VATAN İÇİN NÖBETTE KALMAK

Fethullahcı Terör Örgütü’nün (FETÖ) asker kıyafetli ve sivil teröristleri tarafından 15 Temmuz gecesi gerçekleştirilmek istenen darbe girişiminin bastırılmasının ardından, toplumun her kesiminden milyonlarca vatansever tarafından yirmi altı gün süreyle şehir merkezlerinde tutulan nöbetler, 10 Ağustos gecesi Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla sona erdi.

Sayın Cumhurbaşkanı, o gece Külliye’nin bahçesinde binlerce vatansevere yaptığı konuşmada, fevkalâde önemli bir nokta olarak, demokrasi nöbetlerine şimdilik virgül atarak ara verildiğini söylerken, aynı zamanda, ruh dünyalarımızdan, gönül dünyamızdan bu nöbetleri çıkarmamamız gerektiğini de net bir biçimde vurguladı.

Bir önceki yazımızda, bu cümlenin alt okumasıyla, tüm zamanlarda tutulacak nöbetlere, bu nöbetlerin kesin gerekliliğine ve milletin bütün dönemler itibariyle bu bilince sahip olmasının zorunluluğuna işaret edildiğini söylemiştik. Diğer bir ifadeyle, artık sürekli olarak nöbette kalmamızın kaçınılmazlığının işaretlendiğini belirtmiş; “nöbette kalmak” kavramının ne anlama geldiğini de bir sonraki yazımızda ele alacağımızı söylemiştik. Yani okumakta olduğunuz yazıda…

…..

Bugün gelinen noktada, 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ ile küresel sahiplerinin suskunluğuna ilâve olarak, başını kuma gömen ve yaşananları “tiyatro” şeklinde tanımlayanların kimlikleri aziz milletimiz tarafından bilinmekte; artık her birinin yerliliği ve milliliğine kuşkuyla bakılmaktadır.

Bu gürûhu dışarıda tutarak, bundan sonraki direniş sürecinde emperyalistler ile ülkemize yuvalanmış uşaklarının oyunlarına karşı nasıl uyanık olunacağı, nasıl teyakkuz halinde bulunulacağı, kısacası, nasıl nöbette kalınacağı bugün en önemli konudur.

En başta söylenecek olursa, Van, Elazığ, Bitlis ve Gaziantep gibi illerimizdeki FETÖ paydaşı PKK ve DAEŞ terör örgütlerine karşı emniyet güçlerimiz tarafından fiilen önlem alınması, hemen akla gelen ve derhal sonuç veren bir nöbet yöntemidir. Ve bu yöntem, terör örgütleri tarafından, aziz vatanımızın hangi bölgesinde eyleme kalkışma söz konusu olursa, derhal hayata geçirilmelidir.

Öte yandan, kalıcı çözümlerin hayata geçmesi noktasında ise, fert fert her bir vatansevere, yani her birimize düşen yaşamsal derecede önemli roller bulunmaktadır.

Tek tek her birimiz rolümüzü lâyıkıyla oynadığımızda, başta Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere olmak üzere, emperyalist yapıların yazıp yönettiği oyunlarda figüran değil, kendi yazıp yönettiğimiz oyunlarda aktör olabileceğiz. Bu noktada görülmesi, anlaşılması ve hissedilmesi gereken tam da budur. Bu konudaki başarı veya başarısızlık, gelecek yıllardaki aktörlük veya figüranlık kimliklerimizin kesinleşmesinde fevkalâde önemlidir.

Peki neler yapmalıyız, vatanseverler olarak; bu süreçte, bölgemizdeki ve dünyadaki aktörlüğümüzü netleştirip tarihe kaydedebilmek için? Tek tek, fert fert… Topu taca atmadan… “Başkalarının ne yapacağını bir görelim hele” demeden… “Canım ama bak milletvekilleri şöyle yapıyor, bürokratlar böyle yapıyor, onların çocukları niye hiç sorumluluk almıyor” vs. sözlerle başkalarını eleştirme kolaycılığına kaçmadan.

“Ben varım, benim olmadığım yerde hiç kimse yoktur; ben varsam herkes var olacak ve herkes elini taşın altına koyacaktır” şuuruyla…

…..

İşte birkaç önemli öneri…

En kıymetli hazinemiz ve kaybı halinde telâfisi imkânsız bir servet olan zamanımızı en verimli şekilde kullanmak ve bugüne kadarki lay lay lom işlerde mirasyedi hovardalığında kullanıyor olmaktan kurtulmak.

Gerek devlet kurumlarındaki, gerekse özel sektör işletmelerindeki görevlerimizi en doğru, en iyi ve kısacası, en kaliteli şekilde yapmak; aldığımız maaş vs. özlük haklarının karşılığını eksiksiz bir şekilde vermeye gayret etmek. Bu konuda sağlam bir bilince sahip olup, başkalarının da bu bilince erişebilmesi noktasında yardımcı olmak…

Öğrenciliğimizi en verimli şekilde yürütmek ve daima, “bir gün gelip, çok önemli bir mesleğe sahip olarak, devletimin gelişmesinde, kalkınmasında ve dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olması noktasında, terimin son damlasına, zihnimin son noktasına kadar gayret gösterecek, yılmadan yorulmadan çalışacağım” bilinciyle hareket etmek.

Hangi pozisyonda olursa olsun, özellikle devlet kadrolarında görev alırken, kamu kaynaklarını sürekli olarak gözetmek ve en küçük bir şekilde israfına izin vermemek, sebep olmamak. Devlet malını şahsi çıkarlar için kullanmayı ise, aklının ucundan, gönlünün kıyısından dahi geçirmemek.

“En başarılı mühendis”, “en başarılı doktor”, “en başarılı sporcu”, “en başarılı kütüphaneci”, “en başarılı ekonomist”, “en çalışkan memur”, “en verimli işçi”, kısacası üzerimizde bulunan tüm pozisyonları, görevleri ve meslekleri, vatan ve millete “on numara beş yıldız hizmet” verme şuuruyla gerçekleştirmek.

Anneliğin de babalığın da hakkını bihakkın vermek; ne anneliğin rollerini televizyon, bilgisayar ve cep telefonu gibi, aşırı ve yanlış kullanım halinde zararlı olan teknolojik araçlara bırakmak; ne de babalığın sorumluluğunu okul, dershane, kulüp gibi kurumlardaki öğretmen, hoca, antrenör vb. kişilere terk etmek. Bol bol harçlık vermeyi annelik-babalık zannetme zavallılığından bir an önce kurtulmak.

Devlet yönetiminin, liyakat ve ehliyet esasına göre yürütülmesi konusunda mücadele vermek; bu noktada pozisyonunun gücü oranında gayret etmekten geri durmamak.

“Kul hakkı”nı her hal ve şartta akıldan çıkarmamak… Bireysel ilişkilerimiz ve kamusal görevlerimiz çerçevesinde bir insanın hakkına girmenin, dünyada utanç verici bir davranış, uhrevî anlamda da en büyük iki günahtan biri olduğunu ve o günahın hesabını vermeden başka günahların sorgulanmayacağını, yani o günahın baraj sorusu olduğunu,  asla ve kat’a unutmamak. Bu temel doğru çerçevesinde uygulamalar yapmak ve davranışlar sergilemek.

Bugüne kadar, millet ve toplum olarak kırgınlıklara, küslüklere, dargınlıklara, düşmanlıklara ve hatta cinayetlerle birbirimizi öldürmeye götüren bölünmüşlüklere sebep olan; ülke ve devlet olarak da güçsüz düşmemize, zayıflamamıza ve kaynaklarımızın israfına yol açmış olan ideolojik, etnik ve din temelli farklılıklarımızı ayrışma nedeni değil, zenginlik saymak. Ve bu doğrultuda, farklılıklarımızı sürekli gündeme getirerek öne çıkarmak yerine, ortak noktalarımızı köpürtmek.

Burada örnek olması amacıyla sıralanan ve yer darlığından dolayı sıralanamayan tüm rollerin, görevlerin ve pozisyonların gereğini, bölgesinde ve dünyada “Güçlü ve Lider Türkiye” hedefine katkı koymak amacıyla yerine getirmek. Bu davaya omuz vermek için yerine getirme bilincinden asla ve asla uzaklaşmamak; uzaklaştıracak tüm çeldiricilerden de (televizyon, bilgisayar, cep telefonu, kesintisiz eğlence vs.) olabildiğince uzak durmak.

Tabii, “Güçlü ve Lider Türkiye”nin vatandaşı olmak, şahsımız için bir anlam ifade ediyorsa… Ve bunu büyük bir ayrıcalık ve şeref olarak görüyorsak…

http://enpolitik.com/kose-yazisi/383/vatan-icin-nobette-kalmak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar