Bunu da Unuturuz

Eklenme Tarihi: 27.01.2020 17:03:27 - Güncellenme Tarihi: 25.02.2020 17:47:53

İki günden fazla zaman geçti. Deprem bölgesine olan uzaklığımıza paralel olarak unutmaya başladık bile. Hafızayı beşer nisyan ile mâlül imiş ya! Unutmanın nimet olduğunu da hatırlayalım.

Çok gerilere gitmeye gerek yok. Bizim kuşağın hatırladığı yerden başlayalım.

Gediz’i yani 28 Mart 1970’i. 7.2’nin alıp götürdüğü 1086 kişiyi.

Ya da 2385 vatandaşın kaybına neden olan 1975’deki Lice depremini!

1976’daki Çaldıran’da 7.2 ile vefat eden 3840 insanı zaten hatırlamıyoruz.

1983’ün Erzurum’unu da hatırlayamıyoruz. 6.8 ile hayatını kaybeden 1155 kişiyi yani.

1992’deki Büyük Erzurum depremi, 1995’in Dinar’ı, 1998’in Ceyhan’ı,

Büyük yıkımı, 17 Ağustos 1999’un Marmara’sını. 17 binden fazla vatan evladının aramızdan ayrılışını.

Ondan üç ay sonraki Düzce’yi. 2003’deki Bingöl’ü. 2011 Van depremini.

Unuttuk!  Ne yazık ki ölümler sadece istatistiğin konusu ve gündemi olarak kala kaldı.

Şimdi de Elazığ- Sivrice depremi.

Bunu da kısa bir süre sonra unutacağız…

İki gündür yer yerinden oynuyor. Bir hafta sonra unutacağımız nice manzaralara, nice vaatlere, nice sözlere ve tavırlara şahit oluyoruz. Bu arada kırka yakın can yitip gitti.

Ama öncekileri nasıl unuttuysak Sivrice’yi de öyle unutacağız. Sadece ateş düştüğü yeri yakmaya devam edecek.

Unutacağız!

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un hemen her cümlesine “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla…” diye başlamasını da unutacağız.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın sakin tavırlarını da. Biz, Soma’daki maden faciasında günlerce maden ocağında kalıp çalışmalara bizzat katılan Bakan Taner Yıldız’ı bile unuttuk.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun takım elbiseyle kurtarma ekiplerine yaptığı yardımları da unutacağız. Bunu diline dolayan sosyal medya fenomenlerini ve onların ürettiği ipe sapa gelmez lafları da.

Mesela, depremde çöken binaların içinden çıkan cansız bedenlerle, canlı insanların sayısının bir birine yakın olduğunu da. Yani çöken binadaki insanların yarısının öleceğini de.

Biz Sürsürü’yü, Doğanyol’u, Dilek Apartmanını ve hatta Mavi Göl Apartmanını da unutacağız.

İki ay önce deprem bölgesini noktasal olarak işaretleyen bilim insanı Profesör Naci Görür’ü de.

Yapı stoğumuzun %60’nın depremlere dayanıklı olmadığını; Türkiye’nin sanayi tesislerinin %40’nın İstanbul’da bulunduğunu ve beklenen büyük depreme hazırlıklı olmadıklarını; hatta tektonizma, segment ve stres birikimi kelimelerini bile unutacağız.

İmar barışı adı altında 7.5 milyona yakın binaya ruhsat verildiğini ve bunların depremle ilgili hiçbir güvenceyi barındırmadığını; 2000 yılından beri oluşan 696 depremde 29.880 binanın ciddi zarar gördüğünü; Dünyanın dönüş hızının azaldığı yıllarda deprem sayısının arttığını ve 2022’ye kadar bunun devam edeceğini; deprem sonrası yapılmak zorunda kalınan masrafın deprem öncesi alınması gereken önlemlerden daha kabarık olduğunu; gayrimenkul değerlemede afet riskini dikkate almadan yaptığımız yatırımların aslında birer kayıp olduğunu ya da enerji yalıtımına verdiğimiz değeri afet riski konusuna vermediğimizi de unutacağız.

Bilmiyorum, belki de yıllardır şahit olduğumuz tüm ulusal felaketlerde oluşturabildiğimiz birlik ve beraberliğe ilk kez darbe vuran tavırları da unutabilecek miyiz?

Böyle trajedilerle hamuru yoğrulan bir milletiz biz; 17 Ağustos’dan Van depremine, Soma maden faciasından Elazığ Sivrice’ye. Ama ilk kez bir şey dikkatlerden kaçmıyor: Toplumun bir kesimi ısrarla deprem acısını bile siyasetin acımasız diliyle okumaya gayret ediyor. Herkes bulunduğu konuma göre atış yapıyor. Kimisi deprem için toplanıp başka şeylere harcanan milyar dolarları hatırlatıyor, kimisi yardım için Kızılay’a bile güvenmediğini ifade ediyor. Deprem bölgesinin siyasi tercihlerini ve etnik yapısını dillendiren tanımsız bir homo türü de var ki ben onları buraya yazmak istemem.

Cumartesi günü öğleyin CNN Türk’de izliyoruz kurtarma çalışmalarını. Kenarda ağlayan çaresiz adamlar, kadınlar ve gözyaşlarını tutamayan bayan spiker, hem Eşimi hem de beni o kadar zora sokuyor ki… “Biz acılarımızı siyasete meze yapmazdık, ne oldu bize” deyiveriyorum sessizce. Sonra sosyal medyaya bakıyorum. Cumhurbaşkanımız bir tabuta omuz vermiş ki bunu hep yapar; İçişleri Bakanı takım elbiseyle belki de kendini tutamaz ve AFAD’ın yardımına koşar. Tüm bunları kabullenmeyenler toplanan paraları unutturma çabası ve depremden rant devşirme olarak yazar da yazar. Kılıçtaroğlu, daha önce toplanan 36 milyar doları sormuştu, o gündeme getirirlir; kalemşörler/klavye entelleri görev başına! Selçuk Özdağ, kentsel dönüşümle ilgili yapılmayanları hatırlatır; Vay sen misin bunları diyen! İmamoğlu, yardıma hazır olduklarını söyler, ona da demediklerini bırakmazlar. İyi de milyonların saatlerdir ekran başında gözyaşı dökmeye, dualar etmeye ve bir şeyler yapamadıkları için vicdanlarının en derininde acı duymaya hakkı var da işin başında ve muhalefette olanların hiç bir şey yapmaya veya söylemeye hakları yok mu? Onların tüm bu yaptıklarında vicdana dair bir şey olmadığını bu tiplere düşündürten şey ne?

İktidarın kendisini devlet yerine koyup lâyüsellik peşine düşmesi, muhalefetin de iktidar görevlilerinin yaşanan acı karşısındaki insanî refleksini yadırgaması (bunları yapanların çoğu taraftar) büyük bir kırılma. Muhalefetin yaptığı her bir eleştiri ve hatta değerlendirme (ki görevi budur) milli birlik ve beraberliği tehdit edici tavır olarak algılanıyor. Bu kırılmada iktidarın buyurgan dilinin etkisi de açıktır. Bir suçluluk psikolojisiyle eleştirileri karşılaması dikkat çekicidir. AFAD ve Kızılay gibi göz bebeğimiz olması gereken ve siyasetin üstünde tutulması icap eden kurumları bile yıpratacak davranışlardan kaçınmak gerekir. Elazığ Valisinin, “kamuoyunda da algı çok iyi şu anda” gibi münasebetsiz ve işgüzar sözleri insanları ister istemez eleştiriye zorluyor.

Bu toplum adına büyük bir kırılmadır.

Her geçen gün daha da sertleşen ve yükselen bir ivmeyle keskinleşen bu siyaset dili, politik bir kaosa dönüşürse toplum bu travmayı bir kez daha kaldıramaz.

Aşağıya yazacağım örnekleri bile unutma garantimiz var da bu yukarıdaki durum hakkında emin değilim.

Halkım adına özür dileyerek itiraf ediyorum:

Tırnaklarıyla enkazı adeta deşerek oradan Zülküf ve Dürdane Aydın çiftini çıkaran Suriyeli Mahmut,

Enkazın altında, titreyen sesiyle “tamam, kurtaracağız seni” diye feryat eden Mehmetçik,

Dev beton kolonların arasından çıkarılırken başörtüsünü isteyen Hatun teyze,

“Azie Azize! diye moloz yığınına ruh üfleyen Emine Kuştepe,

Aynı tabutu paylaşan Miraç Ali ve iki aylık kardeşi Rüya…

İsmini buraya yazamadığım daha onlarca olay ve kahraman. Sizi de unutacağız.

Çünkü bize unutmamız söylendi. Unutmamız öğretildi. Aşağıdaki olayı kaçımız hatırlıyor?

Doğan Cüceloğlu, Öğretmen Olmak isimli kitabında anlatıyor, 23 Ekim 2011, Van Erciş depremini. Hani 76’sı öğretmen olan 640 kişilik kaybımız olan deprem vardı ya, işte onu. Erciş’te o yıl göreve başlayan öğretmenler seminere çağrılır. Sabah erkenden Kaymakamlık binasındaki salona toplanır gencecik öğretmenler. Bir süre sonra seminerin ertelendiği ve herkesin dağılabileceği söylenir kendilerine. Öğretmenler kahvaltı için Kaymakamlık binası karşısındaki kafeye geçerler. Çok azı kahvaltısını yaptığı için oraya gitmez. Deprem işte tam o anda yakalar bu hayatının ilkbaharında olan gençleri.  O kafede 64 öğretmen vefat eder. Kaymakamlıktaki salonun ise sadece camları kırılır.

Depremde vefat edenlere rahmet halkımıza da başsağlığı diliyorum.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/3706/bunu-da-unuturuz

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

24.02.2020 Yeni Bir Yolculuk Hikâyesi
17.02.2020 Tarım Üzerine
10.02.2020 Siyah ve Beyaz Arasındaki Sonsuz Zenginlik
03.02.2020 Mesire Yerindeki Gazete Parçaları
27.01.2020 Bunu da Unuturuz
20.01.2020 Toplumsal Özeleştiri
13.01.2020 “Vicdan Zorbalığa Karşı”
06.01.2020 Kandil Şahsiyetler
30.12.2019 Kanal’a Bakan Kurt Gözleri      
23.12.2019 Gelecek’in Geleceği
16.12.2019 Gelecek Partisi ve Vizyonu
09.12.2019 Demokrasi ve İnsan Hakları Günü
02.12.2019 'Güneşin Doğduğu İnsanlığın Battığı Yer'
25.11.2019 Gücün 'Şehir'le İmtihanı
18.11.2019 'Beyaz Zambaklar Ülkesinde'
11.11.2019 Arayış
04.11.2019 Din Bilim Siyaset
28.10.2019 İnsanın Dört Mevsimi
21.10.2019 Modern Bunalım
14.10.2019 Gündemlerde Kaybolmak
07.10.2019 Yeni Partiler ve Yeni Siyaset
30.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-5
23.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-4
16.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-3
09.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu -2-
02.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-1
26.08.2019 Terörize Edilebilirlik Açısından Dinler
19.08.2019 Kemalist İslamcı Kürt Alevi ? ve Mutabakat
05.08.2019 Ahlâksız Îman
29.07.2019 Eleştiri Kültürü
22.07.2019 Hoşgörü Toplumu
15.07.2019 Mental Yorgunuyuz
08.07.2019 Hayata Dair
02.07.2019 Lgbt veya Cinsel Engellilik
01.07.2019 MAÂRİF DÂVÂMIZ-4
24.06.2019 Maârif Dâvâmız-3
17.06.2019 Maârif Dâvâmız-2
10.06.2019 Maârif Dâvâmız-1
03.06.2019 ?Hoşbulduk - Güle Güle?