ON MUHARREM

İslam edebiyatında trajedi yoktur; çünkü İslamiyet’te her şey “rahmân ve rahîm” olma zeminlidir; “rahmân ve rahîm”; yani merhamet… Merhamet ve tevekkül varsa trajedi yoktur… Daha doğrusu, tahkiyevî metinler trajediye göre kurgulanmaz… Fakat İslam medeniyeti dairesinde edebiyata konu olan iki trajik vak’a vardır: Hallac-ı Mansur’un ve Hz. Hüseyin’in katli.

Hallac-ı Mansur’un trajedisi bağımsız bir hikaye olmaktan çok, metinlerde göndergelerle dile getirilir ama Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehadeti, müstakül şiirlere konu olduğu kadar, manzum-mensur müstakil eserlere de konu olmuştur. Fuzûlî’nin Hadîkatü’s-Sü’edâsı en meşhur mensur örnektir.

Hz. Hüseyin’in şehadeti, manzum hikayelerle de işlenmiştir. Bunların hepsine birden “Maktel-i Hüseyinler” denir ve edebiyatımızda bunun çok içli örnekleri vardır.

Benim meselem, edebiyat tarihindeki Hz. Hüseyin vak’ası değil; Hz. Hüseyin adını ilk kez duymamla ilgili bir kaş şey söylemek istiyorum.

Beş veya altı yaşlarında olmalıyım. Yani 1961-1962 falan. Henüz köydeyiz; şehre taşınmadık. Bir gün “aşırı dağıtılıyormuş” dedi bizden biraz büyük çocuklar. Bizler de onlar gibi ellerimize kaplar alıp ev ev dolaştık ve pekmezle tadlandırılmış “aşırı”; yani “aşûre” toplayıp yedik. Bizim evde de “aşırı” yapılmış ve dağıtılmıştı. Köyde herkes o günlerde “aşırı” yapar dağıtırdı.

O akşam evde söz “aşırı”dan açıldı ve bir ara rahmetli babam “Hz. Hüseyin efendimiz, Kerbelâ’da yiyecekleri kalmayınca, heybelerindeki son buğday, hurma, mısır gibi 10 yiyecek kalıntısını pişirip onu yemişler. Bu aşırı oradan geliyormuş.” dedi.

Akşamüstü, bir bayram havasında yediğim tatlı aşure, sanki boğazıma takıldı kaldı.

Sonra rahmetli anacığım, “Bugünlerde kupayı (bardak yani) ağzınıza dayayıp lakır lakır içmeyin. Hz. Hüseyin efendimize düşmanları bir yudum bile su vermediler.” dedi ve ilave etti: “Top oynamayın, günah. Düşmanları Hz. Hüseyin efendimizin mübarek başıyla top oynar gibi oynadı. “dedi.

Kitâbî bilgiden hayli uzak ve henüz doğru dürüst imamın bile gelmediği bir sünnî köyünde oluyor bunlar.

****

Yıllar sonra Muğla ve civarındaki sarnıçlarla uğraşıyordum. Bodrum Konacık’ın Ortakent’e yakın kısmındaki derenin içinde gördüğüm sarnıç, beni gene Hz. Hüseyn’in şehâdetine götürdü. Sarnıçta, iki kitabe vardı. Biri erkeğe diğeri de eşine ait iki kitabe ve iki kitabenin tarihi de 10 Muharrem idi…

Kerbelâ trajedisi (Biz trajedi kelimesini batıdan aldık; eskiden bunun yerine “hâile” kelimesini kullanmışız.) çok uzak bir coğrafyada ve çok eskilerde vukû buluyor ama inanmış ve içi hâlâ o açı ile sızlayan bir Bodrumlu, Hz. Hüseyin ve evlatları hayrına yaptırdığı sarnıç ile bir nebze de olsa, onları sevenlerin susuzluğunu giderme endişesi taşıyarak bir hayır işliyordu.

Allah insanlığa bir daha bu tür trajediler yaşatmasın.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/475/on-muharrem.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar