TÜRK USULÜ FUTBOLLA BURAYA KADAR

Milli Futbol Takımımız, Avrupa Futbol Şampiyonası’nda çok ama çok kötü bir sınav vererek, kısa sürede eve döndü. Ne yazık ki, yerli ve yabancı futbolseverler Fransa’da, son dönemlerin en başarısız Türk Milli Futbol Takımı’nı izledi. Çok çok kötü bir futbol eşliğinde… 

Daha en başta büyük bir hata yapılarak, Avrupa Şampiyonası'na katılımımız mucize kelimesinin tam karşılığı olarak gerçekleşince, herhalde “biz bu işi böyle götürürüz” diye düşünüldü. Oysa bu çok büyük bir yanılgıydı… Birlikte çok büyük yanıldık!

Grup eleme maçlarındaki yanlışlardan ders alınarak, son maçın son dakikalarında da olsa Fransa bileti almak adeta ilahî bir lütuf sayılarak, hazırlık dönemi çok iyi/ etkin/ verimli geçirilebilirdi. 

Fakat öyle olmadığını gördük. İlk iki maç boyunca yazıklanarak, üzülerek, kahrolarak, ağlayarak…
…..
Bu dönemde takıma yeni oyuncular dâhil edilebilir, örneğin gol yollarında sadece Burak ve Cenk’e mahkûm kalınmayabilirdi. Yapılmadı. Bir başka örnek… Serdar Aziz’in yeri doldurulabilirdi. Becerilemedi. Evet, gerçekten çok şey yapılabilirdi turnuva öncesinde, başarıya daha yakın bir pozisyon alabilmek adına.

Kaldı ki, genel anlamda, hazırlık döneminde iyi hazırlanılmadığı, yani verimli bir hazırlık dönemi geçirilmediği bizzat Fatih Terim tarafından dile getirildi, sosyal medyada dönen mesajlar çerçevesinde söylenecek olursa…

Oysa çok sayıda maç yapılabilir, çok sayıda oyuncu görülebilir, farklı taktikler denenip, oyun anlayışımız zenginleştirilebilirdi. Yapılmadı, yapılamadı. 

Şimdi bunun nedenlerinin en geniş şekilde araştırılması ve elde edilen nesnel sonuçlar çerçevesinde gereğinin yapılması zamanıdır. 

Kim tarafından? Tabii ki, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından... Yani bu açık başarısızlığı araştırmak zorunda olan “1” numaralı kurum marifetiyle.
…..
Öte yandan, belki de teknik, taktik vs. futbolun iç unsurlarına değinmeden önce, en başında ve bu yazının özünü teşkil etmesi düşüncesiyle, bir noktaya dikkat çekmek gerekir. Ele alınması gereken en önemli unsur olduğu yönündeki inancımızla… 

Başarı, başarısızlık, kupa, madalya, iyi oyun, kötü oyun vs. hepsi ama hepsi bir yana, TFF, bu ülkeyi herhangi bir uluslararası organizasyonda temsil edecek kişileri, ay yıldızlı al bayrağın nasıl temsil edileceği noktasında, sıkı ama çok sıkı bir “şuur eğitimi”nden geçirmeli.

Milli Takımın hocası, iki utanılası yenilginin peşinden gelen galibiyet sonrasında adeta havalara girerek, “ben Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nun sorularını cevaplamıyorum; röportaj vermiyor, konuşmuyorum; konuşmayı da düşünmüyorum” diyebiliyorsa, bu eğitimin gerekliliği açıktır. 

Eğitimden kastımız, en başta yapılacak toplantılarda konunun önemle üzerinde durulması ve bunun öneminin süreç içinde sık sık hatırlatılmasıdır şüphesiz. 

Zira elde edilen başarı sonrasında, alkışlar ve tezâhüratlar arasında, ağzını doldura doldura konuşanlardan, herhangi bir başarısızlık sonrasında da, bulundukları makama yakışır bir olgunlukla gerekli açıklamaları yapmaları, bunun bilincinde olmaları beklenir. Kızmadan, öfkelenmeden, küsmeden… 

Bu bilinç yoksa kazandırılır, kazanamayanlar da, milleti temsil eden kurumların ve organizasyonların kapısından içeri alınmaz. Yetenekleri ne olursa olsun... Çünkü hiç kimse, ama hiç kimse Türkiye’den ve Türk milletinden daha büyük ve daha kıymetli değildir. 

Çok kötü oyunlarla kaybedilen iki maçın ardından Fatih Terim ve futbolculara yönelik olumsuz eleştirilerin geldiği, hatta bazı kendini bilmezlerin asla kabul edilmez cümlelerle eleştirinin sınırlarını zorladığı, hatta çok ötesine geçtiği doğrudur. 

Bu çerçevede yapılan olumsuz eleştirilerle ilgili olarak hak arayışında olunması çok doğal olmakla birlikte, yapıcı eleştirileri gelişim noktasında dikkate alması gereken Terim ve kimi oyuncuların, iflah olmaz Pollyannaların da verdiği cesaretle, mahcubiyet duygusu ile üzüntü sergileyeceklerine, millete posta koymaları kabul edilir gibi değil. 

Bunu yaparken kendilerini reklam filminde sanıyorlarsa eğer, birilerinin yanıldıklarını hatırlatması gerekir. Rol kesmenin ve artistlik yapmanın zamanı geçmiştir. Şimdi zaman, muhasebe yapma zamanıdır. Kızmadan, öfkelenmeden, kibirli davranmadan, tepeden bakmadan ve hava yapmadan... Dostça, kardeşçe, el birliğiyle… 
Halk arasında güzel bir söz vardır, “ayıbınla otur” diye. 

Oysa bizim takım, bu anlamlı sözün hilafına, bu kadar takım arasında en kötü futbolu oynadığının ve birçok alanda uçuşa geçmiş olan ülkenin bu noktada boynunu büktüğünün farkında değilmiş gibi davranıyor. Ve “keşke böyle olmasaydı, daha iyi olsaydı, üzgünüz” denileceği yerde, kafa tutup, sağa sola parmak sallanıp, üste çıkmaya çalışılıyor. “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” sözünü doğrularcasına…
…..
Milli Futbol Takımımız odağında yazmaya devam edeceğiz…
Zira bu hamur daha çok su götürür.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/282/turk-usulu-futbolla-buraya-kadar.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar