Yeni Partiler ve Yeni Yaklaşımlar

Eklenme Tarihi: 29.01.2020 10:19:47 - Güncellenme Tarihi: 08.04.2020 18:10:38

Şu anda Enpolitik’teki 26’ncı yazımı kaleme alıyormuşum, zamanın ebediliği karşısındaki acizliğimizi her hatırlayışımda bir kez daha dehşete düşmekten kendimi alamıyorum. Enpolitik’le iletişim kurmamız ve resmen yazmaya başlamam inanın daha dün gibi. Bir yandan üniversite sınavına yönelik at yarışı tadındaki maratonum devam ederken diğer yandan asla kopmak istemediğim köşe yazarlığını ve siyaseti birlikte götürmeye çalıştığım o yorgun günlerin üzerinden 7 ay geçmiş. Üniversite başladı, başlıyor derken ilk sömestr biteli neredeyse 1 ay olmuş. 2020 Geldi, 2010’lu yıllar bitti, bitiyor derken 2020’nin de ilk ayını da devirmişiz bile.

Dikkatinizi çekmek isterim zaman sadece nicelik olacak hızlıca tükenmiyor, sadece takvimler durduğu yerde erimiyor. Hep birlikte kısa sayılacak bir zaman dilimine fazla fazla olay, fazla fazla gelişme sığdırıyoruz. 2020 Wuhan virüsüyle, ABD – İran kriziyle, Elazığ Depremiyle, efsanevi sporcu Kobe Bryant’ın vefatıyla daha ilk ayında hepimizin başını döndürdü. Bu hareketlilik şüphesiz ki Ankara’ya yani Türk siyasetine de uğramayı ihmal etmiyor. Özellikle Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın çıkışlarından sonra kulislerimiz fokur fokur kaynıyor. Vatandaş yeni projeksiyonları, yeni iş birliklerini ve yeni denklemleri konuşuyor. Şu sıralar birileriyle siyaset konuşmaya kalktığınızda ‘’Bu olursa, öyle olabilir ama ne olacağını daha bilemiyoruz her şey belirsiz.’’ cümlesinin aynısını veya muadillerini duyabilirsiniz.

Üniversiteyi Ankara’da okumak istememin en büyük sebeplerinden bu işin tam kalbinde olmayı çocukluğumdan beri hayal etmemdi. Cumhuriyetimizin bilim güneşinde öğrenci olmakla birlikte genç bir köşe yazarı ve siyasete hevesli bir genç için Ankara’dan daha iyi bir seçenek sanıyorum düşünülemezdi, Ankara’da okumak kesinlikle hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biri oldu. Pek tabii Ankara’da olmam ve ulusal haber sitelerinde kalem işçiliği yapmam dolayısıyla siyasetimize dair belli başlı konulara bir miktar daha hakim olabiliyorum, kulaklarım bir takım meseleleri daha iyi işitebiliyor. Çıtlatmak isterim ki Türk siyaseti değişime gebe, er meydanı sadece yeni oluşumlara değil yeni ortaklıklara da gebe.

Bu değişimin yolunu açan önemli aktörler var, bu aktörlere değinmek isterim. Evvela AKP’nin güç sarhoşluğunu zirvede yaşadığı dönemde insanlar konuşmaya cesaret edemezken çıkıp İYİ Parti’yi kuran Meral Akşener ve çalışma arkadaşları psikolojik korku duvarını yıkanlar oldular. Ardından CHP’nin ana muhalefet partisi ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun ana muhalefet partisi lideri olmanın olgunluğuna uygun olarak muhalefeti bir araya getirmeye çalışması muhaliflerde birlik duygusunu perçinledi. Daha sonra da Saadet Partisi’nin ve Temel Karamollaoğlu’nun eski meseleleri kenara bırakarak ülkenin geleceği için, AKP’den gelen vekillik hatta bakanlık tekliflerine rağmen CHP ve İYİ Parti’yle bir araya gelmesi eski bloklaşmaların eskide kaldığını gösterdi herkese. Ne mutlu ki bugün bu üçlünün söylediklerini söylemeye başlayan birileri daha sahaya çıktı. Birileri daha; daha özgür, daha aydın, daha liberal, daha adil, daha hakkaniyetli, daha modern, daha eğitimli, daha çağdaş bir Türkiye için yola çıktı.

Yandaş medyayla muhalif medyanın bu yeni hareketlere karşı aynı tavrı sergilemesini ilginç bulduğumu ifade etmeliyim. Gelecek Partisi bir yerde, Sayın Babacan’ın çalışmalarını halen sürdürdüğü parti bir yerde; yandaş ve muhalif medya kuruluşları birlikte bu hareketleri eleştirmekle meşgul durumda. 25 Yazı boyunca beni okuyanlar görüşlerimi de, duruşumu da, AKP’ye bakış açımı da net olarak anlamışlardır. Ben AKP’yi sert eleştirdiği için okuduğu okulun öğretmenlerinden ihtar yemiş bir öğrenciyim ve bunu da sohbetlerde gururlanarak anlatan biriyim. Evet, vaktinde ben de Sayın Davutoğlu’nu sertçe eleştirdim, Sayın Babacan’ı yerden yere vurdum; onlarla birlikte hareket eden kurmayları da dibe batırdım. Lakin bugün geldiğimiz noktada yeni hareketlere baş koyan insanlarla biz aynı ideallerde buluşmaya başladık. Yeni yollar açmaya çalışanlar bizim senelerdir söylediğimiz türküye eşlik etmeye başladılar.

Ben yeni partilerin çıkışlarından inanın memnun oluyorum, memnun oluyorum çünkü birilerinin daha bu halin hal olmadığını kabul edip elini taşın altına koyduğunu görüyorum. Bu insanlar birilerinin iddia ettiği gibi parti içinde tutunamadığı için hırsla parti kuran insanlar değiller, bu insanlar Numan Kurtulmuş veya Süleyman Soylu gibi değiller. Sayın Ahmet Davutoğlu bugün Erdoğan’ı destekleseydi şu anda Cumhurbaşkanı Yardımcılığı makamında oturuyordu, Sayın Ali Babacan Erdoğan’ın yaptıklarına göz yumsaydı bugün damat beyin makamında belki daha yüksek bir yerlerde bulunuyordu. Ve benim gönlümde yeri ayrı olan Gelecek Partisi Halkla İlişkiler Başkanı Selçuk Özdağ bugün AKP’de olanlara sessiz kalıp, Erdoğan’ın değirmenine su taşımayı tercih etseydi ya Kültür Bakanıydı ya da bir üniversitenin rektörüydü. Tüm samimiyetimle sormak isterim bu insanlar AKP’de kalıp ‘’Her şey çok güzel, Türkiye şahlanıyor.’’ deyip kendi mevkilerini düşünselerdi siyasetimiz daha mı iyi olacaktı ? Bu partiler vücut bulmasaydı Millet ittifakı daha mı başarılı olacaktı ? AKP ile MHP arasında sıkışıp kalmış sağ seçmene 2 tane alternatifin çıkması bir felaket mi oldu ? AKP’nin içinden birilerinin çıkıp özeleştiri yapması fena mı oldu ?

Evet bu partilerdeki isimler eski AKP’li, ülkenin bu hale gelmesinde az veya çok payeleri var zaten bunun aksini de iddia etmiyorlar. Zaman ayırıp Halk TV’de 18 Ocak’ta yayınlanan Türkiye Nereye programını, Sayın Aykut Erdoğdu ile Sayın Selçuk Özdağ’ın tartıştığı o önemli programı izlemenizi rica ediyorum. Gelecek Partisi Halkla İlişkiler Başkanı Selçuk Özdağ, düşündüklerini tüm samimiyetiyle dile getirdi, sorulan bütün sorulara tüm samimiyetiyle yanıt verdi hatta ve hatta Türk milletinden alenen özür de diledi. Türk siyasetinde özür dileme erdemini taşıyan epey az siyasetçi vardır, bunu sizlere hatırlatmak istiyorum. Selçuk Özdağ AKP’de genel başkan yardımcılığına kadar yükselmiş bir isim özellikle bu mevkide bulunmuş birinin bir televizyon kanalına çıkıp milletimizden özür dilemesini ben fevkalade kıymetli buluyorum. Bunu yapan bir siyasetçi her şeyden evvel sahici demektir, bunu yapan siyasetçi hatasını anlamış ve bunu düzeltmek için üzerinde düşeni yapmaya hazırlanmış siyasetçi demektir. Kendisini bu davranışı yüzünden gönülden takdir ediyorum ve daha önce dillendirdiğimi tekrar ediyorum: ‘’Türk siyasetine Selçuk Özdağ gibi figürler lazım’’. Ben biliyorum ki Selçuk Özdağ tüm bu yanlışlıkları düzeltmek için canını dişine takarak hiç durmadan çalışıyor. Ben de bu çalışmalarını bizzat görüyor, anlattıklarının doğruluğu yüzünden AKP’li trollerin kendisine nasıl edepsizce saldırdığını gözlemliyor, gözlemledikçe kendisini daha da içtenlikle destekliyorum.

Daha önce 24 Haziran’da ve 31 Mart’ta hep beraber gördük ki Millet İttifakı mevcut bileşenleriyle, mevcut formuyla AKP’yi tamamıyla süpürmek için yetersiz kalıyor. Hepimiz biliyoruz ki Türkiye’nin boşa harcayacak zamanı kalmadı, Türkiye’nin acilen köklü değişimler yaşaması gerekiyor; bunda da hemfikiriz. Bunun gerçekleşebilmesi için AKP’nin kendisine bağladığı seçmenlere hitap edip, o taraftan daha fazla oy çekebilecek partilere ve oluşumlara ihtiyacımız olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor. Gelecek Partisi ve Sayın Ali Babacan’ın kuracağı parti işte tam bu noktada ülkenin istikbali için kritik rol üstleniyor. Bu partilerin kesinlikle çıkışlarında ortaya koydukları söylemlerden, prensiplerden taviz vermemesi ve Türkiye’deki değişimin gerçekleşmesi için kararlılıkla yollarına devam etmesi gerekiyor. Muhaliflerin de bu partilerin işlevsel, değerli ve ehemmiyetli olduğunu unutmaması gerekiyor.

Evet konuşulacak çok mesele var, ben de biliyorum. Ve diyorum ki demokrasiyi, özgürlüğü, adaleti, eşitliği, hukukun üstünlüğünü ve milletin kayıtsız şartsız egemenliğini yeniden hakim kılmak için teferruatları kenara bırakmamız gerekiyor. Hep birlikte hele şu başkanlık belasından bir kurtulalım, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişi bir başaralım sonra teferruatlar üzerinde kafa yorar, teferruatların üzerinde sabah akşam konuşur icap ederse birbirimizi de eleştiririz.

Hiç ama hiç unutmayın, bu kara belayı ancak hep birlikte hareket ederek bertaraf edebiliriz. 24 Haziran ve 31 Mart’ta yarım kalan şu işi hep birlikte başaracağız ve Türkiye’yi aydınlığa hep birlikte ulaştıracağız.

İstikbal ferah, değişimin buğday kokulu rüzgarları okşuyor tenimizi. Yeni bir günün habercisi gibi ötüyor tüm mavi kuşlar, yeni bir baharı selamlar gibi sallanıyor yeşil yapraklar. Hissediyorum, hissediyoruz, hissedeceğiz. Çok yakın, hem de çok !

Karanlığın sonu çok yakın…

 

http://enpolitik.com/kose-yazisi/3712/yeni-partiler-ve-yeni-yaklasimlar

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar