BAYRAMI GÖSTERMEYEN MİLLİ FUTBOL TAKIMIMIZ

Bugün bayram…

Mübarek Ramazan ayının sonrasında gelen ve o doyumsuz iklimi taçlandıran bir güzellik, bir hoşluk, bir kucaklaşma iklimi olan Ramazan Bayramı

Yazı günleri bayrama denk gelen birçok yazar gibi, adet olan, bir bayram yazısı yazmak aslında. Ancak biz yine, halen gündemde olması hasebiyle, Avrupa Futbol Şampiyonası ve Türk Milli Futbol Takımı odağında bir yazı kaleme alalım dedik.

Hani şu, son saniyelerde kazandığı katılım hakkıyla arifeyi gösteren ve fakat şampiyonanın grup maçlarındaki futbolsuz futboluyla -doğal olarak- elenen ve ne yazık ki, bu şekilde, kendisine umut bağlayan aziz milletimize bayramı göstermeyen Milli Takımımız odağında bir yazı…

…..

Evet, acı bir gerçek olarak, Fransa’da devam etmekte olan Avrupa Futbol Şampiyonası bizim için çoktan sona erdi. Handiyse, başlamadan bitti…

Türk Milli Futbol Takımı, aziz milletimizi büyük bir sükût-ı hayâle uğratarak, elleri koynunda eve döndü. Süklüm püklüm… Yani başı yerde olarak... Ve fakat suçluluk ve utanma hissi içinde mi, emin değilim.

Sadece o değil, ülkemizde yönettiği maçları, en geniş biçimiyle, dikkate aldığımızda fazlaca şişirilmiş olan o hakem de, bana göre doğal bir sonuç olarak valizini toplayıp geri döndü. Son maçını izleyip de, “zaten dönmeliydi” demeyen kaldı mıydı acaba? Neyse…

…..

Futbolla ve milli takımımızla ilişkisi ve ilgisi duygusalın ötesine geçen ve bu anlamda aklını devre dışı bırakmayanların hiç mi hiç hayal kırıklığı yaşadığını düşünmüyorum. Ben dahi yaşayanlardan değilim.

Değilim, çünkü görünen köyün kılavuz istemediği, perşembenin de çarşambadan sonra geldiği cümle akıl sahiplerinin malûmu. Elbette duygu geriye akıl öne alındığında, aklın, “başarılı olmak için, futbolun gerçekleri dikkate alınmalı” şeklindeki önermesini de görebilmek gerekir. Birçok aklı başında insan gibi, biz de gördük, konuştuk ve yazdık.

Milli Futbol Takımımız için kaçınılmaz bir sonuçtan söz ediyoruz. Bugüne kadarki süreçte bağıra bağıra gelen bir başarısızlıktan. Görülmek istenmedikçe ve halının altına süpürüldükçe kartopu misâli büyüyerek gelen iri bir başarısızlıktan, acı bir sondan. “2002 Ruhu”nun üzerine hemen hiçbir şey konulmadığı için, ağırlaşarak ve şişerek gelen çok kötü bir bagajdan…

Ne yazık ve acıdır ki, önceki yazılarımızdan birinde de dile getirdiğimiz gibi, bu iş tam bir “Türk usûlü” olan “hadi aslanım, hadi koçum” -sözde- taktiğiyle olmazdı, olmadı. Yarın da olmayacak… Ne ki biz bunu söyledikçe, kötücül olmakla veya daha ağır ithamlarla karşılaştık. Şimdi söylediklerimiz bir bir çıkıyormuş, ne gam, kimin umurunda.

Hırvatistan maçında sahada yapılan tekli ve çoklu gezinmelerin ardından, “bu taktik yoksunluğuyla buraya kadar” mealinde yazdığımızda, erken konuşmakla ve acımasızlıkla suçlayanlar, İspanya gezintisi (“maçı” demediğime dikkat isterim) sürerken, vah tüh demeye, saç baş yolmaya başlamıştı bile. Maç bitiminde ne kadar saçları kaldı bilmiyorum ama elimizde koca bir “hiç” kaldığı ortada.

Elbette ikinci yenilgi sonrasında bile, “biz bitti demeden bitmez”cilerin sahne aldığı görüldü.

Evet, “biz bitti demeden bitmez”di… Biz Çek Cumhuriyeti’ni yenecektik, Belçika da rakibine yenilmeyecekti. Tabii, İtalya da… Yani halamızın bıyığı olacak ve karşımıza amcamız olarak çıkıverecekti.

Ne de olsa alışkındık biz milli takım olarak, böylesi son dakika zaferlerine. Ne milli takımı; koca bir ülke olarak alışkındık ve yenilerine de hazırdık. Hem buraya da, mucize kelimesinin tam karşılığını sergileyen eleme grubu maçları sonrası gelmemiş miydik? Tarih dede bir kez daha tekerrür eder, bütün imkânsızlar mümküne döner ve biz son 16’ya kalırdık. Hatta bazı üst düzey spor adamlarına (aktör Pollyannalar) bakılırsa, “var ya, biz burayı bi geçsek, finale kadar bile giderdik.”!!! Kendilerini biraz olsun tutmasalar, şöyle de bitebilirdi cümleleri; “kupayı bile kaldırırdık!

Ne hayâl-di ama…

…..

Türk Milli Futbol Takımı için film bitti!

Sadece vizyondaki “2016 Avrupa Futbol Şampiyonası” adlı harika film bitse iyi, Milli Takımımız için deniz de bitti.

Federasyonuyla, teknik direktörüyle, teknik heyetiyle ve oyuncusuyla bu açık ve net gerçeği göremeyen vizyonsuzlara yol vermenin zamanı da gelmiş oldu böylece.

Pollyannacılık yaparak, futbolsuzluğumuza dair gerçekleri karartan ve sanki futbol oynanıyormuş gibi yazılar döşenen sözde spor yazarlarına da “hadi ordan” demenin zamanıdır artık. Programlarını izlemeyerek, yazdıkları gazeteleri almayarak… Yani yüzlerine bakmayarak, yani yüz vermeyerek, itibar etmeyerek…

Biz dahi böyle yapacağız. Yazacağız, konuşacağız…

Ta ki, görmesi gerekenler, Türk Milli Futbol Takımı’nın dip yaptığı gerçeğini görene ve “adam gibi, dört başı mamur” bir “yeniden yapılanma” (reorganization) hamlesine yönelik karar alana kadar.

…..

Bilvesile, mübarek Ramazan Bayramınızı gönülden tebrik eder, başta aziz ülkemiz ve gönül coğrafyamız olmak üzere, insanlık âlemine hayırlar getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ederim.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/291/bayrami-gostermeyen-milli-futbol-takimimiz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar