“CEMAAT”TEN “FETÖ”YE

ESKİ ZAMANLAR


Aklım din ve ideoloji işlerine ereli beri, 1971-1972’ler falan, Nur cemaatinin dinî öğretileri beni hiç tatmin etmemiştir. Onların öğretilerini çok mekanik, kuru ve sığ bulur, insanî neşve ve derinlikten uzak görürdüm. Tabii, bu dediklerim, onların dinî-akîdevî olarak yanlış ve kötü olduklarına işaret etmezdi. Sadece bana uymuyordu yazılanlar, söylenenler. Muhafazakâr-dindâr bir taşra muhitinden geliyordum ama o muhit Nur cemaati ile kendisi arasına bir çizgi koyar ve çizginin öbür tarafını “mıtaasıp” (mutaassıp) olarak adlandırırdı.


    1975’lerde Fethullah Gülen rüzgarı esmeye başladı. İzmir Kestane Pazarı vaizi idi galiba… O yıllarda Fuar alanındaki bir gazinoda Gülen’in “Altın Nesil” konferansı vereceğini ve sözünü ettiği neslin biz (ülkücüler) olduğumuz tezinden hareketle, bir otobüs genç konferansa gittik ama ne yalan söyleyeyim, ilk 5 dakikada ben sıkıldım ve fuar alanında dolaşmaya çıktım.


    Gülen cemaati ile ilk ve son ilişkim o olmuştur.


    O yıllarda, Millî görüşçü arkadaşlardan bazıları Nur cemaatine sempati duyarlardı ama Akıncılar şeklinde organize olduktan sonra cemaatle, özellikle Gülen cemaati ile araları pek hoş olmamıştır. Nihayetinde ikisi de birbirine benzer bir zemine hitap ediyorlar ve buna bağlı olarak taban kavgasından kaynaklanan bir rekabet yaşıyorlardı. Ayrıca siyaset yapma anlayışları da Erbakan hocanın anlayışından farklı idi. Erbakan rahmetli, legal siyasi alanda faaliyet göstermek isterken, Gülen illegaliteyi ve siyasi sorumluluk gerektirmeyen “sızma”yı tercih ediyordu.


    ORTA ZAMANLAR


    1992 yılında, sevdiğim bir hocam, yeni kurulan Manisa Celal Bayar Üniversitesi’ne gelip gelemeyeceğimi sordu. “Orada cemaatçi bir yapılanma varmış; ben bu tür yapılarla çalışamam sevgili hocam.” deyip teklifi reddettim. (Dikkatiniziz celp ederim… Sırf cemaat egemenliğinde bir üniversite diye, memleketime gitmiyorum.)


    1999-2000 falandı… Çok sevdiğim bir arkadaşım, Zaman gazetesinde haftada bir yazabileceğimi söyledi. Sadece cemaat değil, mensubiyet-aidiyet merkezli yayın organlarında yazı yazmak istemediğimi söyleyip teklifi kibarca reddettim. (Çok sevdiğim başka bir arkadaşım o yıllarda ülkücü gazetelerden birinde yazmamı istemişti. Onu da aynı gerekçe ile reddetmiştim.)


    1990’larda bir dershaneler ve okullar furyası başlatmıştı cemaat. Türkiye’de ve yurt dışında okullar açılıyor ve “Bayrağımızı dünyanın dört bir yanında dalgalandırıyor; Türkçe’yi, devletin götüremediği topraklara götürüyorlar”dı… “Hangi dille eğitim-öğretim yapıyorsunuz o okullarda?” diyordum; “İngilizce” diyorlardı. “Bu nasıl Türkçecilik?” diyordum.


    Sonra “Türkçe Olimpiyatları” başladı…Çok olmasa da birkaç dikkatim oldu… Hemen fark ettim. Değişik ülkelerdeki çocuklara bir yıl boyunca bir şiir veya birkaç şarkı-türkü öğretiliyor, o çocuklarla sözde olimpiyat düzenleniyordu.(Ajda Pekkan’ın İspanyolca şarkı söylemesi gibiydi durum yani.) Dolayısıyla, bu zokayı da hiç yutmadım…


YAKIN ZAMANLAR


Cemaatin henüz “paralel” ve “fetö” olmayıp iktidar ile iyi olduğu yıllarda, (2005 falandı galiba), bir cemaat mensubu “Rusya’daki, Güney Afrika’daki, Kazakistan’daki devlet yöneticileri bizim okullardan mezun olsa kötü mü olur?” dedi bir mecliste. Daha sonra “Kâinât İmamı”  olarak adlandırılacak kurumlaşma o anda zihnimde çaktı… “Gülen’i ABD, operasyonel bir unsur olarak kullanıyor mu?” diye düşünmeye başladım o anda. Çünkü Gülen Mart 1999’da Amerika’ya götürülüyor ve Amerika’nın tam kontrolüne giriyordu. (Bu tarihe dikkat!... 16 Şubat 1999’da Apo teröristi Türkiye’ye teslim ediliyor ama 1 ay sonra “Fetö” diye adlandırılacak olan terörist rehin olarak ABD’ye götürülüyor. Yani tam bir “rehine takası”ydı yaşanan.)


ŞİMDİKİ ZAMANLAR DA CEMAAT VESAYETİ


    2011 Şubat veya Mart ayı… Tarihçi Mustafa Armağan, üniversitemizde konferansa davetli. Öğle yemeğinde konuşurken, “Mustafa Bey, Askerî vesayeti bitiriyoruz ama öbür taraftan cemaat vesayeti geliyor. Biz vesayet yapana değil; bizzat vesayetin kendisine karşı olmamız lazım.” dedim…  (O sırada Zaman’da yazan Armağan’ın cevabını yazmayayım.)


    VE FETO-FİNİŞ…


    7 Şubat 2012 MİT müsteşarı Hakan Fidan olayı…


    Haziran 2013 Gezi olayları…


    2013 yaz aylarında dersane olayı…


    17/25 Aralık 2013 darbe teşebbüsü ve “Cemaat”ten “paralel”e evrilme…


    Askerde, poliste, yargıda, sağlıkta, eğitimde ve üniversitlerde oluşturulan “paralel” yapılanmanın ortaya çıkışı…


    2014 seçim dönemi iktidara saldırılar ve “FETÖ” (Fethullahçı Terör Örgütü)’ye evrilme…


    FETÖ ile mücadelede Tayyip Beyin yalnız kalması ve Ak Parti tabanının bile Fethullah Gülen ile “terör” kelimesini yanyana getirememesi… (Çünkü bu millet “terör” dendiği zaman elinde silah her gün insan öldüren PKK’yı biliyor. Terör denen şey PKK’nın yaptığıdır. Paralelcilerin elinde silah mı var yani?...)


    Ve 15 Temmuz 2016…


    Tayyip Beyin FETÖ ısrarının ispatı…


    1975’lerin “Altın Nesil”i, F 16’larla, helikopterlerle “Altın Vuruş” yapma teşebbüsünde bulunuyor; Ak Parti tabanı ve muhalifler de anlıyorlar ki, bir FETÖ


    (Bu yazıdaki birinci tekil şahıs zamiri, “Bakın benim hiç ilişkim yok!...” demek için değil, kısa kronolojiye bir ana hat olsun diye kullanılmıştır.)

http://enpolitik.com/kose-yazisi/337/cemaatten-fetoye.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar