Toplum içindeki “kapalı kadın” İslam’ı nasıl yaşamak istiyor?

İlk söz: İslam; iyilik, sevgi, saygı, inanış vb. kadınları ayırmıyor.

Özel bir konu olduğu için, hata yaparım korkusu ile “dini ve İslami konulara girmek istemiyorum.

http://www.kocaeliaydinlarocagi.org.tr/Yazi.aspx?ID=8867

Bu sohbette ve http://www.internethaber.com/muslumanlik-ve-yazliklardaki-yonetici-savaslari-1714959y.htm

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2207/islam-dininde-yalan-ve-kufur-caiz-mi.html

http://www.internethaber.com/bu-nasil-muslumanlik-1226437y.htm

yazılarımda çeşitli konulara değinmiştim.

Malum, ülkemize Perşembe ve Cuma günleri sohbetler “Din” üzerine oluyor. Konulara sorulan sorular o kadar basit, sıradan ki, şaşırıyorsunuz. İnsanlar ille de Kur’an-ı Kerim’i, Arapça okumak zorunda değiller, Türkçe meallerini okusalar, bu gibi soruları sormazlar. Hala, evlerimizde; kutsal kitabımızı en üste koyuyor, ama kapağını açmıyoruz. Türkçe meallerini alınıyor, ama okunmuyor. “Hocalardan, cemaatlerden” yardım dileniyor.

Düğünlerde gençlere; “kutsal kitap” hediye ediliyor ama çevreye/akrabalara kötülük yapmaktan geri durulmuyor. Gidin mahkemelere, lütfen bakın; açılan davaların %70-75’i, kardeş/akraba/geçimsizlik/kavga/küfür/hakaret vb.

Her Cuma namazında vaaz veren hocalar, ortamdan/durumdan şikayetçiler. “Toplumun gerginlik içinde olduğunu ve %30’unun depresif ilaç kullandığını” ve biz her daim; iyiliği, sevgiyi, saygıyı, kötülüğü vb.” anlatıyoruz, ama “İnsanlar, tersini yapıyorlar. Başarılı olamıyoruz” diyorlar.

Hocalar, kumar/faiz bahsine giriyor, “devletin kumar oynattığını” söylüyor ama,“Allah, size akıl vermiş, uymayın” diyorlar ve güncelle çatışıyorlar. Hatta geçen Cuma (Konyalı Cami) hoca dedi ki; “Cebinde milli piyango bileti olan, camiye gelmesin. Bir cebinde günahla/yasakla, namaz kılınmaz.” Şimdi, geçim zorluğundaki vatandaş ne yapsın? Birbirine bakıldı, kaş göz işaretleri yapıldı. Anladık ki, çoğumuz bilet almışız… Şimdi ne olacak? Çözüm ne? Hoca dedi ki; 10 yıldır Mecidiyeköy Müftülüğü’nde görev yaptım. Belki 10 kişi gelip, bana bir şey sordu. Ama türbeler, hoca diye geçinenlere danışan, onlara uyan dolu.” Çok acı!...

Geçen hafta da noel ile yılbaşı kutlamaları yine gündeme oturdu. Hala, halka bilinç verememişiz ki, sürekli/her yıl; yasak, yapmayın, günah vb. denilerek, iş yapıldığı zannediliyor.

Soru, nerde yanlış yapıyoruz. Yapılıyor?

Diyane İşleri Başkanlığı (DİB), gerekli formülü/öğretim yöntemini bulamıyor mu? Demek ki; İngilizce eğitimi gibi, dini konuları öğretmede -okullar dahil- başarısızız!... 100.000 camide görevlimiz var, 100.000 okulun %80’inde Din Eğitimi Öğretmeni var? Kuran kursları var?

İstanbul Müftüsü Hasan Kamil Yılmaz, imam ve müezzinlik için İmam Hatip Lisesi'nde verilen eğitimin yeterli olmadığını belirterek; "Sadece İHL'den mezun olup, müfredatını tamamlamış olan bir insanın Diyanet'in ve toplumun arzu ettiği seviyede bir din hizmeti vermesi mümkün değildir. Türkiye'de lise mezunlarının mesleki hizmette istihdamı artık tarih oldu, bunun tek istisnası galiba Diyanet'tir. Ben, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın da bu uygulamaya son verip, artık fakülte mezunu arkadaşlarımızın imamlık ve müezzinlik yapması gerektiğini; yani doğrusu imam ve müezzinlerin, üniversite mezunu olması lazım geldiğini düşünüyorum." dedi.(A.A.,31.12.2018)

Eeeee?

Sorun/ihtiyaç varsa, biz mi çözeceğiz? Ne bekleniyor, anlamıyoruz…

Çok şükür ki, artık Türkiye kadınların başörtüsü konusunu kapattı.

Ama çözüm oldu mu? Hayır?

Muhafazakar kesim yine memnun değil…

Şimdi de; kadınların fazla makyaj yaptığından, örtülerinin/pantolonlarının/elbiselerinin vücut hatlarını gösterdiğinden, türbanlıların sigara içtiğinden-kahkaha attığından, lüks araçlara bindiğinden, çok parlak renkli elbiseler tercih ettiğinden” şikayetçiler…

Yazar İ. Oral şöyle yazmış; “İslam tarihinde böylesi bir aile faciası görülmedi. Ailenin kaynağı olan kadının analık sistemlerini arızalandırdılar. Kadını cahilleştirdiler. Onu iffetinden kopardılar. Merhametini, şefkatini, sadakatini harap ettiler. Onun aşk ateşini söndürdüler. Kocasını, adamı olarak görme iştahını buharlaştırdılar. ‘Elimi sallasam ellisini bulurum’ dedirtecek kadar çıldırttılar. Kadında üstün değerler taşıyan mekanizmaları kilitlediler, kilitlerini paslandırmaya bıraktılar. ‘Sen güzelsin, sen güçlüsün, sen erkeğin cariyesi değilsin, özgür olmak senin hakkındır, sen erkeğin eline bakmaya zorlanamazsın, senin de ekonomik özgürlüğün ve etkinliğin olsun...’, ‘Sen güzelsin, sen güçlüsün, sen erkeğin cariyesi değilsin, özgür olmak senin hakkındır, sen erkeğin eline bakmaya zorlanamazsın, senin de ekonomik özgürlüğün ve etkinliğin olsun...’ dediler” (Yeniakit,23.12.2018)

Gelelim tespitlerimize;

1/ “Başı bağlı/türbanlı, muhafazakar geçinen bir çok kadın; namaz kılmıyor.”

1.a/ “Başı bağlı/türbanlı, muhafazakar geçinen bir çok kadın; yetiştiği vakitte namaz kılıyor.”

1.b/ “Başı bağlı/türbanlı, muhafazakar geçinen bir çok kadın; sabah namazını kılmıyor.”

1.c/ “Başı bağlı/türbanlı, muhafazakar geçinen bir çok kadın; Kur-an’ı Kerim’’i okuyamıyor.”

Konunun, yine kapalı olmakla ilgisi olmaması lazım. Başı açık bir çok tanıdığım, 5 vakit namazını kaçırmıyor… Bu, Allah ile kişi arasındaki bir ilişki olmalı. Allah 5 vakit namazı farz kılmış, ama nedense; bilgili/okumuş/alim sahibi insanlar buna uymuyor. Bir ortak şikayet de; “daha çok orta dereceli/orta direk insanların camileri doldurması.” Özellikle; Eyüp Sultan’ı ziyarete gittiğinizde, bu çok açık fark ediliyor. Yine, çok bilinen isimlerin cenazelerde, camii alanı tıka basa doluyor, ama namaz kılmaya içeri giren o kalabalığın %20’si. Bunu her cenaze namazında gözlemek mümkün.

Kapalı/açık kadınların çoğu, 5 vakit okunan ve huşu içinde dinlediği “ezanın anlamını bilmiyor” ve “sözlerini doğru söyleyemiyor.” Bu nasıl oluyor, bilemiyoruz!

2/ “Başı bağlı/türbanlı, muhafazakar geçinen bir çok kadın; mukabelelere gidiyor.”

Mukabele; “karşılık verme, karşılama, karşılık” anlamındadır. Toplu yerlerde, “bir kişi tarafından yüksek sesle hatim okunurken, diğerlerinin gözleriyle Kur'an'ı takip etmesidir” Genel uygulamada; eğer erkek hocalar okuyorsa, salon perde ile ayrılır; bayanlar hocanın sesini duyar, hoca bayanları görmez.” Kadınların kendi aralarında yaptığı mukabelelerde -evlerde-, mukabele sonunda yemek ikramı da yapılıyor. Bu, dini bilgileri paylaşmak, Kur’an-ı öğrenmek için bir yöntem. Tıpkı müzikte ki, “meşk” gibi…

3/ “Başı bağlı/türbanlı, muhafazakar geçinen bir çok kadın; “kadın olmanın özelliklerinden” vazgeçmek istemiyor”

3a/ “Başı bağlı/türbanlı, muhafazakar geçinen bir çok kadın; “sevgilisiyle el ele, sarılarak gezmelerinin doğal hakları” olduğunu söylüyor!”

Dünya kadın-erkek üzerine kurulmuş ve birbiriyle olacak doğal ilişkilerinden soyun devam etmesi sağlanmış. Kapalı olan kadının; erkeğe karşı bir şey hissetmemesi, kalbinin olmadığının göstergesidir. Kadın da duyguludur; sever, kızar, bağlanır, yer, içer, eğlenir, gezer… Aksi durumda; kadını işten el çektirmek, eve bağlamak düşüncesi ortaya çıkar ki, bu zamanda mümkün değildir. Kapalı kadın; bisiklete binmesin, spor yapmasın, koşmasın, çalgı çalmasın vb. yanlış görüşlerdir. Günceli yakalamak gerekir.

4/ “Başı bağlı/türbanlı, muhafazakar geçinen bir çok kadın; sigara içmenin inançlarına engel olmadığını düşünüyor.”

Keşke, sigara bütün toplumun gündeminde çıksa! Güzel kokması gereken bir kadının (tabii ki erkek te), sigara ile toplum içinde olması iyi bir şey değil… Yıllar önce, şimdi MV olan, AK Parti’li bir ilçe başkanı (şimdi Bel.Başk.), sigara içen bir türbanlı kadına yaklaşmış; “Ya o sigarayı söndür, ya da başını aç” demişti. Elbette çevreden tepki almıştı. Yazar H. Karaman’da, çok ileri gitmiş; “Ben başını örten ama göstere göstere sigara içen bir bayan gördüğümde şöyle bir intibaa kapılıyorum: Sanki farklı olanlara şunu diyor: “Siz benim başımı örttüğüme bakmayın, benden ümidinizi kesmeyin, sizinle paylaşacağım daha çok şeyim var” demiş ve çok tepki almıştı.(02.08.2017/Yenişafak)

Yazar A. Böhürler bir yazısında; “Çok değil bundan 15 yıl önceye gitmek yeterli... Mesela o yıllarda dindar erkekler ile yabancı kadınları aynı yemek masasının etrafında görmek hiç hayra alamet bir durum değildi. Birçoğu el sıkmaz, el sıkan kadınları da yadırgarlardı. Hatta yabancı bir kadınla sohbet etmek, yüz yüze konuşmak bile (bazıları için) hiç de uygun bir şey değildi. 1995 yılında Kanal 7’de çalışmaya başladığımda, oradaki kadın ve erkeklerin birlikte çalışma ortamları çokça mevzubahis edilir, bunun doğru olup olmadığı tartışılırdı. O dönemde medyada çalışan başörtülü kızların pantolon giymesi, sigara içmesi gibi birçok konu tartışmanın odağındaydı.” (Yenişafak/21.03.2009)

Oysa; “sigara içmenin, sağlığa zarar verdiğini”, “özellikle hamile kadınların uzak durması gerektiğini” söylemek, kapalı kadınlar için ise, “yakışmıyor, siz örnek olun vb.” demek daha doğrudur.

5/ “Başı bağlı/türbanlı, muhafazakar geçinen bir çok kadın; kapalı olmalarının yaşayışlarına bir engel teşkil etmemesini istiyor.”

Maalesef, azınlıkta olsa, bazı insanlar kapalıları anlamıyor ve giydikleri kıyafetle yargılıyor. En çok; “kapalı olması” için, “ailede baskı yapılıp yapılmadığı” soruluyor. Oysa bazı kadınlar; inanarak, içinden gelerek örtünüyor ve  “başörtüm içimdeki güzelliği yansıtıyor", “Allah’a olan inancımı göstermek için takıyorum” diyor, “önce insan olmak” prensibinin önemini vurguluyorlar.

6/ “Başı bağlı/türbanlı, muhafazakar geçinen bir çok kadın; “kendilerinin Cumhuriyet’le ve Atatürk’le bir sorunu olmadığını” belirtiyor. Ve bu konuda, siyasilerin kendilerini kullanmalarını istemiyor.”

“Kapalı kadın da, Atatürk’ü sevebilir, Atatürk sevilmeyecek bir önder değildir ki, ülkemizi kurtarmış, kadına-çocuğa-gence bayramlar hediye etmiş, Laikliği getirmiş, ama onu da yanlış uygulamışlar ve “ayrım başlamış”, “kapalı kadınları ötekileştirmişler” diyorlar.

7/ “Başı bağlı/türbanlı, muhafazakar geçinen  bir çok kadın; çalıştıkları için koku kullanıyor ve bunun dinen yasak olmadığını düşünüyor.”

“Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: kadınlar, güzel koku ve namazdaki gözümün aydınlığı.” (Kenzu’l-Ummal, h. No:18913) Hz. Peygamber (a.s.m)’in sık sık beraber olduğu Hz. Cebrail’in; “bir melek olarak kötü kokulardan rahatsız, güzel kokulardan hoşlandığını, kendisinin buna dikkat ettiğini, arkadaşlarının da kendi meclisinde dikkatli olmalarının gerekli olduğunu” ifade etmiştir. Diğer taraftan da, bedevî bir topluluğu cahiliye devri alışkanlıklarından uzaklaştırmak isteyen Peygamberimiz (a.s.m); camilerde, sohbet meclislerinde başkasını rahatsız eden -bedende, elbisede, ağızda olabilecek- kötü kokulardan uzak durmalarını, bunun yerine güzel koku sürmeleri hususunda ders vermiştir.” Kadının koku sürmesini yasaklayan hadisler, bunun mutlak manada yasak olduğunu bildirmemektedir.

Bir kadın evinde; eşinin, çoluk çocuğunun ve dinen kendisine yabancı olmayan akrabalarının yanında koku (parfüm) sürebilir. Yasak olan, dışarı çıkarken erkekleri etkilemeleri veya etkileyecek derecede parfüm sürüp erkeklerin dikkatini çekmeleridir. “Her göz, yabancı bir kadına bakarak göz zinası işlemiştir. Bir kadın da güzel kokular sürünerek erkeklerin yanından geçerse o da aynen bakan erkekler gibi zina etmiş gibidir.” (Tirmizî, Edeb, 35; Ebû Davud, Tereccül, 7)

Gelecek yazı erkekler!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2749/toplum-icindeki-kapali-kadin-islami-nasil-yasamak-istiyor.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar