Serdengeçti’yi rahmetle anıyoruz



Asıl adı Osman Zeki Yüksel olan Osman Yüksel Serdengeçti’yi vefatının 35. yıldönümü olan 10 Kasım’da rahmetle yâd ediyoruz.

15 Mayıs 1917’de Akseki’de doğan Konya’ya 1947’lerde gelen, Parkinson hastalığına yakalandığında Konya’daki hastanede tedavi olduğu dönemlerde Dr. Mustafa Güçlü’nün hastası olan ve 10 Kasım 1983 tarihinde hayata gözlerini yuman şair, gazeteci-yazar ve siyasetçi Osman Yüksel Serdengeçti’yi biz; fikir ve aksiyon adamı olarak tanıdık, şiirlerini, makalelerini ve “Bu Millet Neden Ağlar, Mabetsiz Şehir, Kanlı Balkanlar, Bir Nesli Nasıl Mahvettiniz” ve başka kitaplarını okuyarak büyüdük.

Serdengeçti dergisinin sahibi ve Yazı İşleri Müdürlüğünü de yapan Osman Yüksel Serdengeçti, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi talebeliği sırasında 1944 Mayıs’ında meydana gelen olaylara karıştığı için Hüseyin Nihal Atsız'la birlikte bir süre hapis yatmış, hapisten çıktıktan sonra öğrenim için aynı fakülteye başvurmuş fakat isteği reddedilmiştir. O da dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'e hitaben “Yüksek makamın alçak vekiline” diye başlayan yazı yazmış bu yüzünden yeniden hapsedilmiştir.

DÖNEKLİK KAPIDA BAŞLIYOR

1965-1969 Adalet Partisi listesinden Antalya milletvekilliği de yapan Serdengeçti, Ankara'da vefat ederek Cebeci mezarlığına defnedilmiştir. Nükteleri ve hazır cevaplılığı ile tanınan Osman Yüksel, mebus olduktan sonra ilk TBMM’ye adım atar atmaz döner kapıdan birkaç kere geçtikten sonra “Döneklik daha kapıda başlıyor” diyerek kendisini karşılayanları güldürmüştür.

SERDENGEÇTİ’NİN ŞİİRLERİ

Serdengeçti, meselâ “Asri Aile” şiirinde Türk aile yapısının nasıl dejenere olduğunu bize, başından ve sonundan aldığım şu iki kıt’ayla özetliyor:

“Asriler işte böyle yarı Türk yarı frenk

Kadınlar çaçaron kozmopolittir erkek

Bunlardan gelen nesil vatan millet tanır mı?

Müslümanlık kaygusu, Türlük duygusu var mı?

Oğlan hoppa, kız züppe, ana sürtük, baba kaz

Bundan daha asri aile olamaz

Asriliğin manası edep, irfan demektir

Bizdekine gelince düpedüz bo. yemektir.”

AYASOFYA’YI BU HALE KOYAN KİM?

Serdengeçti’nin en beğendiğim şiirleri arasında olan “Ayasofya” şiiri, baştan sona kadar okundukça insanın içini titreten kelimelerin o derunî ahengi karşısında bugünkü Mahzun Ayasofya’nın zincirlerini kıracağı o mübarek gün ve saatini sanki iple çekerek beklemeye başlarsınız:

“Ey İslam'ın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya!

Şerefelerinde fethin, Fatih'in şerefi,

Işıl ışıl yanan muhteşem mabet!..

Neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun?

Hani minarelerinden göklere yükselen,

Ta maveradan gelen ezanlar?..

Hani o ilahi devir, ilahi nizamlar?..

Ayasofya ses vermiyor,

Ayasofya bir hoş,

Ayasofya bomboş!..

Hani nerede?

Şu muhteşem minberde,

Binlerce erin baş koyduğu şu temiz yerde,

Şimdi hangi kirli ayaklar dolaşıyor?..

Ayasofya! Ayasofya!.. Seni bu hale koyan kim?

Seni çırılçıplak soyan kim?!...”

ROMA (VATİKAN)’YI TÜRKLER FETHEDECEK

Ulu mabet Ayasofya’nın tekrar açılacağını da müjdeleyen Serdengeçti, ceddimiz Selçuklu ve Osmanlı’nın Kızılelma’sı olan Batı Roma’nın (Vatikan) Türkler tarafından fethedileceğini şu satırlarla dile getiriyor:

“Putperest Roma'ya yeni bir mezar kazacaklar, sessiz ve öksüz minarelerinden yükselen ezan sesleri fezaları yeniden inletecek! Şerefelerin yine Allah'ın ve O'nun sevgili peygamberi Hz. Muhammed'in aşkına, şerefine ışıl ışıl yanacak; bütün cihan Fatih Sultan Mehmed Han dirildi sanacak!..”

HASTALIĞI VE HAYATA “VEDA” ŞİİRİ

Serdengeçti, “Veda” adlı şiirinde ise, hastalığından bahsederken ihtiyarlığın verdiği hareketsizliği de içine sindirerek şu geçici dünyaya ve hayata, başından ve sonundan aldığım şu satırlarla “veda” ediyor:

“Artık iş kalmadı yarenler bizde

Tökezliyor olduk yazıda düzde

Şairdik, hatiptik, yazardık sözde

Ekmeği yemeğe ağızda diş yok

Dedik ya efendim bizlerde iş yok.

Yaşıtlarım birer birer ölüyor

Yeşil yaprak kara toprak oluyor

Azrail de baş ucumda soluyor

Üstüme dikmeye ağaç yok, taş yok

Arkamdan vermeye yemek yok, aş yok...”

“MEVLÂNA” ŞİİRİYLE BAŞBAŞA

Serdengeçti 1947’de Konya’ya geldiğinde, Alâeddin Tepesi’nden Konya’ya ve Kubbe-i Hadra’ya doğru bakar ve içinden geçenleri, “Mevlâna” adlı şiirinde ve birbirinden ahenkli şu güzel mısralarda dile getirir. Serdengeçti’nin Konya’yı anlatan “Bozkır” şiiri ise başlı başına ele alınması gereken bir şiirdir. O şiirinde “Fütüvvet”in kokusu da vardır.

Sizleri Mevlâna’yla baş başa bırakıyorum:

“Erenlerde uyku olmaz,

Uyan pirim, uyan gayrı!..

Bak, içime girdi korku,

Uyan pirim, uyan gayrı!..

Yürekten bir çekerek ah,

Gezdi bu can dergâh dergâh

Korkum nedir bilir Allah,

Uyan pirim, uyan gayrı!..

Öz şîrine kana kana,

Aşk oduyla yana yana,

Mecnun gibi koştum sana,

Uyan pirim, uyan gayrı!..

Konduğum yer Konya hani,

Âşıkların öz vatanı,

Ey gönlümün ilk sultanı,

Aç gözünü, uyan gayrı!..

Durup hakkın divanına,

Katıldım aşk kervanına,

Kerem kılıp hayranına,

Uyan, pîrim, uyan gayrı...

Söyle âşık yanık yanık,

Yeşil Türbe olsun tanık,

Madde uyur, ruh uyanık,

Uyan pîrim, uyan gayrı! ..

Yağdırdılar durmadan ok,

Delik deşik oldu bağrım! ..

Yüz sürünce dergâhına;

Dindi -şükür- dinmez ağrım!..

Osman Yüksel SERDENGEÇTİ

Konya, 6 Nisan 1947”.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2643/serdengectiyi-rahmetle-aniyoruz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar