MUSUL’U AMERİKA’DAN KURTARMAK

Musul operasyonu başladı.

Bütün yayın organlarının bir tiyatroyu reklâm edercesine verdikleri haberi, bu cümleyle nakletmek bile, egemen güçlerin zihni derinlikte oluşturdukları algının yansımasını içeriyor olabilir.

Gerçek muazzam bir yalan perdesiyle gizleniyor. Bu meselelere ilgisiz kalmayanlar bile gerçeği görüp ona göre pozisyon almakta zorlanıyorlar. Batıda yaşayanlar, zihinleri felç eden bir propagandanın ancak kendilerine gösterdiği ölçü ve biçimde malumat sahibi oluyor. Kendilerinin çok uzağında bir yerlerde yani bizim coğrafyada son derece kötü ve vahşi insanlar, yine son derece kaba, cahil insanların memleketini işgal etmişler. İnsan hakları ve özgürlükler adına Amerika son derece insani bir operasyonla o insanları zulümden kurtarmak, özgürleştirmek, oralara demokrasiyi götürmek istiyor. ABD’den de bu beklenirdi zaten. Yaşasın Amerika!

Bu sloganı, soğuk savaşın en koyu zamanlarında Komünist Sovyet emperyalizmine karşı Kapitalist sömürünün gönüllü müdafaası için muhafazakâr sağ ve milliyetçi örgütler kullanırdı. Şimdi Suriye ve Irak’ta sosyalist olduklarını söyleyen ve Amerika’ya uşaklıkta sınır tanımayan örgütler kullanıyor. Yaşasın Amerikan Emperyalizmi için özgürlük mücadelesi! Niçin? ABD’nin desteği olmaksızın yaşamalarına imkân yok. Her neyse yalanlarla bir dünya işgal ediliyor, yalanlarla bir dünya yıkılıyor, sömürü düzenleri kuruluyor.

2000 yılından beri yaşanan zulümler bir yalanla başladı. Güya Saddam’ın kitle imha silahları vardı. Şehirler kuşatıldıktan, insanlar öldürüldükten, Saddam idam edildikten sonra Amerikalılar o kitle silahını bulamadıklarını, yanlış bilgi aldıklarını söyleyip konuyu unutturdular. Özür bile dilemediler. Ortada özür dilenecek ne vardı ki? Ölen milyonların hayatları özür dilemeyi gerektirecek kadar bile değerli değildi Amerika’nın nezdinde! Peki Saddam’ın kitle imha silahları vardı da ABD’nin, Rusya’nın, İsrail’in yok muydu? Aslında tam da bunu söylüyorlardı: Eğer kitleler imha edilecekse bu hak sadece bizim olmalıdır. Kitle imha silahları sadece bizde olmalıdır. Kıyım ve katliam yapma hakkını sadece kendilerinde görüyorlardı, görmeye devam ediyorlar. Ayrıca imha edilmesinde beis ve sakınca olmayan, hatta mümkün olan her fırsatta imha edilmesi gereken kitleler de bu bölgelerin insanları, Müslümanlardı.

Yalanlara istinaden 2003’te başlayan Irak işgalinden bu yana bir milyondan fazla insan feci şekilde öldü, öldürüldü. Suriye’yi de katarsak, milyonlarca insan öldürüldü yine milyonlarca insan mülteci durumuna düştü. Bölge tam bir cehennem, tam bir yangın, yıkım, kıyım yaşadı, yaşıyor. Masum ve hiçbir şeyden haberi olmayan batılı, devasa boyutuyla bütün bu acıları, trajedileri ne kadar biliyor? Bilmiyor. Bilmiyorlar. Her geçen gün zulmün yeni perdeleri açılıyor. Bilinçli olarak tezgâhlanan katliamlarda yeni aşamalara geçiliyor. İşte şimdi de Musul’u kurtarma bahanesiyle bir operasyon başlatıldı. Bütün medya olayı ‘Musulu Kurtarma Operasyonu Başladı’ şeklinde verdi. Lanet olsun onların kurtarıcılığı.

Hakikatte Musul’un hiçbir bakımdan kurtulacak, kurtarılacak bir durumu yok.  Bu kadim medeniyet şehri, siz gelene ve orayı DAEŞ’e teslim edene kadar bir şekilde düzen içinde ve huzurlu yaşıyordu. Kurtarmak adına geldiniz ve insanlarımız en feci ölümlerle katlediliyor. Görünürdeki baş aktörü ABD olan derin odakların verdiği talimatla Musul’a adeta davulla zurnayla giren DAEŞ’in önünden kuzu kuzu çekilen Irak yönetimi, şimdi arkasında olduklarını sandığı güçlere dayanarak efelenmeye başladı. Onların savaşacak onurlarının, güç ve cesaretlerinin olmadığı, geçmişte ve şimdi gözlenen bizzat kendi çirkinlikleriyle anlaşılmıştır. Şimdi kim bilir hangi kıymetsiz dünya değeri ile sattıkları memleketlerinin kurtarıcılığına soyunuyorlar. Özetle emperyalistlerin uşağı olarak zaten olmayan haysiyetlerinin aşağılık seviyesini bir kez daha göstermiş oldular.

Yerli işbirlikçileriyle ABD, bölgede bir katliam yapmak istemektedir. Bunun da ötesinde bütünüyle tarihimizi, toplum yapımızı çökertecek bir mezhep savaşının fitili ateşlenmektedir. Gönüllü yardımcı ve figüranları olunca şeytan daha cesur, daha fütursuz davranmaktadır. Musul’u kurtarma kılıfı altında bölgeden ilk katliam haberleri gelmeye başlamıştır bile. İki yıldır Musul DAEŞ’in işgali altında. Oradaki Müslüman halk o günden beri bu örgütle mücadele ediyor. Mücadelenin hemen hiçbir haberi basına sızdırılmıyor. Aslında bölge halkı ABD’nin hesabına çalıştığından kuşku olamayan DAEŞ tarafından kuşatılmıştır. Yani evet ABD, bu alçak örgütü, daha ileri hedef ve kanlı planları için bölgeyi kuşatmak için görevlendirmiştir.

‘Cihat ve Kurtuluş Cephesi’ Musul’da şu anda var olan ve DAEŞ’le mücadele eden Sünni bir örgüttür. Bu oluşuma bağlı Nakşibendî ordusu sözüm ona son kurtarma operasyonunda Haşti Şabi ve onlarla birlikte hareket eden Marksist örgüt militanlarının halka zalimce davrandığını söyleyerek, Musul genelinde terör örgütleri DEAŞ, Haşdi Şabi ve PKK'ya karşı seferberlik ilan ettiğini duyurdu. Yani adeta DAEŞ’in intikamı Musul’un masum, sivil insanlarından alınmaktadır. Bunun zemini hazırlanmıştır, hazırlanmaktadır. Durum vahimdir.

Öte taraftan Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşat Salihi bilenler için ilginç sayılmayacak bir açıklama yaparak, Musul halkının da DAEŞ'le çatıştığını ve örgütün hemen hemen savaşmadan bölgeyi terk ettiğini söyledi. Türkiye'nin eğittiği Türkmen askerlere de işaret eden Salihi, "Gönüllü olarak 500 kişilik kuvvetimiz Başika tarafında hazır" dedi. Bunu niçin söyledim? Aslına bakarsanız ABD, bir süre önce PKK’dan da yardım alarak Musul’daki birinci derecede önemli olan DAEŞ’li dostlarını Sincar’a ve Rakka’ya taşıdı. Bir katliama gerekçe üretmeleri için kandırılmış birkaç yüz veya birkaç bin gariban da orada bırakıldılar. Bu insanlar büyük bir cihat coşkusuyla bir iki çılgınlık da yapabilirler. Yapmaları için emir de aldılar. Yaktıkları lastik ve ateşe verdikleri ham petrollerle muazzam karanlık bir fotoğraf verdiler. O kesif toz duman bulutu her yanı kapatmışken Amerika ve Siyonist akılla cihat yapmanın zevkiyle DAEŞ çapulcuları Müslüman öldürmeye başlarlar. Bu zavallı sefillerin yarım bıraktığını da bu taraftaki vahşi simetrileri olan Haşti Şabi milisleri tamamlar. Ortalık birbirine girer. Karşılıklı katliamlar başlar ve kan yayıldıkça yayılır. Böylece Musul da kurtulmuş olur. Amerika şeytanının Musul’u kurtarma planı böyle kanlı, karanlık bir sürecin başlamasını amaçlıyor olduğuna dair kuvvetli deliller vardır.

Bütün bu olumsuzluklara ve her şeye rağmen Irak hükümeti aptallıklarına bütün bir bölge güçlerini ve insanlarını alet edememenin zorluğunu yaşamaktadır. Bu iş öyle sanıldığı kadar da kolay olmayacaktır. Hatta mümkün olmayacaktır. Belki yine ölümler, yine yıkımlar olacaktır ama ümmetin sağduyusu eninde sonunda galip gelecektir diye umuyor, bunun için sözlü ve fiili dua ediyoruz. Fiili dua, Türkiye’nin tarihî, insanî sorumluluğu icabı bölgede gerekirse doğrudan var ve müdahil olma kararlılığıdır. Bizim barış ve kardeşlik için orada olduğumuzu ve olacağımızı herkes bilmektedir. Tam da bu kararlılığımız yani barış ve kardeşlik düşüncemiz, iyi niyetimiz emperyalist işgal planlarını bozmaktadır.

Türkiye’nin bir imkân olarak hayati rolünü gören Musul merkezli aşiret liderleri toplanıp bir bildiri yayınladılar. Bildiri mesajını son derece açık bir dille veriyordu. Bu bildiri kesinlikle tarihi niteliktedir. Başka ülkelerin Irak'a milisler ve patlayıcılar gönderirken Türkiye'nin teröre karşı Irak halkının yanında yer aldığı belirtilen açıklamada, Bağdat hükümetinin Türk hükümetine teşekkür etmesi gerekirken "her zamanki gibi ahmakça davrandığı" vurgulanan bildiride şöyle deniyor: "Irak'taki siyasi rejim, ulusal çıkarlar konusunda ihmalkâr davranarak, kendilerine iyilikte bulunan ülkelere nankörlük ederek bir kez daha ahmakça davrandı. Bizler Irak'ın ileri gelenleri ve aşiret liderleri olarak parlamentonun aldığı karara ve Haydar el-İbadi hükümetinin, Iraklılara her türlü askeri ve insani yardımı yapmış olan kardeş ve Müslüman ülke Türkiye'ye yönelik aldığı kararlara karşı olduğumuzu ilan ediyoruz."

Oyun dışında tutmak isteyenlere inat Türkiye sahadadır ve Allah’ın izniyle kardeşlerimizin varlığını imhaya dönük oyunu bozacaktır. Sadece sahada değil, eğitip donattığı askerlerle birlikte gerektiğinde kendisi de doğrudan müdahaleye hazır olarak cephededir. Bu kapsamda yine Türkiye’nin eğittiği Peşmerge’nin Hazer Üssü’ndeki 10 bin kişilik gücü, Başika’daki Türkiye’nin eğittiği birliklerle koordineli olarak terör örgütü DEAŞ’a karşı savaşacak. Bu kapsamda son günlerde ismi ‘Ninova Muhafızları’ olarak değişen Haşti Vatanî ile Peşmergeler, buna ilaveten Türkmen güçleri ve bölgenin silahlı aşiret birimleri doğrudan Türkiye ile hareket ediyorlar. Bunu herkes biliyor. Artık saklanacak, çekinecek bir şey kalmadı. Sınırlar geçildi. Ya içeriden ve dışarıdan ABD öncülüğündeki odaklar ve güçler son imkânı akıllıca kullanarak yerlerde sürünen itibarlarını biraz olsun toparlarlar, ya da bizim için düşündükleri kıyamet kendilerini de sarar. Bu böyledir.

Ne yapıp edip orada bir katliama izin vermeyeceğiz.

Bu Müslümanca direniş, gerçek anlamda bir cihat olarak ümmetin hayat dolu vahdetinde önemli bir kazanım olacaktır.

Çünkü hayat, iman ve cihattır.

Türkiye bir yandan bütün güç ve kabiliyetleri ile bölgede aktif olurken diğer yanda uluslar arası diplomaside ve bölgesel güçlü ittifaklar kurmada da atak, çevik davranmalıdır. Bu bağlamda Rusya, Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Azerbaycan, Pakistan başta olmak üzere birçok ülke ile sürdürülen sıcak temaslar kesilmemeli, eylem gücü de olan bir diplomatik blok oluşturulmalıdır.

Bu arada Suriye ihmal edilmemeli, El Bab’dan sonra, hatta orayı beklemeden diğer kollardan da Afrin’e ve Münbiç de DAEŞ’ten kurtarılmalıdır.

Ben bunları düşünüyorsam Türkiye’nin derin aklı herhalde daha fazlasını düşünüyordur. Bugünü yarınla, burayı orayla koparacak veya bağlayacak fay hattı kırılmak üzeredir. Bu hattan daha akıllı, cesur ve sabırlı olanlar geçecektir.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/487/musulu-amerikadan-kurtarmak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar