15 TEMMUZ GECESİ NE OLDU?

Sevgili Doç. Dr. Cüneyt Issı, Doktora Tez İzleme Komitesi toplantısı için İstanbul’dan gelmişti. 3 yıldan beri 6 ayda bir sohbetin koyusunu yaşardık sevgili Cüneyt ile.

Gene öyle bir akşamdı…  

O akşam, Kötekli Gençlik Parkında, sevgili Cüneyt, sevgili Ramazan ve sevgili Fahri ile akşam serinliğinin tadına tat katan  bir sohbete dalmıştık ve zaman zaman edebiyat konularına, zaman zaman da vatan kurtarmaya dalıyorduk.

Saat 22.30’da oğlum telefonla aradı ve “Fetocular Genel Kurmay Başkanını tutuklamışlar. İstanbul’da köprüler de tutulmuş; Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçişi yasaklamışlar. Darbe yapıyorlarmış.” dedi. 

Haydaaa!... Vatanı kurtaracaktık; şimdi vatanı darbecilerden kurtarnak da çıktı başımıza!...

Durumu arkadaşlara söyledim… Söylerken ilk aklıma gelen şey şayet sokaklara tanklar çıkarsa, Prag 1968’deki veya Tiananmen 1989’daki gibi tanklara karşı direnmekti. (Aynısını sevgili Cüneyt de düşünmüş. Ertesi sabah İstanbul’dan aradığında, “Hocam, iki deli keşke sokağa çıkıp, fetöcü teröristlere karşı direnseydik” dedi. Ben de “Benim de aklıma geldi ama senin ailenden uzak olman, sana söylememe engel oldu.” dedim. Yapar mıydık? Yapardık… İkimiz de bu konuda ölçü kabul etmeyen delilerdik çünkü.)

Ben saat 23.30’da sosyal paylaşım sitelerinde “Darbeye Hayır” paylaşımında bulunarak tavrımı net ve açık olarak belirledim.

***

27 Mayısta 4 yaşında olduğumdan, o zaman neler olup bittiğini daha sonra öğrenmiştim ama 12 Eylül darbesini yaşadığımda 24 yaşındaydım ve ne olup bittiğini yakinen yaşadığımdan darbelere karşı refleks kazanan bir kuşağa mensuptuk. Olan-biteni daha net okuyabiliyorduk.

15 Temmuz akşamı terörist darbe teşebbüsünü öğrenir öğrenmez durumu çözmeye çalıştım.
Birileri darbe yaptığını zannediyordu ama öbür taraftan Başbakan Binali Yıldırım ve Bekir Bozdağ, özel televizyonlarda konuşuyordu. Bu, teröristlerin herşeye egemen olamadıklarının işaretiydi. Başbakan ve bakanlar konuşuyorsa, devletin büyük gücü onların kontrolündeydi. Bu iç ferahlatıcı bir durumdu.

Sonra teröristlerin TRT’yi ele geçirdikleri haberi geldi… Gençlerin morali bozuldu ama ben umursamadım.
(Bu arada sevgili Cümeyt’i İstanbul’a yolladık. O otobüsteyken, gelişmelerden haberdar edecektim.)

Saat 12’ye doğru, TRT TV’den korsan bildiri okuttular. “Ne TRT’yi ele geçirmek ve ne de bildiri okutmak önemlidir!... Şimdi gidelim üçümüz, biz de bildiri okuturuz!...” dedim gençlere.

Gençleri evlerine bırakıp eve geldim ve hemen TV’leri ve interneti dolaşmaya başladım.

Sayın Cumhurbaşkanından haber yoktu. Aklıma kötü şeyler geldi ama “Bu dava sadece Tayyip Erdoğan’ın davası değil; benim de, milletin de davasıdır!.. Allah göstermesin, onun başına bir şey geldiyse, biz varız!...” diyerek Prag baharındaki gibi tankların namlusuna göğsümü dayamaya karar vardim.

Önce sosyal medyada hızlı ve sert paylaşımlar yaptım… Paylaşımlar yaparken 1. Ordu’dan açıklama geldi ve teröristleri ifşa etti. Arkasından sayın Cumhurbaşkanı telefonla canlı yayınlara katılarak milleti meydanlara çağırdı ve bütün millet meydanlara aktı. Ben birkaç arkadaşı nerede toplanıldığını sormak için aradım ama bilgi alamadım. Saat 2’ye doğru sevgili Fatih Ceylan, Cumhuriyet Meydanında olduklarını söyledi. Tabii ben de saat 2’de, meydanlardaydım…

Kırıp dökmeden meydanlardaydık…

Çapulcuların Gezi’de yaptıkları gibi yakıp-yıkmıyorduk sadece yüreklerimizle direniyorduk.

Meydanlarda tam anlamıyla halk vardı!... 

Hiç düşünmeden, iradesine sahip olmak için boğaz köprülerinde ve meydanlardaydı halk…

İlerleyen saatlerde, Boğaz köprülerinde, Ankara Özel Harekat Polis Merkezinde fetöcü darbeci teröristlerin insanları şehit ettiği haberleri gelmeye başladı. Meydanlarda, acımasızca sivillerein üzerine tanklarla ve mermilerle saldırıyorlardı. Hedef gözetmeden atş edip sivilleri kaltlediyorlardı. Sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’de uçakla saldırma alçaklığı gösterdiler. Bu arada Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, tatilini geçirdiği Marmaris’ten İstanbul’a gitmiş ve sokak bütün millî irade sevdalılarını direnişe davet etmişti. (Cumhurbaşkanımız kaldığı otelden ayrıldıktan 15 dakika sonra teröristler otele saldırmışlardı.)

İstanbul, Ankara ve İzmir meydanlardaydı… 4.5 G telefon sistemi ve özel televizyonlar, darbe teşebbüsünün belini kırmıştı. Çaresiz kalan teröristler son hamle olarak Cumhurbaşkanlığı Külliyesini de bombalamışlar ve bazı sivilleri şehit etmişlerdi.

Muğla’da asker darbecilere katılmadığından, herhangi bir çatışma yaşanmadı.

Saat 03.23’te “Sizin çocuklar bu defa kazanamadı John” paylaşımı yaptım.

Saat 4 gibi eve döndüm ve uyudum.

Birkaç saat sonra uyandığımda, darbe teşebbüsü tamamen bastırılmıştı. O sabah, güneş gerçekten nefis bir parlaklıkla aydınlatıyordu dünyayı. “Günaydın” lafı, hiç o sabah kadar anlamlı olmamıştı. 

Sonraki günlerde, pisliklerden arınmış bir ülkede yaşamanın mutluluğu sardı gönüllerimizi. İlk saatlerde darbeye sevinenler bile akşamkinden daha mutluydu. Çünkü, ne yapacağı belli olmayan bir terörist teşebbüs ekamete uğratılmıştı.

***

Sokaklarda, meydanlarda, köprü başlarında şehit olanlara Allah’tan rahmet diliyorum. Bu şehitlerin adlarını, dünya durdukça unutturmayalım. Çünkü bu direnişçilerin dedeleri ve babaları 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbelerine direnememişlerdi; çocukları ve torunları direnerek Türkiye’nin toplumsal genetiğini değiştirdi ve darbelere karşı direnilebileceğini gösterdi.

Yarınlar, bugünden daha parlak olacak inşallah… Bu direniş bilinci toplumsallaştıkça, Türkiye’de darbeci zihniyet yok olacaktır.

***
Bu yazıyı tarihe not düşmek amacıyla yazdım Süheylâ… Yoksa herkes benzer olayları yaşadı ve herkes benzer duyguları hissetti.

(Laf aramıda, aklımdan “Ulan az kalsın doğum günüm berbat oluyordu… Teröristler başarsaydı, doğum günüm hep kötü hatırlanacaktı” diye geçti. Bereket teröristler başaramadı da “Yeni Türkiye”nin doğum günü benim doğum günümdü. 15 Temmuz günü doğmuştum ya…)

http://enpolitik.com/kose-yazisi/325/15-temmuz-gecesi-ne-oldu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar