BİZİ VAR VE VARLIKLI, NURLU VE ONURLU, MUTLU VE UMUTLU KILACAK OLAN

İlahi hakikat, tarihin her evresinde kadim kültür ve uygarlıkların da tanıklık ettikleri gibi insana kendini bilmesini tavsiye etmektedir. Bizi var ve varlıklı, nurlu ve onurlu, mutlu ve umutlu kılacak olan bu şuur ve olgunluk seviyesidir.

Gerçek barış, kendini bilen kalbin, büyüyüp bir ülke olmasıyla mümkündür. İnsanın kendini, nefsini, hakikatini bilmesi tavsiyeden de öte yüksek bir amacın ideal aşamasıdır. Bu bilinç kendimiz dışındaki insanlara, dünyaya ve hakikate yabancı kalmak, onları bilmemek anlamına gelmez.

Kendini bilmek kimi nefsi terbiye ekolleri tarafından ‘içe kapanma, inzivaya çekilme, dışarıyla ve dünyayla ilgilenmeme’ şeklinde anlaşılmış olabilir. Karmaşık insan gerçekliğimizde en doğruyu bile yanlış anlama ve yorumlama indirgemeciliği her zaman olmuştur. Biz bu eğilimleri iyi niyetli sapmalar olarak değerlendiriyoruz. 
Kendini bilmek, bileceğimiz, bilmemiz gereken her şeyin, ilk hareket noktasını, üstelik sağlam hareket noktasını bize kazandırır.

O nokta kaybedilirse zaten bileceğimiz başka şeyler de, bildiklerimizi sandıklarımızın kıymeti de olmaz. Bugün insanlık tam da böyle bir bilgi kirliliği, bilgi boşluğu, çöküntüsü, bilgi koması yaşamaktadır. Kendini bilmeyen insanların kurduğu uygarlık ve bilgi sistemleri, insana, tabiata, hayata huzur da yarar da getirmemiştir. 


Kendini bilmek bir iç bakışı, kendimiz üzerinden varlığa yönelen samimiyeti gerektirir. Varlığa hürmet, evvela kendi bilincimize varmakla mümkündür. Başkasının gerçeklerini nasıl bileceğiz? Kendimiz gibi, kendimiz üzerinden, kendimizle birlikte bileceğiz.

Kendimiz üzerinden başkasını, başkası üzerinden kendimizi anlamaya çalıştığımızda bizim dışımızdakileri ötekileştirmeksizin gerçek uzlaşma, anlaşma, kardeşlik sağlanmış olur. İçselleştirilmiş bir kaynaşma, bütünleşme ve kardeşlik.

O zaman barış tüm sosyal, siyasal programları aşan içselleşmiş yayılmayla kök salar. Barış kalbin büyümesi, herkesle buluşması olur. Bugün ihtiyacımız olan da budur. Bu anlayışla kalplerimizi, gönüllerimizi onarmaya ihtiyacımız vardır. Ruhumuzun onarılması gerçek imar faaliyetinin en ilk ve en önemli aşamasıdır. 


Yaşadığımız zorlu süreçlerle bu faaliyetin yani kendimizi bilmenin, kendimizi keşfetmenin, kendimize hürmetin, saygının, kendimizi sevmenin ne kadar hayati öneme sahip olduğunu anladık. Burada kendimiz ifadesiyle şahsi olarak senden, benden bahsetmiyoruz.

Ötekileştirmeyen, kendini ötekinin yerine koyan nefis, büyüyerek, çoğalarak, kaynaşarak gerçek, tarihi, ontolojik bir empati seviyesinden ‘biz’e yani bir üst kimliğe yükselmekte, kendini o kimlikle ifade etmektedir. İşte o katta, o duyuş ve var oluş seviyesinde sen ben yoktur biz vardır. Biz kimdir? Biz kendimizdir? Başkasını en az kendim kadar aziz bilirim, bilmek zorundayım. Bu entelektüel fiyakalarla ruhun caka satma seansı değil, bir kardeşlik hukukunun gerçekten sevaplar, ecirler getiren tutumudur. 

Kendimizi bilmenin bütün ayrıntıları geçersiz, önemsiz kılan, kuşatıcı, kucaklayıcı bir mahiyeti vardır. Kuşatan duygu, yeryüzünün gelip geçici realitelerini bırakınız kavga unsuru görmeyi, dostluk ve tanışma vesilesi kılarak daha üst hakikate, Rabbimize yönelmenin coşkusunu artırır.

Bu duygunun temelinde ilahi hakikat vardır. Aşk, iman teslimiyet vardır. Aşk ve iman bizi var ve varlıklı, nurlu ve onurlu, mutlu ve umutlu kılmaktadır, kılacaktır. Kendimizi bilmek unuttuğumuz, yitirdiğimiz güzelliklerin derin anlamlarıyla birlikte varlığımızı tahkim edecek, asıl ve asil güzergâhına yöneltecektir? Ya da o asıl istikamete yönelmenin varacağımız zorunlu durağı ‘kendimiz’ olacaktır. Sonuçta her bir hayır, her bir iyilik, her bir inanç ve her bir ayet bizi inşa ve imar etmek içindir. 


O nedenle hakikati bilmekle kendimizi bilmek arasında ters bir geometri yoktur. Kendini bil(e)meyen Allah’ı bilemez. Şurada burada zihin gurultusunun boş gevezeliği ile lakırdı yapmayı felsefe sanır, düşünce, aydınlanma sanır. Öte taraftan bilincine varılmamış bir teslimiyetle kurtulduğunu sanan çoğu insan da derin ve hoş bir yanılgı içindedir. Derin ve hoş bir yanılgı! Bu ifade ile ne kastettik? Biraz düşünülmesinde yarar olabilir. Ancak biz şimdilik bu konuyu ertelemek zorundayız.

Sonuç itibariyle gidip gelip meselenin odaklandığı ana nokta ‘kulluk’ olmaktadır. İnsan varlığımızın anlam bulma süreç ve serüveninde başarması gereken en önemli iş kulluktur? 
Kul olmak gerçek manada kendimizi bilmek demektir. Kul olmak aklımızın, ruhumuzun, bütün bir benliğimizin her şeyin yerli yerinde, kendi yerlerinde var olmaları demektir.
Bize kul olmaktan başka kurtuluş kapısı yoktur.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/279/bizi-var-ve-varlikli-nurlu-ve-onurlu-mutlu-ve-umutlu-kilacak-olan.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar