HER GÜN KİTAP, HER GÜN KÜTÜPHANE!

Geçtiğimiz hafta (1-7 Ekim) "Câmiler ve Din Görevlileri Haftası" idi. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, ekim ayının ilk haftası bu isimle kutlanarak, câmiler hayatın merkezine taşınmaya çalışılıyor. Başkanlığın misyonu ve câminin toplumumuz için tartışılmaz düzeydeki yeri ve önemi dikkate alındığında, yerinde bir amaç…

Ve elbette bu amaç doğrultusunda düzenlenen etkinlikler aracılığıyla, câmi kurumu hakkında daha geniş bilgi kazandırılmaya çalışılıyor. Herhangi bir konuda bir günlük, hatta bir haftalık kutlama etkinlikleri düzenlenmesine çok sıcak bakmasam da, mevcut yapıda yapacak başka bir şey de görünmüyor. Konu her neyse, ona yönelik faaliyetleri bütün bir yıla yayarak, amaca yönelik çalışmalar gerçekleştirilemiyorsa, devlet ve toplum nezdinde farkındalık yaratabilmek için bu süreli günler de işe yarayabiliyor. Hele de, konu/ tema ve etkinlikler isabetli seçilirse…

İşte bu seneki “Câmiler Haftası” da, özellikle, belirlenen teması itibariyle kendisini biraz daha görünür kıldı, daha fazla ilgi gördü.

“Câmi ve Kitap”…

Konunun bir ayağında kitap olunca, kitapseverlerden kütüphanecilere, eğitimcilerden yayıncılara kadar oldukça geniş bir paydaş grubu topa girerek, sahaya dâhil oldu. Bu da, daha geniş bir taraftar kitlesi topladı. Başkanlık, söz konusu temayı tercih ederek, toplumumuzun dikkatini okumaya çekmek ve bununla birlikte, câminin huzur veren atmosferiyle kitabın güvenli bir liman olması arasında ilişki kurarak medeniyetimize atıfta bulunmayı düşünmüş. İyi de etmiş…

…..

Evet, toplum olarak, bizi “biz” yapan referanslarımız itibariyle bilgi’nin, bilgin’in, bilimin/ ilmin, dolayısıyla kadîm bilgi kaynağı kitabın ve kitapları barındırarak, hizmete sunan kütüphanelerin nezdimizde ayrı bir yeri var. Her ne kadar uzunca bir süredir bu konuda, eksilerde olsak ve tüm çabalara rağmen bir türlü artıya geçemesek de…

Son cümleyi öylesine söylemedim…

Çok uzunca bir süredir, hadi yakın tarihimiz diyelim, kitaplardan, dergilerden, gazetelerden oldukça uzağız. Okumak bizim için adeta bir eziyet… “Kitap okuyup da n’olacak” kıvamında… Böyle olunca, kitap vs. bilgi kaynaklarını düzenleyerek etkin bir şekilde hizmete sunan kütüphaneler de, bu algı düzeyinden fazlasıyla payını alıyor ve toplumun büyük çoğunluğu nezdinde “yok hükmünde” kabul görüyor.

Daha birkaç gün önce, Bitlis İl Halk Kütüphanesi’nde görev yaptığı belirtilen genç bir kütüphanecinin, “kütüphaneler hak ettiği değeri görsün” diye ve özellikle, halk kütüphaneleri konusunda farkındalık yaratmak amacıyla, üç günlük bir etkinlikle, Van Gölü’nün etrafını bisikletiyle turladığını haber yaptı medya. Köpek sürelerinin saldırısına uğrama pahasına. Yani büyük bir özveri ve adanmışlık ruhu ile…

O kadar yok ki, halk kütüphaneleri ve diğer kütüphane türleri toplumumuz nezdinde… Ne yapılsa az… Bu “yok sayma” eyleminden kendisini biraz biraz üniversite kütüphaneleri kurtarabiliyor. Onlar da, işi doğrudan araştırma, okuma, analiz etme ve yeniden üretme olan çok geniş ve daha ilgili bir hedef kitleye hizmet verdikleri için…

Durum bu merkezde… Acı ama gerçek…

Oysa bu toplumun geleneğinde, kitabın da, okumanın da, okuyanın da, bilenin de ayrı bir kıymeti ve önemi var/dı…

İşte bu konuda işaret fişeği gibi aydınlatıcı birkaç ayet-i kerime…

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı alak’tan yarattı. Oku!” (Alak, 96/1-5)

“Eğer bilmiyorsanız bilgi sahibi olanlara sorun.” (Nahl, 16/43)

“De ki: Rabbim! İlmimi arttır.” (Taha, 20/114)

“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9)

Şu aşağıdakiler de, konuyla ilgili en bilinen hadis-i şeriflerden bazıları…

“Resulullah’a (s.a.s.) biri çokça ibadet eden âbid, diğeri âlim iki kişiden bahsedilmişti. “Âlimin âbide üstünlüğü, benim sizlere olan üstünlüğüm gibidir” buyurdu.” / “Şeytana karşı başa çıkmada bir fakih bin âbidden daha kuvvetlidir.” (Tirmizî, İlim, 19)

“İlim öğrenmek için yola çıkan kimse, evine geri dönünceye kadar Allah yolundadır.” (Tirmizî, İlim, 2; İbn Mâce, Mukaddime, 17)

“Sizin en hayırlılarınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhari, Fedâilü’l-Kur’ân, 21)… “İlim öğrenmek, tüm Müslümanlara farzdır.” (İbn Mace, Mukaddime, 17)

“Hikmetli söz/ ilim müminin yitiğidir; nerede bulursa alsın” mealindeki pek meşhur olanı da eklemiş olalım.

Âlimin uykusunun, cahilin -nafile- ibadetinden ve yine âlimin mürekkebinin şehidin kanından önde tutulduğu bir referans/ inanç sisteminden söz ediyoruz. Üstelik şehitliğin peygamberlikten sonraki en yüce makam olduğunu da akılda tutarak…

Tüm bu doğruları ve referansları niye hatırladık?

Bu ülkede yaşayan ve kısaca “biz” dediğimiz bünyenin en temel iki unsurundan birinin İslam olduğunu bilerek ve bu vazgeçilmez değerimiz kapsamında kitabın, okumanın ve dolayısıyla kütüphanenin ne anlama geldiğinin altını çizerek işaretleyelim diye.

Bakın bu bağlamda ne güzel söylemiş Diyanet İşleri Başkanı, hafta dolayısıyla yaptığı konuşmasında…

“Ülkemizin ve İslam dünyasının içinden geçtiği en zorlu süreçlerin temelinde bilgisizlik, cehalet ve taassup olduğu açıktır. Kitapla aralarına mesafe koyanlar, bir süre sonra hakikati insanların elinde görmeye başlamakta, şahısları hakikatin yerine ikame etmektedir. Câmiden kitabı çıkartanlar, bir süre sonra ibadet ile ilim arasındaki hassas dengeyi koruyamayan ve savrulan nesillere şahit olmaktadır. Genci, câmiyle ve kitapla; secde etmenin tadı ve hakikati öğrenmenin lezzeti ile (..…) tanıştıramayanlar, onun hain tuzaklara düşmesine ve eline silah alarak ölüm kusmasına engel olamamaktadır.”

Ve en başta söylediğim, bir konuya verilen önem “bir gün ya da bir haftalık kutlamayla gösterilemez” şeklindeki görüşümüzü destekler tarzda da şunları eklemiş Sayın Başkan;

“Bugün hepimiz ısrarla, sözü yüceltmeye ve o sözü kitabın sayfalarında yüceltmeye devam edelim. Hepimiz kitabın câmi ile bağını yeniden kurmak için adım atalım. İslam medeniyetinin bir kitap medeniyeti olduğunu ve bu medeniyetin câmilerimizle canlanacağını söylemekten çekinmeyelim. Önce kitabı, sonra kendisini ve kâinatı okuyan; hak ve hakikatin peşinde koşan insanlar yetiştirmek adına câmilerimizi ilim irfan merkezlerine çevirelim. Câmi cemaatimize ve gençlerimize yönelik okuma programlarımızın sayısını artıralım. Câmilerimizde çocuklarımızın ulaşabilecekleri ve dikkatlerini çekecek kütüphaneler oluşturalım.”

Şunu da biz ilâve edelim…

İslam’ı Nasıl Yok Edelim adlı kitapta ayrıntısını bulabileceğiniz yaşanmış öyküye göre, İngilizler, Osmanlı’nın nasıl yükseldiği ve cihan devleti olduğu konusundaki “araştırma”larında, ecdadımızın kitapla ve okumayla olan güçlü bağı keşfettiklerinde, bunun önünü almak için, “gerekirse bütün umumi kütüphaneleri yakın” demekten geri durmamışlardır. Yani halk kütüphanelerini… Yani kendilerinin onlarca yıl önce, “halk üniversitesi” unvanıyla taçlandırdıkları halk kütüphanelerini…

…..

Gelin biz de, başlıktaki mesajla bitirelim yazıyı… Dua niyetine…

Sadece belli gün ve haftalarda değil, “her gün kitap, her gün kütüphane”…

http://enpolitik.com/kose-yazisi/472/her-gun-kitap-her-gun-kutuphane.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar