ÜZÜNÇLERİMİZ SEVİNÇLERİMİZE ORTAK

İşte Bayram. Ne güzel. İyilik, sevgi, yardımlaşma, dayanışma, kardeşlik, barış en saf, en yalın, en samimi haliyle hayata katılacak; katıldığı hayata canlılık, dirilik, coşku katacak. 

Hepinizin bayramını tebrik ediyorum. 

Tebrik bereket kelimesinden türer. Bayramınızı tebrik ederken bayramınızın ve bayramın canlı sembolü ile çoğalttığınız nezih hayatın, yakınlaşmanın, iyi düşüncelerin, şefkatin, hoşgörünün ve bütün bunları besleyen, bütün bu nezih duygularla beslenen varoluşsal zenginliğinizin bereketli olmasını temenni etmiş oluyorum.

Her günü bayram coşkusu ve güzelliği ile yaşamak ne güzel. Bayram, müminlerin hayata ve varlığa bakışının özünü temsil eder. Bayram, kalbimizin en derinindeki duygunun bilinçli bir açığa çıkarılmayla yaşanıp, sosyal, kültürel bir açılım, bir boyut kazanmasıdır. Bayram bizim varoluş samimiyetimizi, varlığa karşı samimiyetimizi göstermenin en kesin, en yaşanır, yayılır boyutudur.

İyi ki bayramlar var, iyi ki bayramlarımız var. Hiç olmazsa yılda iki kez ruhumuzun sancıyan, sızlayan yanlarını sağaltıyor, hiç olmazsa yıkılan, dökülen, gevşeyen yanlarımızı onarıyor, mamur kılıyoruz. 

Ancak! Ancak ne yazık ki bizim katıksız sevinçlerimiz, coşkularımız olmuyor; olmadı. Sevinçlerimiz hep hüzünlerle bölündü, yarım kaldı. Tabir yerindeyse millet olarak acıları ekmeğimize katık ettik. Hüzünlerimiz sevinçlerimize ortak oldu, paydaş oldu. Baştan sona sevinemedik. Ülfetlerimizin ağır külfetleri oldu.

Sıkıntılar hâlâ yakamızı bırakmadı, bırakmıyor, bırakmayacak. Sevinçlerimizi sanki üzüntümüze daha dayanıklı daha direngen olmaya hazırlanmak için yaşadık, yaşıyoruz. Ah! Bizim katıksız sevinçlerimiz olmadı. Bir sevinci doyasıya yaşayamadık.

O nedenle de acılarımızda bile sevinçler yontmayı bildik. İşte bakınız ümmet coğrafyası ateş ve kan içinde ıstırap yaşarken, perme perişanken biz bayram yapıyoruz! Bunu özellikle kimi radikal uçukların diliyle “Ümmet bu haldeyken biz bayram yapıyoruz” ucuz lafları ve jargonuyla söylemiyorum. Tam tersine bu haldeyken bile bayram yapmamızın ruh yüceliğine işaret etmek istiyorum. Bu yüksek bir ruh olgunluğu ve varoluş coşkusuna işaret eder. 

Tüm olumsuzluklara rağmen kendi varlığımın ve sahip olduğum değerlerin bilincinde olmam çok önemlidir. Bu nokta bizim ilk savunma ve direnme hattımızdır. O nedenle bu nokta yani bizi hayata ve varlığa bağlayan iman, aşk ve umut noktası asla tezyif edilmemeli, her daim tahkim edilmelidir.

İşte biz de bunca olumsuzluklara rağmen bayram yaparak aslında bizimle özdeş kıldığımız değerlerin diriliğini, canlılığını kendi üzerimizden ve sosyal ilişkilerimizin eksenine sevgiyi, yardımlaşmayı alarak ilan ediyoruz. İlan ediyoruz biz ölmedik, bizi öldüremezsiniz. İlan ediyoruz; siz öldürdükçe biz var oluyoruz ve öldürmeleriniz yaşama gücümüzü sınırlandıramıyor.

Hele kıstırma, sindirme, korkutma işini asla yapamayacaklar. Yapamayacaksınız. Biz varsak umut var demektir. Umut varsa biz varız, aşk ve azim, iman ve cesaret var demektir. Varlığımız size korku salmaya devam edecek. Bir gün, yakın bir gün ve gelecekte korkularından kalpleri çatlayacak, paramparça olacak. 

Ama yine de insanız ve insan endişesiz, tereddütsüz, müsterih bir sevinç yaşamak istiyor. Ümmetin içinden geçtiği sıkıntılara ülkenin yakın geçmişindeki kimi trajik acıların hatırası da eklenince, sevinç günleri olarak yaşanması gereken bayram, en azından yaşayanlar ve unutmayanlar nezdinde biraz buruk idrak edilmektedir. Bakın belki çoğumuzun belleklerinde silinen anıları ile bir olayı hatırlatayım. Madımak ve Başbağlar katliamı.

Evet, bayram olarak idrak ettiğimiz bugünlerde, ne yazık ve ne acıdır ki, 23 yıl önce Başbağlar katliamına maruz kalan ülke ve insanımıza, derin, koyu bir hicran yaşatılmıştır. Türkiye, 1993’ün 5 Temmuz sabahı Erzincan’ın Başbağlar köyüne düzenlenen kan dondurucu bir katliam haberiyle uyandı: Akşam karanlığında köye gelen yüz civarında silahlı katiller sürüsü, emir aldıkları millet düşmanı karanlık odakların istek ve talimatlarına uygun olarak köyün giriş ve çıkışlarını tutmuş, telefon hatlarını kesmişti.

Köyün dünya ile bağlantısını kesen silahlı kişiler, her şeyden habersiz ve savunmasız köylüleri meydanda toplayarak; çocuk, kadın, yaşlı, bebe demeden 33 kişiyi kurşuna dizmiş ardından evleri ateşe vermişti. Katliam iki gün önce vuku bulan Sivas Madımak Oteli olaylarına misillemeymiş gibi gösterilmek istendi.

Sinir uçları tahrik edilen Anadolu’da halkın çılgın tepkiler vermesi suretiyle, kardeşin kardeşi kırdığı bir iç savaş planlanmıştı. Bu bayramın böyle bir özelliği de var. Sevinçlerimizi acı hatıraların burukluğunda yaşıyoruz. Her şeye rağmen bütün yaşananlardan tarihi değerde dersler çıkarmayı bileceğiz.

Hazır konu buraya gelmişken iki cümle etmemizde bir sakınca olmasın: Kendilerini çok akıllı sanan alçak örgütlerin bu hain, kanlı, kirli planları her zaman olduğu gibi aziz milletimizin derin feraseti ve suhuleti ile işlemez olmuştur. Millet, daha önceki tecrübelerinin de yardımıyla bir ucu 28 Şubat Darbesine çıkan kurguyu görmüş, adeta dişini sıkıp bağrına taş basarak, onurlu, demokratik tepkisi için uygun zamanı kollamıştır. Aslına bakılırsa, insanımızın basiret ve şaşmaz sağduyusu sebebiyle, sadece bir parçası bu katliam olan planlı ihanet silsilesinin hemen hiçbiri amacına ulaşamamıştır. Allah’ın izniyle de ulaşamayacaktır. 

Bütün bu birbiriyle örgülü ve örgütlü olaylar zincirinde özellikle Başbağlar’da terörün din, inanç, insanlık ve vicdan değerleriyle zerre kadar ilgili olmadığı bir kez daha anlaşılmıştır. Daha kundakta, gözleri bile açılmamış bir bebe nasıl ve hangi kin, öfke ile öldürülebilir?

Hangi dava, hangi ideoloji bu bebeyi öldürmeyi haklı çıkarabilir? Bu nasıl bir vicdansızlık, nasıl bir gözü dönmüşlüktür? Bu insanların insani değer ve kurtuluş adına yapacakları, söyleyecekleri ne olabilir? Hangi kesim adına ve nasıl yapılırsa yapılsın, katliamdan bile çekinmeyen terör ve şiddet eylemlerinin, doğrudan millet ve ülke bütünlüğümüzü çökertmeyi, bu olmuyorsa bölüp parçalamayı, daha da olmuyorsa sürekli kaotik ortam yaratarak gelişmemizi ve huzuru engellemeyi, böylece başarı ve verimliliği düşürmeyi hedef aldığı açık gerçektir.

Her şeye rağmen sevgiyi, barış, kardeşlik ve dayanışmayı, sosyal etkisi en yüksek değer olarak yaşadığımız bu günlerin samimi içtenliğini, her zaman ve ülkenin her yerinde kökleştirerek kardeşliği tahkim etmeliyiz. Bu duruş ve bu yaşama biçimi, kökü içeride ve dışarıda olan şer odaklarına verilecek en asil ve en net cevaptır. 


Demokratikleşme ve açılım süreçlerinin halka mal olarak ağırlık kazandığı, hemen hiçbir olayın faili meçhul kalmadığı günümüzde, bu tür olayların üzerine kararlılıkla gidilerek çözülmeli; karanlık odaların ve odakların perdeleri aralanmalı, failler ortaya çıkarılmalıdır. Bu isteğimizde ısrarcıyız. Başbağlar’ın acı, buruk hatırası vesilesi ile her türlü zulüm ve terörü bir kez daha şiddetle tel’in ediyor, şu anda yaşadığımız barış, kardeşlik ve dayanışma duygularını tüm Türkiye’ye, bütün ümmet coğrafyasına yayılmasını temenni ediyorum.

Her şeye rağmen…

Bayramınızı tebrik ediyorum.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/289/uzunclerimiz-sevinclerimize-ortak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar