Mesleki eğitim ve Milli Eğitim Bakanlığı

Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk, İstanbul Sanayi Odası’nın Kasım ayı meclis toplantısına katıldı. Sanayicilerimizin Milli Eğitim Bakanlığından beklentileri üç noktada toplandı. Bir, meslek liselerinde nitelikli öğrencileri üretime hazırlayacak donanımlı öğretmenlerin yetiştirilmesi; iki, meslek liselerinde nitelikli öğrencilerin iş hayatına kazandırılması; üç, meslek liselerinin sayısının artırılması ve üretim yapan sektörlerle içi içe olunacak bir zemine kavuşturulması. Bu noktada “yeni gemi yapmak için eski gemilerin nasıl yapıldığına bakmak lazım” lazım sözü aklıma geldi. Türk eğitim tarihine baktığımız zaman mesleki eğitim dendiği ilk aklımıza gelen yapı “Ahilik” teşkilatıdır.

Ahilik anlayışı insanı maddi ve manevi yönü ile bir bütün olarak ele almıştır. Bu bakış açısı nedeni ile Ahiler,  istihdam ettikleri çırak ve kalfaları emekleri sömürülecek bir meta değil, ileriye yönelik meslek sahibi yapılacak birer insan olarak görmüşlerdir. Ebeveynler, çocuğunu iş yerinde ustaya teslim ederken, kendilerini güven içinde hissetmiştir. Ustalar, bu güveni suistimal etmeden, bir baba-oğul şefkatiyle bu emanetleri teslim almışlardır.  Çocukların, meslek edindirilmesindeki bu yol ve yordamdan ötürü “yol atası soy atasından önce gelir” ölçüsü toplum yapısına hakim olmuştur. Askerden dönen kalfanın öz anne babasından önce ustasına uğrayarak, onun elini öptükten sonra kendi evinin yolunu tutar hale gelmesi, bu ölçünün sosyal hayata yansımasıdır. Bu perspektif ustanın kendine teslim edilen çırağı, iyi yetiştirebilmek için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamasına sebebiyet vermiştir. 

Ahilik geleneğinde iş yerinde çalışmaya başlayan çırağa “yol arkadaşı” verilirdi. Yol arkadaşı, çırağın karşılaştığı sıkıntıları aşması ve meslekte yol alması için ağabeylik yapardı. Bu anlayış, bugün iş yerlerinde kariyer için birbirini rakip gören ve ezen işyeri çalışanlarının zihniyetinden çok uzak bir aile yuvası sıcaklığını temin etmekteydi.   

Ahilik anlayışı çerçevesinde usta-çırak ilişkisinde iş başında eğitim veren usta, çırağın sadece mesleki eğitiminden değil aynı zamanda ahlaki ve dini gelişiminden de mesuldü . İşyerinde mesleki eğitim, zaviyelerde ise ahlaki ve dini eğitime tabi tutulan çırak, bu yolla ilim ve irfan noktasında önemli mesafeler kat etmekteydi. Usta, çırağın işlediği tüm fiillerinden birinci derecede sorumluydu. Yani usta sadece bir işveren değil adeta bir baba rolündeydi. Bir usta ile çırağı birbirinden ayırmak mümkün değildi.  Menfaate dayanmayan bu ilişki anlayışında önemli olan sadakat idi. Bütün bildiklerini çırağına aktarma gayreti içinde olan ustanın, menfaati değil sadakati ön plana alarak yaptığı bu özveri, aile ilişkisi temeline dayandırmadan açıklanamaz. Yani Ahilik anlayışında, iş ve iş yerine dayalı sadakat, bireysel menfaatlerin önüne geçmiştir ki, bu aile ortamının iş yerinde içselleştirmesi ile sağlanmıştır.

Bir usta çırağına iş verir, yapmasını ister ve neticede kat etmesi gereken yolun alındığına kanaat getirirse merasimle kalfalığa terfi ettirirdi. Bu metotla verilen eğitim usta oluncaya kadar devam ederdi. Diğer bir ifade ile meslek sahibi olmaya çırak olarak yol atası ve arkadaşı edinerek başlayan fert, yol sahibi olarak kalfalığa, oradan da icazet alarak ustalığa terfi ederdi. Tüm bu süreçlerde meslek ahlakı en önemli konuydu. Meslek sahibi olma idealine giden seyri sulukta, yol atası ustaya olan sadakat ve işini yaparken gösterdiği doğruluk, mesleki ahlakın dayandığı temeldi.

 Kaliteli mal üretmek ve uygun şartlarda müşteriye ulaştırmak üretim ahlakının temel dayanağıydı. Ahilik teşkilatı, mesleki kontrolün teminatını, dini değerlerin içselleştirilmesi olarak görmüş, ancak doğabilecek zaafiyetlere de esnaf nizamnameleri ve narh defterleri ile tedbir almaya çalışmıştır.

Ahilik teşkilatı çalışma hayatı içinde önceden aktif iken emekli, malül ve sakat konumuna düşen mensuplarını da unutmamış, kurmuş olduğu esnaf sandığından onlara yardım etmiştir. Onlara sahip çıkmayı mesleki ahlakın bir gereği olarak, mesleki eğitimin çerçevesi içine dahil etmiştir.

Günümüzde işveren-işçi ilişkisinde güven duygusu neredeyse sıfırı tüketmiştir. Tarihi köklerimize inildiğinde, bu güven duygusunu Ahilik anlayışının nasıl tesis ettiğini net bir şekilde ortadadır. Bir, iş yerini aile yuvası ortamına çevirmek. İki, kul hakkına riayet. Üç, helal kazanç anlayışının hakim kılınması. Bu bakış açısı işveren için mala hak etmediği halde fazla fiyat istememek, üretiminin ana unsuru olan işçinin emeğini işverenin sömürmemesi . Dört, işcinin ise alın teri akıtarak üretmek ve karşılığında ücretini hak etmek olarak açıklanabilir. Diğer bir anlatımla dürüst çalışmak, üretim kapasitesini artırmak, komşu esnafların ve sanatkar erbabının hakkına riayet etmek önemli ölçülerdi.

Günümüz ticaret anlayışının temelini oluşturan ana unsurlardan biri rekabettir. Rekabet anlayışı maalesef ki bugün firmaların birbirinden hem üretimin ana unsuru nitelikli insan gücünü transfer etme hem de müşterileri hile ile kendine çekme stratejisi üzerine bina edilmektedir. Ancak Ahilik anlayışında firmalar arasında yardımlaşma ve dayanışmayı esas olmakla beraber, rekabet, kaliteli üretim yapma noktasında kıyasıya mevcuttu. Üretimin her aşamasında sosyal adalet duygusu ön planda tutularak, sosyal huzur sağlanmaktaydı. Ahiliğin en önemli işlevlerinden biri de üretime durumuna göre sınırlandırma getirme, standart oluşturma, kaliteyi arttırma ve ücret belirleme olmuştur. Ahilik müessesi, kaliteli üretmeyen ancak pahalı satanlara karşı her zaman tüketici korunmaya çalışılmıştır.

Modern zamanda üretim tüketim dengesini kurmak ve korumak noktasında en fazla ahlaka ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak dinden beslenen değerlere ön yargı ile yaklaşan modern insan, bu ihtiyacı karşılayabilecek başka bir kaynakta üretememiştir. Ekonomik alanda yaşanan sıkıntılar ve krizler bunun en büyük kanıtıdır. Din ölçü koyar, ahlak bunu yaşama çevirir ve hukuk yazılı hale getirerek denetler. İşte Ahilik müessesi, kendi döneminde bu üç hususu kendinde birleştirerek sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel hayatı organize etmiştir. Ahilik, ahlaki eğitimi için zaviyeleri kullanarak bir eğitim ve kültür çevresi oluşturmuştur. Orduların gelişinden önce kurulan zaviyeler hem askerlere lojistik destek sağlamış hem de iş yerlerinde mesleki eğitimlerini alan gençlere ahlaki eğitimin verildiği şehir, kasaba ve köylere inşa edilen mekanlar olmuştur. Ahi zaviyeleri adalet, güven ve hoşgörüye dayalı bir medeniyetin inşasını yapacak kadroların yetiştirildiği bir eğitim ve öğretim çevresi işlevini görmüştür. Ahilik müessesi mesleki eğitimi iş yerinde, ahlaki eğitimi zaviyelerde genel çerçevede verirken, sohbet meclisleri ve zikir meclislerini de eğitim ve öğretim faaliyetlerinin bir alanı olarak değerlendirmişlerdir. Yani Ahilik, ham olan toy fertlerin pişmesi ve kamil bir şahsiyet haline gelmesi için, o günün şartlarına uygun her vasıtayı imkan dahilinde seferber etmiştir.

 Ahilik müessesi bir kurum olarak tarihteki saygın yerini almıştır. Ancak bugün ekonomik dar boğazla mücadele eden ülkemizde, üretim ve tüketim dengesini kuracak, israftan ve tembellikten uzak bir ekonomik ahlakın yeniden ihyası ve inşası için, Ahiliğin beslendiği ölçüler net olarak ortadadır. Yapılması gereken Ahilik anlayışının temel dinamiklerinin beslendiği ana noktaları tespit ederek yeni bir ekonomik ahlakın ve üretim zihniyetinin tesis edilmesidir. Sayın Bakanımız Ziya Selçuk Hocamızın 23 Ekim’de açıkladığı 2023 Eğitim Vizyon Belgesinde mesleki eğitim açısından atılması planlanan çok önemli adımların olduğunu görmekteyiz. Vakit bir an önce hızlıca harekete geçme zamanıdır. Mesleki eğitimin memleketin kalkınma meselesi olduğu ortadadır.

                               

           

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2681/mesleki-egitim-ve-milli-egitim-bakanligi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar