YENİDEN ÇANAKKALE RUHU

15 Temmuz Cuma gecesi hainler eliyle gerçekleştirilen darbe girişimi, önümüzdeki süreçte birçok açıdan değerlendirilecek. Hemen ertesi günden itibaren başlayan sözlü, yazılı, görsel ve sanal etkinlikler Türkiye ve dünya tarihinde yerini aldı, alacak. Ve inanıyorum ki, o gece ortaya çıkan tablo itibariyle, dünya tarihinin çok ama çok önemli bir dönüm noktası olacak bu alçak darbe girişimi.

Mezkûr olay, darbe girişiminin başladığı ilk dakikalardan itibaren dost düşman bütün dünyaya birçok şeyi gösterdi. Açık ve net bir biçimde… 

Elbette, en başta, Türk’ün kim olduğunu…

Türklerin nasıl bir millet olduğunu…

“Türk cesareti” diye, ancak ve sadece yaşanarak anlaşılabilecek bir cesaret türünün varlığını…

Öz bir ifadeyle söylenecek olursa, Türk ile şaka yapılamayacağını, dalga geçmenin ise akıldan bile geçirilmemesi gerektiğini…

Vatan söz konusu olduğunda, Türklerin, tüm aidiyetlerinden sıyrılarak, ay yıldızlı al bayrağın altında nasıl bir araya gelebileceğini…

Lübnan ve Katar gibi ülkelerin merkezinde söylenen ve sosyal medyayı sallayan, “Vatan ne demek, Türkler iyi biliyor. Tüm dünyaya bir gecede gösterdiler” ve “Neden Türkler bizi yüzyıllarca yönetmiş, dün gece anladık” ifadelerinde sembolleştiği üzere, vatanın Türkler için ne anlama geldiğini… 

Yani Türklerin vatan kavramından ve olgusundan ne anladığını...

Vatan söz konusu olduğunda bir Türk’ün anasından, babasından, evlâdından, dahası öz canından nasıl vazgeçebileceğini…

…..
Merhum Turgut Özal, başbakanlığı döneminde, Japon mevkidaşının ziyaret programına Çanakkale Şehitliği’nin gezilmesini de koydurur. 

Şehitliği, protokol ve uzmanlar eşliğinde gezen misafir başbakan, ziyaret sonrasında Özal’a meâlen şunları söyler…
“Biz Japonya’yı yönetenler olarak, çocuklarımızı, daha okula başladıkları ilk günlerde önce Hiroşima ve Nagazaki’ye götürür, atom bombasının etkilerini gösterir; ardından da hızlı trene bindirerek kısa bir seyahat yaptırırız.

Daha sonra, kısaca, ‘devletinize sahip çıkmaz, işlerinizi olması gerektiği gibi yapmazsanız, başka ülkelerin açık ve gizli saldırıları karşısında güçsüz ve âciz durumlara düşen bir ülkede yaşamak zorunda kalırsınız. Ancak, eğer, devleti ve vatanı her şeyin üzerinde tutar; size verilen görevi en iyi şekilde yapmak için gayret gösterir ve en üst düzey kalitede yaparsanız, bu hızlı trenleri ve daha büyük gelişmeleri yapabilen güçlü bir devlette yaşarsınız. Oysa sizin bir tek şey yapmanız; çocuklarınızı hayatlarının başında buraya getirip, gerekli bilgileri uygun bir dille aktararak gezdirmeniz yetecektir, vatan ve millet şuurunu kazanmaları için.”

…..
Geçen zaman içerisinde devlet tarafından, bu tarafsız önerinin tam anlamıyla gerçekleştirildiği ve “Çanakkale Ruhu”nun yüksek düzeyde kazandırıldığını söylemek güç… Ancak özellikle son onbeş yıllık süreçte olmak üzere, Şehitlik’te ciddi anlamda düzenlemeler yapıldığı gibi, özellikle belediyelerin yaptığı başarılı çalışmalarla, her yeni dönemde Çanakkale Şehitliği’ni gezen insan sayısında büyük artışlar görüldü, görülüyor. Deyim yerindeyse, dolup taşıyor artık, aziz şehitlerimizin kanlarıyla suladığı o mübarek şehitlik.

Peki, neydi Çanakkale Ruhu? 

O nasıl bir ruhtu ki, hem silah hem de asker sayısı bağlamında kendisinden kat be kat üstün olan düşmana karşı, akılla ve bilimle açıklanamaz bir mücadele sergileyerek, Çanakkale’yi geçilmez, vatan toprağını çiğnenmez yapabilmişti.

O öyle bir ruhtur ki, söz konusu vatan olduğunda, direnişin ete kemiğe bürünmüş hali olarak dimdik ortaya çıkar.
Ne anası, ne babası, ne çoluk çocuğu, ne de malı mülkü aklına gelir, o ruha sahip olan gencin, yaşlının, kadının, erkeğin.

Şairin, “Delikanlım! İşaret aldığın gün atandan / Yürüyeceksin, millet yürüyecek arkandan” (Arif Nihat Asya) dediği gibi, devleti ve orduyu yönetenlerin bir işaretiyle cepheye koşturur o ruh sahibini.

Koşarken de, “ayağımda çarık, üstümde urba, kırbamda su yok” demek aklına dahi gelmez.
Hele düşmanın asker sayısını, silah üstünlüğünü aklının ucuna bile getirmez. Bilir ki, o ruhun sahibi, Bedir Harbi başta olmak üzere, öyle savaşlar yaşanmıştır ki, Allah’ın izni ile güçsüz görünenler, savaş sonunda zafere ulaşmışlardır, inanılmaz şekilde.

Kısacası, o gün Çanakkale Ruhu’na sahip vatanseverler, savaş öncesi dönemde, düşüncesi, inancı ve inancını yaşama düzeyi, gelir düzeyi, sosyal statüsü ne olursa olsun bir an bile tereddüt etmemiştir, vatan savunmasına koşmak için. 

Okulda kalemini, işinde çekicini, tarlada çiftini çubuğunu, kundakta bebeğini, ocakta yemeğini bırakarak…

Vatanı namus bilerek ve namusunu çiğnetmeme azim ve kararlılığıyla...

…..

İşte bu ruhun, son doksan yıllık süreçteki çok sayıda çeldirici ve şuur yaralayıcı iç ve dış hamlelere rağmen, bir yerlerde sımsıcak durduğunun müşahhas göstergesi olarak, dimdik ayağa kalktığını gördük 15 Temmuz gecesi.
Yine ete kemiğe büründü Çanakkale Ruhu ve yüz yıl sonra yine düşmanların ve onların tasmalı uşağı olan hainlerin karşısına dikiliverdi vatan savunması için. Yalçın dağlar gibi…

Yaralanmayı, ölmeyi, malını mülkünü düşünmeksizin… Vatan için ölmenin,  peygamberlikten sonra en yüce makam olan şehitlik makamını nasip edeceğinin sarsılmaz şuuruyla.
Vatansızlığın ve devletsizliğin bir Müslüman Türk için asla ama asla kabul edilemez bir yoksunluk, bir zillet hali olduğunun bilinciyle.

Başkomutanı, “yürüyün” dediğinde, yürüdü o şanlı direniş gecesinde…
Doğudan batıya, kuzeyden güneye… Bütün bir Türkiye…

Kadınıyla erkeğiyle; yaşlısıyla genciyle; zenginiyle fakiriyle; Ak Partilisiyle, MHP’lisiyle, CHP’lisiyle; alevisiyle sünnisiyle…

Türk, Kürt, Laz, Çerkez… 

Yumruk yumruğa, omuz omuza, el ele, gönül gönüle… 
Hep birlikte…

“Biz, birlikte Türkiye’yiz” sözünü dosta düşmana gösterircesine…


 
   

http://enpolitik.com/kose-yazisi/320/yeniden-canakkale-ruhu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar