BİZ KİMİZ SORUSU ÜZERİNE YENİDEN DÜŞÜNMEK

Klasik söylemdir ama tam da bugünlere uygun olduğu için onunla başlayalım. Ülke olarak birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz günlerden geçiyoruz. Hatta bütün bir cumhuriyet tarihini düşündüğümüzde dahi bunu söyleyebilir, altını üstünü çize çize belirtebiliriz.

Uluslararası güç odaklarının açık-örtük desteğiyle kurgulanmış bir darbe girişimini ülke olarak savuşturmayı başardık çok şükür. Tankların üzerine çıkarak, iman dolu göğsümüzü mermilere siper ederek... Bugün henüz tam olarak normale döndük denilemezse de, Başkomutan’ın dirayeti, siyaset kurumunun açık desteği, milletin de azim ve gözü karalığıyla darbe girişimi önlendiği gibi, sonrası döneme ait, demokrasi odaklı uygulamalar da birer ikişer hayata geçiriliyor. 

Bu hain kalkışmanın en net sonuçlarından birisi olarak görüldü ki, zaman içerisinde çeşitli nedenlerle ayrılıklara düşülse ve daha da kötüsü, birileri tarafından sistematik olarak gerçekleştirilen ayrıştırma faaliyetlerinin etkisiyle büyük ayrılıklar yaşansa da, vatan söz konusu olduğunda bütün farklılıklar unutularak, tüm “ben”ler, bir anda “biz”e dönüşebiliyor.

Dönüşüyor ve binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce “ben”, derhal baş, gövde, kol ve bacak haline gelerek “biz” adlı o dev voltranı oluşturabiliyor. O dakikadan sonra da, ne siyasi görüşü kalıyor, ne de dini anlama ve yaşama düzeyindeki farklılık; ne hangi vilayetten olduğunu aklına getiriyor, ne hangi partiyi desteklediğini; ne Alevî olduğunu gözü görüyor, ne Sünnî olduğunu; ne başörtüsü kullandığının, ne de mini etekli olduğunun kıymeti kalıyor; ne saçının boyu, ne de sakalının şekli gündeme geliyor…

İşte bu, çok iyi, çok sağlıklı, çok istendik, kısacası çok güzel bir durum, aziz vatanımız ve milyonlarca vatansever için… Elbette, haçlı zihniyetinden hiçbir zaman vazgeçmedikleri artık gün gibi aşikâr olan düşman ve FETÖ gibi, yerli işbirlikçisi hain teröristler için de çok ürkütücü, çok korkunç ve kesinlikle istenmeyen bir tablo.

…..

Küresel düşmanların ve maşası olan FETÖ’nün eli kanlı hain elemanları, aslında “biz”im kim olduğumuzu 15 Temmuz gecesi son derece açık ve acı bir biçimde gösterdi, görülmesine vesile oldu.

Tankların, uçakların, helikopterlerin ve tüfeklerin karşısında bulunanların -giyimini, ideolojisini, görüntüsünü vs. hiçbir özelliğini dikkate almaksızın- hepsini ama hepsini, yakın planda darbe yapmak, uzun vadede ise vatanı işgal etme şeklinde özetlenebilecek “kirli emellerine izin vermek istemeyenler” olarak gördü. 

O gece meydanlarda olanıyla olamayanıyla “biz”im katıksız vatansever dediklerimizi, onlar, sosyal medyaya yansıyan çeşitli yayınlarda da görüldüğü üzere, korkak, câhil, pısırık vs. olumsuz sıfatlarla andılar.

Bu durumdan anlaşılması gereken çok basit bir gerçek var aslında. 

Düşman güçlerin işbirlikçi uşaklarının silahları mademki ayrım gözetmeksizin bütün bir milletin üzerine çevrilebiliyor, o halde -Türkiye ve dünya tarihinde dönemeç olacağı kesinleşen- 15 Temmuz gecesi orada bulunan ve sonraki günlerde aziz vatanımızın dört bir köşesindeki meydanlarda gerçekleşmekte olan demokrasi nöbetine koşanların tamamı “BİZ” adlı güçlü bünyenin asıl ve asil üyeleridir. 

Bu anlamda, vatanseverlik ve “biz” olma arzusu öyle bir duygu ki, “biz”in içindeki hiç tanımadığı biri için öz canından vazgeçirebiliyor insanı. Fizikle, matematikle açıklanamaz bir durum, bir duygu, bir yürek hali.
Sadece iki örnek verelim… İki tarifsiz kare… Vatanseverliğin ve millet aşkının iki zirvesi…

Bir kadın… Orta yaşlı… Başı açık… Görüntü olarak başka hiçbir şey yok ekranlarda. FETÖ teröristlerinin kurşunları altındayken, yanındaki hiç tanımadığı gencin üzerine kapaklanıyor ve kendi bedenini o gence siper ediyor. Birkaç yerinden vuruluyor… Ve şunu söylüyor mikrofonlara, gururla; “baktım yanımda gencecik bir çocuk duruyor, hiç tereddüt etmeden kapandım üstüne; bir bacak değil mi, vatan sağ olsun!”  

İkincisini de aktörünün ağzından dinleyelim…

“Darbe oluyormuş, tanklar köprüyü kapatmış dediklerinde, tereddüt etmeksizin motosikletime atladığım gibi, Pendik’ten köprüye adeta uçarak geldim. Ve motorumla birlikte tankların üzerine atıldım. Birkaç saniye içinde üç yerimden vuruldum. Motorumda kurşun izleri duruyor. Vurulduğumda motor bir yana ben bir yana düştüm. Acıyla kıvranırken bir de ne göreyim, kapalı bir bayan gelmiş, daha fazla kurşun yemeyim diye, üzerime kapanarak kendisini bana siper ediyor.”

Tüm yatayların dikey, dikeylerin yatay olduğu, ön kabullerin, önyargıların, sosyolojik değerlendirmelerin, siyasi yorumların alt üst olduğu an…

Bilenler bilir… Başörtüsü kullanan bir hanım için, ailesinde ve sosyal çevresinde başörtülülerin yoğun olduğu bir kişi, asla “kapalı bayan” demez. Bu çok açık bir şekilde, farklı sosyolojik kesimlerin tercih ettiği bir tanımlama ve adlandırma biçimidir. 

Fakat işte, o gece ve o anda, tüm önyargıların ve değerlendirmelerin yer ile yeksan olduğu o demde; o kahraman hanım, “acaba bu bey, benim için, başörtülüler için ne düşünüyor; bugüne kadar benim özgürlüğüm için ne yaptı; ya da tam tersine, inancımı özgürce yaşamam noktasında nasıl bir engelleme eylemi içinde bulundu” diye bir an olsun düşünmeksizin atıverdi kendisini yaralı adamın üzerine.

Fiziğin çaresiz düştüğü, sosyolojinin dilini yuttuğu ve siyasetin iflas ettiği an… 

…..  

Bu iğrenç darbe girişiminin çok açık ve net bir biçimde ortaya koyduğu ve dahası, tarihe nakşettiği, usta işi, harika bir birlik ve “BİZ” tablosu var şimdi gözlerimizin önünde. Seyretmeye doyulamayan, doyamadığımız, doyamayacağımız…  

Tekrar ve bir kez daha görüldü ki, Edirneli de “BİZ”in içinde, Ardahanlı da, Sinoplu’da, Hataylı da, Siirtli de, Yozgatlı da, İzmirli de… Rizeli de, Şırnaklı da, Ispartalı da, Çorumlu da…

Ak Parti’li de “biz”, MHP’li de “biz”, CHP’li de… 

Alevî de bu güçlü “biz” yapısının asıl ve asil üyesi, Sünnî de…

Başı örtülü olanlar bir koluysa “biz” adlı bu dev bünyenin, açık olanlar diğer kolu…

Fenerbahçeli de, “biz” adlı yenilmez takımın kadrosunda, Beşiktaşlı da, Galatasaraylı da, Trabzonsporlu da, Bursasporlu da… Gençlerbirliği taraftarı olan da, Alanyaspor taraftarı olan da…

Köyde yaşayan da, kasabada ikamet eden de, şehirli de…

İşçi de “biz”, işveren de, çiftçi de, esnaf da, memur da, emekli de…

Hâsılı kelâm, o uyuyan dev, o tarifsiz Çanakkale Ruhu bir kez daha dimdik ayakta. “BİZ” kimliğiyle… Tıpkı o günkü gibi… Vatan aşkı ile… Şevkle, azimle… 

…..

Ne demiştik ve yüksek sesle ne diyoruz?
BİZ birlikte Türkiye’yiz…
Ve BİZ birlikte çok güzeliz…

http://enpolitik.com/kose-yazisi/332/biz-kimiz-sorusu-uzerine-yeniden-dusunmek.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar