi dillerde ve gönüllerde makes bulmuştur.

1950’de başlayan ve 1960’da askerin içindeki Amerikancı Çetenin darbesiyle sona eren bu ilk on yıllık kavuşma, bilişme, kaynaşma dönemi, o zaman için çok güzel kalkınma hareketlerine sahne olmuş; ülkenin her yerine yollar, çeşmeler, okullar, fabrikalar, barajlar yapılmış; yeni üniversiteler açılmış; fakat bizim mahallenin siyasilerinin genel özelliği olarak insana yatırım yapılmamış, şeflik dönemi öğretmenlerinin elinde şeflik dönemi nesilleri yetiştirilmiştir.

Elbet bu arada diplomasız arifler yine boş durmamışlar ve bizim kuşağın çokça kullandığı ifadeyle, “fabrika ayarlarına tamamen zıt, imalat hataları nesillerinin” oluşmasına ve yetişmesine çalışmışlar ve belli ölçüde de başarılı olmuşlardır.

İşin bir yönüyle güzel işler yapan ve her zaman rahmetle ve minnetle andığım Başbakan Adnan Menderes öylesine bir kuşatılmış ve öylesine bir dev aynasının yansımasına maruz kalmış olmalıydı ki, “odunu koysam seçtiririm” havasına sokulmuştu.

Gerçekten de odunu koysa seçtirecek güce erişen Adnan Menderes’i o insanlık tarihinin en alçak Yassıadadaki yargılama döneminde, besleyip büyüttüğü ve insan kılığına soktuğu keresteler hiç savunmamış, hatta aleyhinde şahitlik yapmışlar ve ne garip bir tecellidir ki, Başbakan Adnan Menderes’i seven bir kadın savunmuştur.

Bir başka deyişle, Başbakan Adnan Menderes’in, seçilen kerestelerin insanın yerini asla tutmayacağını anladığında, vakit çok geçti...

*

2.

1960 Çetesi, keselerini ve kasalarını doldurduktan, gelecek iktidarların ayaklarına gerekli prangaları vurduktan; bu millete o zaman için muhteşem hizmetler yapan üç güzel insanı darağacında sallandırdıktan, böylece her şeyleriyle kendilerine karşı olan Anadolu insanını yeterince korkuttuktan, “düşükler” ve “kuyruklar” yaftalarıyla olabildiğince aşağıladıktan sonra, çok kısa sayılacak bir zaman diliminde, Ekim 1961’de milletin önüne sandığı koydular ve on yıldır iktidara aş eren CHP’yi iktidar yapmak için sağ seçmeni olabildiğince parçaladılar ve bütün bu parçalanmaya rağmen CHP’yi yine tek başına iktidar yapamadılar.

Diplomasız arifler bu parçalanmada nasıl bir rol oynadı tam olarak bilemesem de; aklıma gelen, askerin içindeki Amerikan Çetesinin hızını kesmek, hışmını biraz olsun azaltmak için sağın üç büyük parçaya bölünmesine göz yummuş olduğudur...

Ve diplomasız arifler bütün hünerlerini 1965 yılı Ekim ayında yapılan genel seçimlerde gösterdiler.

Amerikan Çetesinin etkisinin devam ettiği bu seçimlerde uygulanan ve dıştan bakınca gerçekten temsilde adaleti kelimenin tam anlamıyla sağlayan Milli Bakiye Seçim Sisteminde bir partinin iktidara gelmesi imkansıza yakın zordu...

Sistemin sahiplerinin hesabına göre, sağda biraz toparlanma olsa da, parçalanma belli ölçüde yine devam edecek; CHP yine birinci parti olarak seçimden çıkacak ve kurulacak koalisyonun büyük ortağı olarak iktidarın ana kulpundan tutacaktır.

Fakat evdeki hesaplar çarşıya uymadı ve parti içi siyasi rakiplerini ölümle ve dış destekle bertaraf eden Süleyman Demirel’in Genel Başkanlığındaki Adalet Partisi, bütün hesapları bozarak %52.9 oranında oy alarak, ilk kez girdiği seçimlerde açık ara, tek başına iktidar oldu.

Ve işin ilginç yanı, ne Recep Tayyip Erdoğan’ın Genel Başkanlığındaki AK Parti ne de Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisi hiçbir Genel Seçimde ve Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde, Süleyman Demirel’in 1965 Genel Milletvekili Seçimlerinde aldığı oy oranına ulaşamadı...

Tıpkı Adnan Menderes gibi Süleyman Demirel de, kendisini en olmaz zamanda, en olmaz biçimde, en olmaz oy oranıyla iktidara taşıyan Anadolu insanının gerçek temsilcileriyle yollarını ayırdıktan sonra bir daha tek başına iktidar yüzü görmedi.

Her türlü dış bağlantılarına rağmen ilk 5,5 yılında (1965 Ekim-1971 Mart) bu ülkeye yine de güzel hizmetler yapan Süleyman Demirel, nasıl bir akıl tutulmasına maruz kalmış olmalı ki “sokaklar yürümekle aşınmaz” yaklaşımıyla sokak hareketlerine adeta yeşil ışık yaktı ve önce 12 Mart 1971, sonra 12 Eylül 1980 darbelerine maruz kalarak iktidardan uzaklaştırıldı.

Ve Cumhuriyet Tarihinin en renkli siması olarak değerlendirdiğim, şeytana pabucu ters giydirecek kadar siyasi zekaya sahip olan Süleyman Demirel’in hiçbir döneminde hiçbir gençliği olmadı.

Çünkü o da insana yatırım yapmamıştı...

Zaten öyle bir hesabı ve tasası yoktu...

*

3.

Cumhuriyet Tarihinde iktidara gelen siyasiler içinde devleti, iş alemini ve dış dünyayı en bilen rahmetli Turgut Özal’ın, saydığım bu özellikleri dışında, Adnan Menderes’ten ve Süleyman Demirel’den bir başka farkı ise çok cesur olmasıydı.

Beşli darbe Çetesinin gözetimi altında yürüttüğü iktidarında ülkeye kendi deyimiyle “çağ atlatacak” değişimler yaşatmasına rağmen, partiyi ve iktidarı Anadolu insanının değerlerine ters kişilerin eline bıraktı ve gitti.

Maalesef geride kendisini temsil edecek kimsesi olmadığını anladığında artık çok geçti...

Ve selefleri gibi hiç gençliği olmamıştı...

*

4.

Cumhuriyet Tarihinde siyaseti en iyi bilen kişi acaba kimdir diye bir soru sorduğumuzda, şüphesiz ki karşımıza Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan çıkacaktır.

Sebebi ise gayet açıktır:

Siyasete çok erken yaşta başlamış, daha on sekiz yaşlarında kendisini Milli Selamet Partisinin gençlik kollarında bulmuş ve siyasette pişe pişe gelmiştir.

Oysa Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Necmettin Erbakan gibi siyasi selefleri kırk veya daha yukarı yaşlarında siyasetle tanışmışlardır.

Siyasetteki bu rüchaniyetine ve gençliğini Necmettin Erbakan’ın Genel Başkanlığındaki partilerde geçirmesine, hem yetişmesine hem yetiştirmesine rağmen; Sayın Cumhurbaşkanımızın kurucusu ve her şeyi olduğu AK Partinin de dişe dokunan bir gençliği yoktur.

Bu yokluğu en açık ve acı biçimde 2013 Haziran ayında yaşanan gezi olaylarında görmüş, Feto’nun gençliğinin bu ülkeyi ihya etmek için değil, imha etmek için yetiştirildiğini anladığında maalesef vakit çok geçmiştir...

Ve Cumhuriyet Tarihi siyasileri arasında, açık ara en iyi hatip olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partiyi bu günlere neredeyse tek başına getirmiş ve bu başarının verdiği güvenle kendisine tutulan aynanın yansıttığı görüntünün cazibesine kapılmış ve tıpkı Adnan Menderes gibi dilinden şu sözler dökülmüştür:

“Ceketimizi koysak seçiliriz”

*

5.

Ve 2019 Mart ayında yapılacak olan yerel seçimlerde Anadolu insanının diplomasız arifleri bir kere daha devreye girecek, ne Adnan Menderes’in odunlarına ne de Sayın Cumhurbaşkanının ceketlerine oy vermeyecektir.

Yerel seçimlerde başarılı olmak istiyorsa...

Ya da...

Bütün siyasi partilerimiz yerel seçimlerde başarılı olmak istiyorlarsa...

Yapacakları şey gayet basittir:

Liyakatli

Dürüst

Cesur

Halkta karşılığı olan

Güler yüzlü

Sevecen

Halka yukarıdan bakmayan

Nepotizm hastalığına tutulmamış

Çalışkan

Halkın değerlerine ters düşmeyecek

Kişileri aday olarak milletin önüne koymaktır

Aksi halde mi?

Diplomasız ariflerin yönlendireceği halk, kendi adaylarını sandıktan çıkarmaya çalışacaktır...

Göreceksiniz!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2623/diplomasiz-ariflere-sualimdir-odun-mu-secelim-yoksa-ceket-mi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar