VATAN İÇİN NÖBETTE OLMAK

15 Temmuz 2016 Cuma gecesi, FETÖ’cü teröristler tarafından gerçekleştirilen iğrenç darbe girişimi hemen o gece, Başkomutan’ın talimatıyla meydanlara inen aziz milletimiz, vatansever polislerimiz ve darbe çağrısını elinin tersiyle iten kahraman askerlerimiz tarafından elbirliğiyle ve can pahasına bastırıldı. 

Ve hemen ertesi geceden itibaren cennet vatanımızın dört bir köşesinde vatan ve demokrasi nöbetleri tutulmaya başlandı. Çoluk-çocuk, yaşlı-genç, zengin-fakir, köylü-şehirli, ilkokul mezunu-profesör, kısacası hiçbir sosyal grup dışarıda kalmaksızın milletin bütün evlâdı geceler boyu nöbet meydanlarına koştu. 

Belki bunun tek istisnası, 240 şehit ve iki binden fazla gazinin varlığına rağmen, o gece yaşananları “tiyatro” diye nitelendiren küçük bir gürûhtu. Yani, “aydın” kod adlılar ile onların yaptıkları ve söylediklerini tartışmasız doğru kabul eden küçük halk kesimleri. O “aydın”lar ki, kendilerini hiçbir zaman bu millete ait hissetmediler ve bu patolojik ruh halini birçok defa çeşitli vesilelerle milleti aşağılamaya çalışarak göstermekten de geri durmadılar. Biz de, bu noktada onların üzerinde fazla durmuyor; tam da burada açıklanan nedenle kendilerini üzerinde durmaya değer bulmayarak devam ediyoruz.
…..  

Tamı tamına yirmi altı gün boyunca tutulan kutsal nöbetler birçok açıdan değerlendirilebilir. Vatan bilinci, millet olma duygusu, şehadet şuuru gibi. 

Bu iğrenç darbe girişimi öncesi döneme bakıldığında, çok çeşitli nedenlere bağlı olarak bir toplumsal ayrışmanın varlığına işaret eden görüntülerle karşılaşmak mümkündü. Bu noktada da, “aydın” kod adlıların devreye girerek, hatta aktörlüğe soyunarak, hiçbir farklılık görüntüsünü es geçmeksizin ve pireyi deve yaparak, sahadaki tabloyu karartmak için gayret gösterdiğini söylemek durumundayız. Malûm çevrelerin kalemleriyle ve dilleriyle oluşturdukları manzaraya bakıldığında, Türk toplumu, adeta parça parça olmuş, birbiriyle hiçbir paylaşım içerisine girmeyen, dayanışma ve ortaklaşma duygusunu yitirmiş bir topluluklar/ gruplar haline gerilemişti. Her bir başlık tartışma nedeni sayılıyor, en küçük bir ihtilaftan gerilimler ve ayrışmalar üretiliyordu. Sonra da itinayla ve hunharca oluşturulmuş bu parçalanmışlık görüntüsünden yazılar, kitaplar, toplantılar, televizyon programları ve kısacası menfaat/ çıkar devşiriliyordu.

Fakat işte bir tek olay, ne kadar iğrenç bir olay olsa da, bu milletin nasıl da bir ve beraber olduğunu; mesele vatan olduğunda nasıl da her türlü farklılığı aklının ve gönlünün arkasına atabileceğini gösteriverdi. Ve gösterdi ki, etnik kökeni, mezhebi, siyasi görüşü, dini algılama ve yaşama düzeyi, eğitimi, gelir düzeyi ve sosyal statüsü ne olursa olsun, vatan ve bayrak söz konusu olduğunda hiçbir farkı gözü görmez, kulağı duymaz, dikkate almaz bu aziz milletin evlâdı.

İşte bu şuurla, akşamın başlamasıyla birlikte, çalıştığı kurumlarda mesaîsi biter bitmez yaşadığı şehrin meydanlarındaki nöbet yerlerine koştular, gün boyu biriktirdikleri yorgunluğu yok sayarak. Aşk ile… Şevk ile… Evlerinde olan anneler ve çocuklar babalarıyla buluşarak gittiler nöbet yerlerine, mesaî sonralarında. Emekliler vücut dirençlerinin yeteceği zamanları hesaplayarak akın ettiler nöbet noktalarına. Nineler, dedeler dayanabildikleri kadar ayakta kaldılar nöbet yerlerinde, ellerinde Kur’an-ı Kerîmler olduğu halde. Adeta 6-8, 8-10, 10-12 şeklinde, askerlik nöbeti gibi, gece boyu süren nöbetlere kimi vatanseverler ise, sabaha doğru katılıp, sabah namazlarında dualayarak bitirdiler o gecenin nöbetini.

Kamu kurumlarının yanı sıra birçok özel kurum, şirket, holding, sivil toplum kuruluşu ve hatta varlıklı vatanseverler, akşamdan sabaha yiyecek ve içecek ikram etti, vatan ve demokrasi nöbetine koşan vatanseverlere. Kavurma, döner, köfte, baklava, börek, su, çay, kahve, meyve suyu vesaire... Aklınıza ne gelirse…

Başörtülü hanımlar da oradaydı, başı açık olanlar da… Çarşaflı kadınlar da nöbetteydi, makyajlı ve dekolteli hanımlar da… Sünnete uygun sakallı beyler de nöbet noktasındaydı, top sakallılar da, sakalsızlar da… Yırtık pırtık elbiseli vatanseverler de hazırdı meydanlarda, oldukça pahalı kıyafet giymişler de… Yozgatlıların çadırları da vardı aynı meydanlarda, Sivaslıların da, Rizelilerin de, Elazığlıların da… Ne ki, farklılık gibi görünen hangi başlık var ise, hepsi ama hepsi o meydanda arkaya atıldı, ötelendi, yok sayıldı… Çünkü ortak payda vatandı ve elbette gerisi teferruattı.

Herkes birlikte olmak ve en küçük bir kalkışma halinde direniş göstermek şuuruyla oradaydı.  Kanı pahasına, canı pahasına…

İşte bu ruh ile tam yirmi altı gece nöbette oldu bu aziz millet. Ne zaman ki, Sayın Cumhurbaşkanı, yani Başkomutanı “şimdilik bu kadar” dedi, ancak o zaman evlerine döndü. İkinci bir emre kadar… “İnşallah bir daha hiç kimse böyle bir hainliğe kalkışmaz ve inşallah bir daha nöbet tutmamız gerekmez” duasıyla birlikte…

Nöbetlerin sona erdirildiği gece, yani 10 Ağustos 2016 Çarşamba gecesi, Sayın Cumhurbaşkanı Külliye’nin bahçesinde yaptığı konuşmada çok ama çok önemli bir konuya temas etti. Belki konuşmanın en can alıcı yerlerinden biri o nokta, o konuydu.

Konuşmanın sonlarına doğru dile getirilen, “şimdi artık virgülü atıyoruz ve bu demokrasi nöbetlerine ara veriyoruz.  Ama ruh dünyamızdan, gönül dünyamızdan bu nöbetleri çıkarmayacağız” ifadesinin, önümüzdeki süreçte, muhtemel kalkışma veya benzeri olumsuzlukların yaşanabileceğini işaretlediği çok açık. 

Ne ki, bundan daha önemlisi, hassas bir alt metin okumasıyla görüleceği üzere, bu ifade, tüm zamanlarda tutulacak olan vatan nöbetlerine, bu tür nöbetlerin mutlak gerekliliğine ve milletin topyekün olarak, -bütün dönemler itibariyle- bu bilince sahip olmasının zorunluluğuna işaret ediyordu. 

Yani söylenen/ söylenmek istenilen, bize göre, “bugüne kadar nöbette olduk, bundan sonra nöbette kalmalıyız” idi. Nöbette olmaktan, nöbette kalmaya geçiş… Çok önemli, dahası, vatan ve millet adına “hayati önemi haiz” bir durum, yaşamsal bir gerçek. 

Nasıl mı olacak “nöbette kalmak”? 

Bir sonraki yazıya…

http://enpolitik.com/kose-yazisi/354/vatan-icin-nobette-olmak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar