AB’YE GİRMEME KARARINDAN ÖNCE NATO’DAN ÇIKMAK

Musul operasyonuna ramak kalmışken Cumhurbaşkanımız soruyor: “Senin NATO’daki ortağın PYD mi?”

Sorunun kime sorulduğu belli; tıpkı, cevabının besbelli olduğu gibi. Peki buna rağmen ABD, neden Türkiye’yi kuşatma planından vazgeçmiyor? Sahibinin sesi İbadi’yi üzerimize salıyor. Sonra da “Kararı, Irak verecek.” açıklamaları yapıyor? Var mı Irak diye hükümran bir devlet? Irak. neyin kararını verecek?

Türkiye’nin NATO’ya giriş macerası, 20. yüzyılımızın mühim hadiselerinden. Rusya ile ezelî düşman Türkiye, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan Sovyetler Birliği ile iyi ilişkiler içinde oldu. Hatta diyebiliriz ki bugünkü sınırlarımızı Bolşevik İhtilâli’ne borçluyuz. Cumhuriyet sonrasında da Sovyetlerle ilişkilerimiz sürdü. İçeride komünistler tasfiye edilirken de bu ilişkiler devam etti. Devletçilik siyasetini onlara benzeterek icad ettik.

İkinci Dünya Savaşı işin rengini değiştirdi. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanya’sına karşı Batılı güçlerle ittifak kuran Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği, Türkiye’ye karşı Birinci Dünya Savaşı öncesinden kalan tavrını takındı. Türkiye’nin kuzey doğusunda kendine ait addettiği bölgeyi istedi. Boğazlarda hak iddia etti. Türkiye, Sovyet tehdidini ensesinde hissetti. Savaşa girmemekle övünen Türkiye, şimdi topraklarından bir kısmının işgâli tehlikesi ile karşı karşıya idi.

Rusya tehlikesi, Türkiye’yi her zaman batının kucağına iter. Yine öyle oldu. Türkiye Batı’ya öylesine yanaştı ki Kore Savaşı’na katılmakta çok arzulu davrandı. Binlerce vatan evladı, binlerce kilometre ötedeki Kore’ye sevk edildi; binlercesi de Kore topraklarında kaldı. Ne için?

Küresel emperyalizmin güç savaşı için!

Kore’de feda edilen canlar, Batı’nın Sovyetlere karşı kurduğu güvenlik teşkilatı NATO’ya girişe zemin oluşturdu. Batı, Türkiye’yi Sovyet öcüsüne karşı korurken, ülke üzerindeki baskısını tahkim etti. NATO’suz bir Türkiye düşünülemezdi. Bütün ordumuzu, NATO’nun emrine verdik. NATO Savunması nereden başlıyordu peki?

Toroslardan!

Biz, Sovyet saldırılarını müttefiklerimiz Toros dağlarını tutuncaya kadar durdurmakla görevliydik. Rusya, Akdeniz’e, petrol sahalarına inmemeliydi. Bizim için hayat memat meselesi olan bu konu, batılılar için enerji alanlarının, sömürgelerin korunması, yani “menfaat meselesi” idi.

Türkiye, NATO’nun koruması altında iken, batı emperyalizminin tasallutunda idi. Kıbrıs meselesi patlak verdiğinde görüldü ki NATO’da bulunmak, millî menfaatlerle uzlaşır gibi değil.

Bunun için NATO dışı bir ordu kurduk (Ege Ordusu).

NATO hikâyesini uzatmaya gerek yok: Sovyet sistemi çöktükten sonra NATO varsa İslâmla mücadele için var; yoksa yok!

Türkiye, Irak’tan ve Suriye’den gelen tehditlerle boğuşuyor. Sınır illerimize füzeler düşüyor; insanlar ölüyor. Hani NATO’nun savunma kalkanı? Hani patriyotlar? Patriyotlar ne yapar? Vatanı korur.

Türkiye NATO vatanı değil ki!

Bütün bunlar, büyük şeytanın ayak oyunları. Müttefik görünerek saldırmak! Düşman görünerek kucaklamak. Humeyni’nin “Büyük şeytan” ilan ettiği ABD, artık İran’ı himayesine aldı. Türkiye-Rusya yakınlaşması, ABD’nin şiilik üzerinden İslâm dünyasını parçalama projesine hız kattı.

Türkiye, AB’ye girmeme kararından önce NATO’dan çıkma kararı alabilir!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/483/abye-girmeme-kararindan-once-natodan-cikmak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar