GERÇEKLERİNİ YALANLAR, DOSTLUKLARINI DÜŞMANLIKLAR ÜZERİNE KURDULAR

Sadece doğunun ve batının tam geçiş noktasında değil aynı zamanda kuzey ve güneyi, üç kıtayı birbirine bağlayan bölgede olması sebebiyle Türkiye’nin eşsiz jeopolitik konumu, çok yönlü, derinlikli politikalar, çözümler, seçenekler üretmemizi zorunlu kılmaktadır. Ayrıca İslâm’ın genel hâkimiyeti altında oluşan kültürel ve tarihi derinlik, bu misyonu daha aktif, diri ve vazgeçilmez kılmıştır.

15 Temmuz darbe ve işgal girişimiyle başlayan olaylar karşısında devlet ve milleti ile Türkiye’nin ulaştığı direniş pratiği, tekrar canlanan istiklâl bilincini, yeni bir kuvvete dönüştürdü. Türkiye dünden çok daha güçlü olarak hızla atılımlara başladı. Bu bölgede var olmak, varlığını sürdürmek sürekli uyanık ve diri olmayı gerekli kılıyor. Bu gerçeği herkesten çok Türkiye biliyor. Aktif, diri ve köklü. Bu ne anlama geliyor? Tarihin bize yüklediği kimlik ve sorumluluklara ilaveten yaşadığımız dünyanın yeni mecburiyetleri ile son derece akıllı, stratejik hamleler yapmak gerekir. Bu hamleler yapılıyor. Bu topraklarda bir gün bile bazen çok uzun, buna karşılık yüz yıl bile bazen çok kısa olabilir. Uzunluk- kısalık stratejik ve tarihi hamlelere göre değişebilir, anlam kazanır. Ama ne olursa olsun, Türkiye, çokça hata yapma şansı ve lüksü olan bir ülke değildir. O nedenle politik çözüm ve açılımlar, günün siyasi etkisinden ayrı düşünülmeksizin ama asla tarihi hedefler de göz ardı edilemeyerek dikkatle ele alınmalıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceden programlanan Rusya ziyaretini bu taktik ve stratejik perspektiften değerlendirmek gerekir. 15 Temmuz olayları dünyanın bize karşı niyet ve tutumlarını bir kez daha açığa vurması açısından da hayırlı sonuçlar doğurmuştur. Ülke ve millet bütünlüğümüze yapılan suikast girişimi karşısında batının ölümcül sessizliğinin dostane bir tutum olmadığı açıktır. Batı ve ABD, darbeye karşı demokrasiyi destekleyecek beyanatlar vermek yerine tam tersi bir tutumla ya darbeyi destekleyen ya beklemeyi tercih eden bir yol izlediler. Ülkenin seçilmiş iktidarı yanında darbecilere karşı olması çağrısına özgürlükler ülkesi denilen ABD, üç saat cevap vermemiş, darbenin püskürtüldüğü anlaşılınca da yarım ağızla işlerin yoluna girmesini umdukları şeklinde açıklama yapmışlardır. Bu beyan ortaya söylenmiş, safını belli etmeyen, bulanık bir sözdür. Hemen bütün Avrupa devletleri de hemen aynı bulanık tavrı göstermiştir. Ayrıca tutuklanan darbecilerin ‘birlikte çalıştıkları subaylar’ olduğunu beyanla onlara kötü muamele edilmemesi yönündeki talepleri, aklımızla alay eder mahiyet, cüret ve aymazlıktadır. Demek darbeciler stratejik ve milli varlığımız adına son derece önemli olan yerleri savaş ortamındaymışız gibi bombalarlarken, sivil halka kitlesel katliam yaparlarken iyi davrandılar da biz onları tutuklarken kötü davranmış olduk öyle mi?

Ne olacaktı? Bizden onlara çiçek, ödül vermemiz mi bekleniyordu? Bizi ne sanıyorlar? Kendilerini ne sanıyorlar? Aklın devreden çıktığı durumlarda aptallığın ölçüsü olmuyormuş demek ki. Bazen düşmanlık tüm ihanetleri kabul edecek kadar insanı alçaltabiliyormuş. Sonuç itibariyle batının, kendi tanımlarıyla bile olsa insan, hukuk, demokrasi gibi ilke ve söylemlerinde samimi olmadığı bir kez daha görülmüştür. Gerçeklerini yalanlar, dostluklarını düşmanlıklar üzerine kurdular, kuruyorlar. Kendilerini efendi, bizleri köle görme yanlış algılarının sonuçlarını çok kötü yaşamaya hazır olmalılar. Artık zorunlu diplomatik ilişkiler dışında bizden samimi bir yaklaşım beklemeye hakları kalmamıştır. Önümüzdeki süreçte, alttan alta çok daha derinleşecek güvensizliği bizzat kendi elleriyle, kendi arzularıyla hazırlamış oldular. Bunun mutlaka bir bedeli olacaktır. Biz sessiz kalsak da varlığın işleyişine ters olan yalancılıkları, samimiyetsizlikleri, hak ettiği karşılığı bulacaktır. Yalanlarla, aldatmalarla, ihanetlerle, zorbalıklarla sürdürdükleri politikalarla tarihi eğip bükeceklerini, dünyaya biçim vereceklerini sananlar, tarihin akışı içinde çok feci bir karşılık göreceklerdir. Çünkü batı ateşle oynamaktadır. Ateşle oynayarak varlığını sürdürmek gibi yanlış bir hesap içindedir. Bunun sonunda dünyaya acıdan, ölümden zulümden başka bir şey kazandırmayan bu huyları kendilerini de içten yakacak, perişan edecektir.

Batı, bize karşı, tarihsel farklılıklara tahammül ederek saygı temelli bir ilişki yerine çok kötü, çirkin bir politik tavır benimsemiştir. Eğer dostane ilişkiler zeminini sağlamlaştırmış olsaydı, farklılığımız batıyı da güçlü kılacaktı. Türkiye de batının değer ve kazanımlarına güç ve katkı verecekti. Olmadı, olmuyor, olamaz.

Batı’nın karanlık, hasmane, bulanık politikalarıyla olmaması, Türkiye’yi seçeneksiz bırakmaz. Bu coğrafya konumu itibariyle risk ve tehditlere açık olduğu kadar fırsatlara, imkânlara da açıktır. Dünyada üç kıtanın, yedi iklimin, dört yönün tam ortasında başka da bir ülke yoktur. Bütün yolların, geçişlerin, kaynakların birleşip dağıldığı bu noktayı ancak hoşgörü, cesaret ve feraset kontrol edebilirdi. Ancak biz kontrol edebilirdik. Türkiye tek bir yöne, tek bir çıkışa, bir çözüme mahkûm olacak basitlikte, küçük bir ülke değildir. Burada hiçbir hesap, basit, küçük olmadı, olamaz. Ve burada bize rağmen, bizim rızamız hilafına asla bir çözüm olamaz. Bu gerçek, milletimiz ve devletimiz adına dünkünden daha güçlü bir gerçek olarak tahkim edilmiştir. Bundan böyle dengeler, denklemler kurulurken bu gerçeğin belirleyiciliği daha etkin olacaktır. Türkiye bu gerçeğin, kendi gerçekliğinin farkındadır.

Farkındalığımız önümüzde muazzam manevra alanları yaratmaktadır. Cumhurbaşkanının geniş bir heyetle Rusya’ya yaptığı ziyaret bu bağlamda değerlendirilmelidir. Başarısız darbe ve işgal girişimi sonrasında bu ziyaret, daha başlamadan etkili sonuçlar vermeye başlamıştır. Üstelik darbecilerle birlikte suçüstü yakalanarak köşeye sıkışan ABD ve Avrupa telaşa kapılmış, şaşkına dönmüştür. Bize söyleyecekleri hemen hiçbir sözleri kalmamıştır. Sözlerinin inandırıcılığı kaybolmuştur. İtibarsız olmak, bir devlet ve ülkenin içine düşeceği en kötü durumdur. Aslında kendi vicdanlı kamuoyu, özellikle namuslu aydınları da içine düştükleri yanlışın ve çıkmazın farkındadır. Onların Rusya ile ilişkilerimizi sorgulama hakları yoktur, olamaz. Türkiye birilerinin keyfi ve hatırı için politikalar üretecek bir ülke değildir. Hele üzerinde operasyon yapılacak bir ülke hiç değildir. 15 Temmuz sonrasında hiç olmazsa bunu anlamalılar artık.

Rusya ile ilişkiler, zamanlaması ve hedefleri bakımından esaslı bir stratejik hamle olmuştur. Bu ilk ve sığ bir bakışla Türkiye’nin batıdan kopup Rusya’yla ittifak kurduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Bin yıllık devlet geleneği içinde amaçlarımıza uygun olarak her devletle görüşürüz, görüşmeliyiz. Hele bunlar Rusya ve İran gibi enerji kaynaklarına sahip büyük ülkelerse, çok boyutlu ilişkiler daha da güçlendirilmeli, canlandırılmalıdır. Görüşme ve mutabakatlardan Rusya da çok kârlı çıkmıştır. Özellikle Kırım ve Ukrayna üzerinden ambargoya maruz kalmış, başta Almanya olmak üzere batı ile ilişkileri sıkıntılı Rusya için de imkânlar oluşmuştur. Bölgede Rusya Türkiye’ye, Türkiye Rusya’ya muhtaçtır. İlişkiler dostane bir zeminde konuşarak, anlaşarak sürdürüldüğü takdirde her iki ülkeyle birlikte bütün bir bölge rahatlama imkânı elde edecektir. İmkânlar heder edilmemelidir. Her iki ülkenin liderleri, bölgenin refah ve barışına ilişkin amaçları samimi olarak içselleştirmelidir. Bu bağlamda Suriye sorununun çözümüne ilişkin arayışlar önemlidir.

Türkiye hemen yanı başında, en uzun kara sınırına sahip, üstelik tarihi bağları, ilişkileri olan bir ülkeye ilgisiz kalamaz. Bu konudaki hassasiyetimiz beş yıldır zaten ortadadır. Kim ne derse desin Türkiye’ye rağmen burada adil bir çözüme varmanın mümkün olamayacağını herkes anladı. Sıkıntı ne kadar sürerse sürsün işte açıkça söylüyoruz Türkiye burada emperyalist kurgulara izin vermez. Şimdiye kadar Esat yanlısı bütün güçleri Türkiye tek başına durdurdu, engelledi. Bunu nasıl, hangi yöntemlerle yaptığı ayrı bir konu.  Bundan sonra engellemeye dünkünden daha muktedirdir. Rusya bu gerçeği görmek durumundadır. Görmelidir.

ABD’nin himayesinde sürdürdüğü politikanın bir yarar getirmediğini, daha da önemlisi tuzağa itildiğini anlamalıdır. Bu politikayı sürdürmesi halinde Suriye ile birlikte kendisinin de eridiği ortadadır; çıkmaza girmektedir. Çok uzak olmayan bir gelecekte bu iki ülkenin öncülüğünde yeni çözüm planlarının uygulama alanı bulacağını düşünüyorum. Darbenin bertaraf edilmesinden sonra Türkiye, şimdi daha güçlü ve kararlı olarak sahada yeni pozisyonlar alacaktır. Halep’teki kuşatmanın kırılması bunun ilk işaretidir. Gerisini siz anlayın. Aslına bakarsanız Türkiye darbeyi muazzam bir karşı koyuşla püskürterek, Ortadoğu’ya uzanan en kanlı, en karanlık eli de kesmiş oldu. Bunu ABD de, Rusya da, Avrupa da, İran da biliyor. Herkes biliyor. Bilmeyenlere gelince. Ses etmeyin bırakın bilmemeye devam etsinler.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/347/gerceklerini-yalanlar-dostluklarini-dusmanliklar-uzerine-kurdular.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar