YANLIŞ DÜŞÜNCELERE, DOĞRU YAKLAŞIM

Devlet, Ortadoğu’nun ve onunla bağlantılı olarak dünyanın karışık, karmaşık seyreden ilişkiağlarını iyi ki bizim gibi düşünüp, çözümlemiyor diyesim geliyor. Bunu söylerken politikaüretmekle düşünce üretmenin aynı şeyler olmadığını, insanların düşündüğünü, devletinsepolitika üretmesi gerektiğini de söylemiş olalım.

Düşüncelerimiz şahsidir. Bizim zaaflarımızı, ayrıcalıklarımızı, yeteneklerimizi, kendieğilimlerimizi taşır. Düşüncelerimizde nefsaniyet vardır. Arzularımız, duygularımız,çıkarlarımız, reflekslerimiz, heyecanlarımız vardır, olabilir. Politika öyle değildir. Evveladevlet kişi değildir. Kişilerin toplamı mıdır? Hayır. Millet midir? Değil. Devlet başka birşeydir. Başka bir vasat, başka bir mantık, amaç, zemin. Başka bir ruh, açı, olgunluk. O nedenle devlet kendi çıkarı ve kendi çıkarı ile eş değerde gördüğü millet çıkarı için politikalar üretirken kendi konum ve açımızdan, kendi koşullarımızdan bakarak kolay anlayamayacağımız açılımlar ortaya kor, hamleler yapar. İşte biz bu programlanmış hamleler düzenine politika diyoruz. Politika uzun amaç ve erimli, geçmişe kök salmış ilkelere, amaçlara dayanan, olumlu olumsuz seyredecek durumlara göre biçimlenme kabiliyeti olan esneme seçenekleri içerir. Politikada öncelikler, sonralıklar, birinci, ikinci, üçüncü hedefler, başarılar veya başarısızlıklar vardır. Tercihler, hamleler, pozisyon alışlar kazanım ve kaybedişlere göre sürekli değişir. Özellikle ilişki ve çıkar hesaplarının son derece karmaşık planlarla yürüdüğü günümüzde her duruma göre değişme kıvraklığı ve çevikliği gösterebilen politikalar, dava sonuç alıcı veya sürdürülebilir sayılmaktadır. Bu işlerin kolay olmadığını yaşayarak gördük, görüyoruz. Bu geniş açıyı, bu uzun amaçlı işleyişi kendi perspektifimizden kavrayamayabilir gereksiz hatta yanlış da bulabiliriz. Burada hatların ve katların karışmaması gerekir.

Düşünce adamlarının politik değişikliği veya değişen politikaları kavraması için, devlet politikası ve birey düşüncesindeki ayrı işleyişlerin varlık, hayat, istiklâl ve istikbal noktasında sağlıklı değerlendirilmesi önemlidir. Bazen beklentiler, öncelikler çatışabilir. Bazen yanlış bilgilerden ve sebeplerden yola çıkılabilir. Bazen bizim beklentilerimiz, devletin önceliği olmaz. Bazen devlet politikası tam da bizim arzuladığımız düzlem ve istikamette seyreder. Devlet de insan da yanlış yapabilir. Yapıyoruz. Ama güncel etki ve sıcaklığıyla son gelişmeler üzerine düşündüğüm zaman gönlümün ve kalbimin başka eğilimlerine rağmen “iyi ki devlet politikalarını bizim gibi düşünerek belirlemiyor” demekten kendimi alamıyorum. Biz bugün için çözüm üretiyoruz. Bugünün çözümü yarın sorunu daha büyüterek karşımıza çıkarıyor. Biz anlık tepkilerle, fevri hareket ediyoruz. Yarın “tüh keşke şöyle yapmasaydık, böyle demeseydik” gibi pişmanlıkların bedelini nice kayıplarla ödüyoruz. Kayıplar yıkılan evlerle, yollarla, yitirilen paralarla, sağlıkla sınırlı kalmıyor. Buradaki kayıp ticarette zarar veya israf etmeniz, kumarda para kaybetmeniz gibi değildir. Bir ülkeyi kaybediyorsunuz. Bir millet yok oluyor. Umut, aşk yok oluyor. Akıl bitiyor, ruh dağılıyor! İşte bütün bu varoluş kaynaklarını ne yapıp edip canlı kılmak, canlı kılarak hayata bağlamak kolay olmuyor.

Yok olmuş bir millet ne kazanacaktır, neyi kazanacaktır? Özgürlüğünü yitiren neyi başaracaktır? İşte milli dava ve duruşun ilk öncelikleri elbette millet olarak bizi var ve anlamlı kılan kimliğimizdir. Kimliğimiz ruhumuzun ve benliğimizin ana temelleri üzerinde bir aidiyetle belirginleşir. Dilimiz, hayat anlayışımız, kültürümüz, aklımız, gönlümüz bu çerçevede oluşur. Din bütün bu olgu ve oluşumların temel dinamiğidir. O anlam ve amaçtır. Millet, kendi var oluşunu dinle özdeştirerek ve genel kimi milli motiflerle ifade eder. Herkese yardım etmek güzeldir ve bu milletin vasfıdır, şanındandır. Ne var ki, önce kendi varlığımızı tahkim etmemiz gerekir. İlk öncelik budur. O nedenle doğrudan varlığımızı imha etmeyi amaçlayan çevresel oyun, kurgu, saldırı ve kışkırtmalar içinde ülke ve millet varlığını korumak en önemli amaçtır. Bütün olumsuz gelişmelere, içeriden, dışarıdan, kanlı, kirli, hain kumpaslara dayanarak, direnerek ayakta kalmak, daha da önemlisi ‘iddia sahibi olmak’ kolay değildir.

Türkiye yaklaştığımız bayramla birlikte umudunu yinelemekte, yenilemektedir. Var olma ve var kılma kararlılığı ile sürdürdüğü sabırlı dayanışma, karanlık odakların hesabını bozdu, bozuyor. Öyle ortalıkta iri iri laflar edenlere, gazete manşetlerinde hamaset yapanlara bakmayın. Onlar hükümeti eleştirme adına terör de dâhil Türkiye’ye zararlı olduğu açık olan faaliyetleri desteklemekte, içinde olmakta bir sakınca görmediler. İktidarı yıkmak için devleti yıkmayı göze alan bu sefil insanlara nasıl itibar edeceksiniz? Bu insanların hangi aklı, hangi duygusu, görgüsü ile siyaset üreteceksiniz? Ancak ne yazık ki hemen hepimizin şahsi veya entelektüel yaklaşımı benzer maluliyetlerle özürlüdür. O nedenle hadiseleri, geniş derin bağlantıları ile anlamak gerekir. Hadiselerin önünü arkasını tarihi arka planını görmeden, tartmadan ahkâm kesmeyelim. Bunlar yanlıştır. Yanlış yaklaşımlardır. Yanlış olursa ne olur? Hiç bir şey olmaz onlar yanlışlarıyla kalır. Hepsi o kadar.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/287/yanlis-dusuncelere-dogru-yaklasim.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar