EY HALEP! SEN YIKILMAYI HAK ETTİN!

Avrupa’nın kaç şehrinde 1300 senelik ve kullanılır durumda mimarî eserler var? Paris’te mi? Londra’da mı? Yahut Berlin’de? Hadi olmadı Viyana’da?

Cevap “hiçbiri”dir.

Bu sorunun cevabı, “Roma hariç” olabilir.

Birçok Avrupa şehri bu kadar geçmişe sahip değildir.

İşte Halep Ulu Camii, yani Zekeriya Peygamber’in kabrini de ihtiva eden mimarî manzume...2013 nisanında, en az bin yıllık minaresi bir tank atışı ile berhava edildi.

İslâm medeniyetini Emevilerden itibaren; tarihini Haleb’in mimarî eserlerinden takip etmek mümkündür.

Selçuklular, Selçuklu atabeyleri (Zengiler), Eyyübiler, Memlûkler ve nihayet Osmanlılar... Halep, Mimar Sinan’ın elinin değdiği şehirlerden.

“Gezip gördüğümüz hiçbir büyük şehir, bu kadar tarihe ait değildi.” desek hata etmeyiz.

Bizde, planlı şehir restorasyonu hâlâ yok. Belli başlı eserlerin korunması, tamiri yapılıyor. Çok küçük şehir parçaları, sokaklar veya küçük mahalleler ayağa kaldırılıyor.

Halep, elli yıllık restorasyon projesi uygulanan bir şehirdi. Sadece önemli yapıların değil, tarihî şehrin restorasyonundan söz ediyoruz.

Halep, Bağdat gibi Moğol yıkımına maruz kalmadı.

Modernlikle barbarlığı imtizaç ettiren vahşiler, ellerindeki bütün tahrip edici teknolojileri kullanarak bin küsur yıldır sürekli medeniyet merkezi olan bir şehri yakıp yıkıyorlar.

Suriye’de savaşan büyük güçler, hiçbir konuda anlaşmamışlarsa Haleb’i tahrib etme konusunda ittifak etmişler.

Bu savaş, bir yönüyle Haleb’i yıkma “koalisyon”u!

Haleb, medeniyetimizin ak sütü!

Haleb “sağılmış süt” demek. Halebüşşehba... Yani Akçıl Haleb! Osmanlıların “Ak Haleb” yahut da “Boz Halep” dediği şehir...

Dünyanın barbarlık tarihini yeniden yazan ABD ve Rusya, işte bu ak şehri, bu barış şehrini, bu medeniyet beşiğini, dünyanın gözünün önünde yok ediyorlar.

DAEŞ şehri ele geçirse idi, bu kadarını yapamazdı. Güçleri yetmezdi; teknolojileri kifayet etmezdi.

İnsanlığın tarihî mirası yok ediliyor ve kimsenin kılı kıpırdamıyor. Bu olanların binde biri, değil Paris, Londra, Viyana Avrupa’nın üçüncü derecede bir tarihî şehrinde vuku bulsa idi yer yerinden oynamaz mıydı?

Maddî miras bütünüyle tahrib edilirken, asıl manevî arka plan yok ediliyor. Zaten şehirlerimiz, bir zamandır Avrupa’nın veya Amerika’nın türedi şehirlerine benzetiliyor. Medeniyet geçmişi olmayan Halep bir daha ayağa kalkabilir mi?

Cevabı belli soruya neden karşılık verelim. Hiçbir cevap, bizim hüznümüzü, hıncımızı teskin edemez.

“Haleb”le “muhallebi”nin aynı kökten geldiği zihnimden geçiyor. Sütlü tatlılarımızın en meşhuru...

Eskiden muhallebiciler vardı. Onları yok ettik; pastahanelere dönüştürdük. Muhallebiyi, “puding” olarak tüketiyoruz. Şimdi bistro zamanı! Kelime, Rusça “hızlı yemek yenilen içkili mekân” demek.

Süt, insanlığın tohum olmayan en tabiî gıdası.

Halep, ana sütümüz kadar ak, ana sütümüz kadar bizim.

“Biz kimiz?” derseniz, “Halepli kimse biz oyuz” derim.

Halep, neden böyle hunharca yıkılıyor?

Türkiye korkusundan!

Türkiye’nin tabiî sınırları Halep’ten geçiyor. Bunu onlar çok iyi biliyor, biz farkında değiliz.

Halep ayakta kaldıkça bu hakikat, hep suratlarına çarpılacak.

Haleb’e atılan her bomba, hafızamızda patlıyor!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/429/ey-halep-sen-yikilmayi-hak-ettin.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

SERVET ARSLANER
28.09.2016 15:24
Sayın Üstadım; Ömrünüze sağlık .Yüce Rabb'im , zihninize ve kalemine güç versin.Versin ki; bizler de aydınlanmaya devam edelim. O "Güzel güzel atlara binip giden o güzel insanlar"dan kaç kişi kaldı ki ?!... Selâm ve dua ile...
Yılmaz
30.09.2017 16:43
Hititçede haleb süt demek.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar