Türkiye için bir gelecek tasavvuru: Din politikası üzerine notlar -3-

3.1. Araştırma Merkezinin Misyon ve Vizyonu

Merkezin öncelikli ve yakın hedefi, Türkiye’de millî, dinî değerleri uluslararası veriler ışığında yeniden yorumlayan, küresel düşünüp yerli/mili davranan özgüvenli bir nesil yetiştirmektir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının dinî tasavvurlarının tarihsel temellerini sosyal-tarif perspektifinde akademik olarak araştırıp, farklı teorilerinin incelenmesini sağlayıp, dünyadaki mevcut eğitim ve öğretim teknikleri ve yöntemleri inceleyerek öğretilmesini araştırmayı önceler. Dinî verilerin diğer ülkelerde özellikle Arap dünyası ve İran’daki eğitim ve öğretimi hakkında nitel ve nicel araştırmalar yaparak dini siyasete alet eden ve medeniyet arası çatışmayı Şiî/Selefî olarak din üzerinden götüren yapıların Türkiye üzerindeki olası etkilerini ortaya koymak bu bağlamda son derece önemlidir. Bunun yanı sıra Batılı ülkelerde yaşayan Türklerin dini öğrenme ve ritüellerini yapmaları, diğer İbrahimi dinî gelenekler ile görüşleri incelenerek dini siyaset ve ekonomik bir araç olmaktan çıkartılma deneyimleri hakkında mukayeseli araştırmalar yapar. Özellikle Hz. Adem’den itibaren dünyada refah ve ahirette felahı sağlayacak ilkeleri gönderdiğini ed-Din bağlamında Tevhid kavramıyla, peygamberlerin uygulamalarını da yol/yöntem (İsevi, Musevi şeriatler) şeklinde incelemek, bunların farklı izdüşümlerini gelenek (Taoizm, Budizm gibi) sunmak insanlık biriminin zenginliğinden istifadeyi sağlayabilir. İslamiyet’in “kendine yapılmasını başkasına yapma” ve “bir kişiye dini, dili, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun yaptığın haksızlık bütün insanlığa yapılmış gibidir” şeklindeki iki ilkesi bu bağlamda güncellenerek okunabilir.

3.2. Kurumun Uzmanlık Alanı


(DEPSAM) araştırma ve stratejik analizler hazırlama faaliyetlerini Eğitim ve Öğretim Politikaları üzerine yoğunlaştırır. Eğitim Felsefesi, Eğitim Sosyolojisi, Eğitim Stratejileri ve Tinsel/Manevi değerlerin günümüz açısından yorumunu yapar. Buralarda üretilen bilgiler, alternatif eğitim politikaları geliştirmenin alt yapısını oluşturmaya yönelik olup, eğitim alanında yaşanan soru(n)lara uygulanabilir bütüncül stratejiler EPSAM tarafından anlaşmalı resmi ve özel birimlere raporlar halinde sunulur.

Eğitim Felsefesi ve Sosyolojisi ile ülkemizin tarihsel ve kültürel şartları, değerleri incelenir. Dinî Değerler ve İslam Felsefesi bünyesinde bir alt disiplin gibi çalışan Türk İslam Düşüncesi, yukarıda belirtilen sosyal-tarih perspektifine göre incelemeler yapar. Atayurt ve Anayurt arasındaki kültürel kodlarımızı, Nizamiye medresesinden itibaren eğitim ve öğretim tarihimizin dinî boyutunu araştırır, diğer islam ülkelerindeki eğitim ve öğretim uygulamalarındaki dinî boyutların derecesini, ortaya çıkan insan tipolojileri üzerine nitel ve nicel araştırmalar yaparak katkı sağlamayı hedefler. Özellikle Türkiye toplumunun diğer İslam ülkeleriyle olan inanç bağlarını, eğitim ve öğretim alanındaki farklılıkları sebep ve nesep bağlarıyla olan irtibatını araştırır. Yeni yetişen nesillerin Türkiye Cumhuriyetine olan aidiyet sorununun nasıl giderebileceğinin tinsel boyutlarını araştırır.

3.3. Kurumun Temel Hedefleri


3.3.1.
Din Eğitimi politikaları hakkında yaşanan sorunlara mucizevi bir çözüm önermekten ziyade sorunu ve mantığını analiz etmek ve çatışma riskini en aza indirgeyerek verimli, uygulanabilir stratejiler üretmeye katkı sağlamaktır.

3.3.2. Selçuklu, Osmanlı’nın Türkistan’dan geliş sürecinde karşılaştığı Sasani (Fars, Hind ve kısmen Çin) Anadolu’da bulduğu Bizans (Grek ve Latin) kültürleriyle oluşturduğu bilgi, bilim ve medeniyet tasavvurunun analitik tahlilini hedefler. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu bu kültürel süreklilik bağlamında yeni dünya düzenine uyum sağlama çabaları, yaşanılan aksaklıkları giderme önerilerini inceleyerek, kültürlerin bir arada yaşaması ve var oluşlarını kolaylaştırmayı hedefleyen stratejiler üretmek.

2.3.4. “Ben ve Öteki” şeklindeki farklılıkları aykırılığa ve çatışmaya dönüşterecek bir dil kullanmak yerine; farklılıkları gökkuşağının renkleri gibi toplumsal zenginlik olarak gören, tanıyan, kabul eden bir sosyal-tarih perspektifi geliştirmeye çalışır. Yüzeysel anlaşma ya da uzlaşmanın ötesinde birliktelikler arayarak ülkede bir aidiyet bilinci ve değeri oluşturmaya katkı sağlamayı önceler.

3.4. Yöntem:
Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırmak için hareket noktamızı düşünce tarihinde “İkinci öğretici” diye anılan Farabi’nin İlimlerin Sayımı adlı eserini alıyoruz. Burada dil, düşünce irtibatının nasıl sağlanacağı dil ilmî bağlamında açıklar. Tekil, bileşik lafızlara dair kurallar, yazım kanunları ve düzgün okuma ilkelerinden bahseder. Ardından doğru düşünmenin kurallarını, iç düşünme ve dış düşünme arasındaki tutarlılığı Mantık ilmi bağlamında açıklar. Burada hakikatin insanlara anlatılması için kullanılan yöntemleri burhan, cedel/diyalektik, hitabet/retorik, Şiîr ve safsata olarak verir. Dinî, millî değerlere dair geleneksel birikim (Korkut Ata, Hay b. Yakzan vb) özellikle ilkokuldan itibaren çizgi film, animasyon şeklinde hazırlanabilir.

Bu bilgilerden hareketle burhanî yöntemi önceliyoruz. Çünkü cedelî/diyalektik yöntem; bir medeniyet ve kültürün, ona dair eğitim politikalarının da biricik doğru olduğunu ve “ötekiler” tarafından kabul edilmesi gerektiğini savunur. Bu da muasır medeniyet seviyesini aşalım derken, diğer ülkelerin deneyimlerini aktarmayı marifet bilenler; yani İslamcılık adına Arapçılık yaptıklarının farkında olmadan Selefî zihniyeti ülkemize aktarmaya, ya da Batı’nın farklı kültürel kodlarında gelişen eğitim politikalarının şubeliğini yapmaya çalışıyoruz. Eğitim politikaları bu perspektifle oluşturuluyor. Diğer bir ifadeyle diğer dini kültürlerde üretilmiş yorumlar kelamın/teolojinin cedelî/diyalektik yöntemi ile buraya taşınmakta, burada Türkistan-Türkiye hattında üretilen Müslümanlık yorumları bidat sayılmaktadır. Böyle olunca da din uzlaşmanın değil, çatışmanın bir unsuru haline dönüşüyor.

Bu sakıncadan kaçınmak için yerli/dinî/millî değerler ışığında uluslararası birikimin yorumlanması üzerine kurulu bir yöntem geliştirilmelidir. Bize göre bu İslam Felsefesinin burhan yöntemidir. Yani insanlığın birikimini yani felsefe tarihini eleştirel, rasyonel analizlerle yaparak, “Eğitim alanında kim, nasıl katkı yapmıştır?”, “Bunlardan hangisi mevcut yapıya uygun çözüm önerileri üretmeye elverişlidir?”, “Hangisini yeniden üretebiliriz?” veya bunlardan haberdar olarak “Kendimize özgü ve özgün bir din eğitim politikası ve öğretme stratejileri geliştirebilir miyiz?” soruları üzerinde düşünür.

Bu bağlamda politikalar geliştirmek şart; çünkü bir medeniyet ve kültürün bir başka medeniyetin iddialarını reddederek çatışmaya zemin hazırlayan diyalektik diyalog yerine, karşılıklı olarak yanlış anlamaları, ön yargıları tashih etmeye yönelen ve kendi kültürel değerlerini takdir etmeye istekli, karşılıklı saygı ve anlayışı isteyen karşılıklı etkileşim ve empatiyi içeren müsamahayı önceleyen burhan yöntemini kullanmak makuldür. Ancak bu sayede, “ Farklı din ve kültürlerin buluştuğu” dünyanın jeopolitik ve kültürel açıdan kalbi konumunda olan Anadolu değerlerini yeniden üretebiliriz.

Dinî değerler hakkındaki araştırmalarda kutsal metin olarak İslam’ın indirildiği sosyo-politik yapıyı “Bağlam Olarak İslam” şeklinde inceleyip, farklı sosyo-politik yapılarda yorumlanmış şekillerini (Türk, Arap ve Fars Müslümanlık Tasavvurları) mukayese edip, ekonomi-politik savaşlarda kullanılmasına yani “Bahane Olarak İslam” engel olacak bir tasavvur öncelemelidir.Bunun için engelleyici dış etkenlerin, genellikle entelektüel/bürokratik ve dini alandan gelmesi üzerinde durulmalıdır. İlk kesimde ön yargı ve yanılgılar; ikinci kesimde yanlı dinî inanç biçimleri veya tasarımların azaltılması için çalışılır. Böylece her iki kesiminin öznelliğinin aşılmasıyla bir uyumsallık/nesnellik sağlanabilir. Dinî siyasî ve iktisadî savaşların meşruiyet aracı olmasından kurtaran özgürlükçü, çoğulcu yorumlarını üretmek ancak böyle olabilir.

Sonuç: Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin günümüz şartlarında yeniden yorumlanması, çevremizde dini değerleri kullanılarak yapılan vekâlet savaşlarından en hasarla kurtulmanın yolu, sosyal demokrat ve laik devlet tasavvurunun güçlendirilmesiyle olacaktır. Bu yapılabilirse Türkiye, dinî değerlerle örtülenmiş eko-politik savaşlarda en az hasarla kurtulacağı gibi; bölge halklarının demokrasi ve insan hakları bağlamında savunucusu da olabilir. Çünkü burhan yöntemi her din tasavvurunun doğruluk ve evrensellik sunumunun kendi müntesiplerini bağladığını, felsefi anlamda her bir doğruluk tasavvurunun gökkuşağının renkleri gibi “Hakikat”in farklı tezahürleri olduğunu söylemek bunu getirir. Mevcut dini farklılıkların aykırılığına dönüşmesine yol açan bir rölativizme düşülmeden, gerçeklik/doğruluk tasavvuru ile Hakikat ilişkisini kurmak bu açıdan önemlidir. Bu öğretilerin ekonomi politik alanda kullanımlarına dair nitel ve nicel araştırmalar yapılarak çatışma dilinin hasarı azaltılabilir.
Dini verileri, sosyal tarih perspektifinde, diğer beşeri ilimlerin katkısıyla incelenmesini hedefleyen araştırma merkezi, uluslararası siyasetin getirdiği konular ile yaşanan toplumsal sorunlar arasındaki ilişkiler ağını eleştirel ve rasyonel bir şekilde incelenmesine teolojik katkı da yapabilir.
Bundan kasıt, ekonomi-politik alanın teolojik arka planına dair yapacakları çalışmalarla din, sosyo-politik amaçların gerçekleşmesinde bir manivela olmaktan çıkabilir. Böylece tarikat, cemaat adı altında dini verileri önceleyerek etkinlik gösteren toplumsal birimlerin (tarihteki Kadızadeliler-Sivasiler gibi) gerilim ve çatışma dilinin ortaya çıkarabileceği olası sorunlara dair çözüm önerileri üretilebilir.

-SON-

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2881/turkiye-icin-bir-gelecek-tasavvuru-din-politikasi-uzerine-notlar--2-.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar