İŞ VERDİNİZ DE ÇALIŞMADILAR MI?

Daha dumanı üzerinde duran, “Adalet olmadan yeniden yapılanma olmaz” başlıklı çok yeni bir yazımızda (www.kulturgundemi.com) demiştik ki, “eğer şu hainlerin darbe girişimine benzer kalkışmalar bir daha yaşanmasın diyorsak, devlet acilen yeniden yapılanmalı; bunun temel ayaklarından biri de ‘adalet’ olmalı”…

Bir de örnek vermiştik. Meşhur birinin oğlu, “rüzgâr” gibi kullandığı arabasıyla bir polisin ölümüne, birinin de yaralanmasına sebebiyet vermişti de, hiçbir şey olmamış gibi serbest kalmıştı hani. İçimiz ezilmiş, vicdanımız sızlamış, “Allah, kahretsin”, “olmaz olsun böyle adalet” vb. cümlelerle isyanımızı kusmuştuk sosyal medyanın kulvarlarına…

“Neyse, Türkiye değişiyor; yeni Türkiye’de bunların hiçbirisi olmayacak” diyerek sakinleşmeye çalışıyorduk ki, birtakım devlet görevlilerinin, sattıkları atıştırmalık gıdalarla üç kuruş kazanmaya çalışan garibanlara sille tokat daldığı olaylara şahit olmaya başladık. Aynı kulvarlarda ve klasik medyanın parlak ekranlarında.

…..

Önce “Tatlıcı Ali Abi” namıyla bilinen ve 15 Temmuz gazisi olduğu ifade edilen garibanın iç yakan görüntüleri düştü sosyal medyaya…

Garibim, saldırıya uğradığında nasıl canı yandı, nasıl gözü döndüyse, bir elinde bastonu diğerinde tatlı kestiği bıçak olduğu halde, zabıtalara karşı arabasını korumaya çalışıyordu canhıraş bir şekilde. Bir yandan da, “beş çocuk benim elime bakıyor” diyerek adeta yalvarıyordu. Tabii, saldırma ve etkisiz hale getirme konusunda uzmanlaşmış bir ekibe karşı başarılı olamayarak, kanlar içinde pes etti sonunda.

Sosyal medyada yoğun bir ilgi gösterilmesi ve konunun kamuoyuna duyurulmasıyla, herkes bir yerlerden ses vermeye ve yapılanın yanlışlığını vurgulamaya çalıştı. Öyle ki, olayı yurt dışında duyan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Tatlıcı Ali Abi’yi arayarak, hem konuyla ilgileneceğini söyledi, hem de özür dileyip helâllik istedi.

Peki, televizyon ekranlarından dürüstçe 15 Temmuz gazisi olmadığını söyleyen Tatlıcı Ali Abi’nin derdiyle bizzat belediye başkanının ilgilenecek olmasıyla problem çözüldü, adalet sağlandı mı?

Ne gezer? Keşke sağlanabilseydi… Belki sadece onun problemi ve üstelik geçici olarak. Yeni bir saldırıya kadar…

Olayın hemen ardından, bu türden olaylar, medyanın kıvraklığıyla gündem oluşturarak kamuoyuna boca edilmeye başlandı.

Örneklerden birinde, küçük bir simitçi çocuğun simitlerine zabıta tarafından el konulmak isteniyordu. Ve zavallı çocuk, iki gözü iki çeşme haldeydi.

İşte konuyla ilgili Twitter mesajlarından biri; “..... bir zabıta, evine ekmek götürmek için simit satan çocuğun simitlerine el koyarsa, o çocuk uyuşturucu satmaya başlar. Yapmayın!” Hafiften bir isyan ve açık bir adalet çağrısı… Elbette, anlayana, vicdanı olanlara… Üstelik epeyce de doğruluk payı var.

Bir başka örnekte de, pilav tezgâhını aldıkları gariban satıcıyı, adeta bir kanun kaçağını, bir caniyi, ya da vatan hainini yakalamışçasına dört beş zabıta yere yatırıp eziyordu.

Zabıtaların, garibanın üzerine çullandığını gören bir hanım, “yapmayın” diye feryat ediyor ve “polisi arıyorum” diye de korkutarak caydırmaya çalışıyordu. Zavallı adamı zabıtaların elinden kurtarmaya çalışan orta yaşlı beylere destek olarak…

…..

Örnekleri çoğaltmak mümkün olsa da, gerek yok. Eminim her gün birkaç tanesine sizler de şahit oluyorsunuz. Adalet duygunuz yerle bir olarak… İsyan duyguları eşliğinde…

Şunu teslim edelim. 15 Temmuz gazisi olsun ya da olmasın, “bu insanlara daha iyi şartlarda çalışma imkânı verildi de, çalışmadılar mı” diye sormak zorundayız. Sorulmalı… O ünlü türkücünün, “Oxford vardı da, ben mi okumadım” dediği durum yani.

Yazın sıcağında, kışın soğuğunda, toz toprak içinde, egzoz dumanlarına maruz kala kala, sabahtan akşama kadar para kazanmayı hangi normal insan kendiliğinden ister Allah aşkına? Bir gün değil, beş gün değil… Hırsızıyla, gaspçısıyla ayrı ayrı uğraşarak…

Dolayısıyla, bu garibanların üç kuruş kazanmak için verdiği mücadeleye ancak ve sadece saygı gösterilir. On kişiyle kovalayıp, saldırıp, üzerine çullanıp, ekmek teknesini kırıp, yere yatırıp sopalarla darp etme ayıbı şöyle dursun…

Gücünüz yetiyorsa, İstanbul’un o güzelim görüntüsünü bozan ve selatin camilerinin tepesine yükselen binaları tıraşlayın. Büyükşehirlerde, kaldırımlara, önce sigara alanı diye çadır şeklinde açılan, sonra daha sağlam malzemelerle ana bölüme eklemlenen, dolayısıyla kaldırımları daraltan “çıkmaları” dağıtın. Sıkıyorsa, yani yiyorsa…

Yemiyor değil mi? Bir telefonla her yere ulaşabilecek olan göbekleri çok katlı, boyunları kravatlı, yaşamları şatafatlı kodamanların kanun hukuk tanımaz işlerine “dur” demeye yetmiyor, o acımasız gücünüz.

Varsa yoksa, evine üç kuruş çorba parası götürmek ve “çocuklarınızı okutun” diye zorunlu eğitim düzenlemesi yapan devletin çağrısına kulak vererek çocuğunu okula göndermek için çırpınan garibanın simit tezgâhını, nohut-pilav arabasını tekmelemek, tatlı arabasını kırmak, alıp götürmek... (Ey okur! “Yuh olsun size! Ve lanet olsun böyle düzene!” şeklindeki vicdanlı haykırışını gönlümün derininde duyuyorum, bilesin.)

Toparlayalım…

Her ne kadar vicdanıma ağır gelse de, bu kişilerin vergi vermeksizin gelir sağladıkları gibi bir resmi itiraz olabilir.

Sağlık açısından yaklaşarak, sunulan gıda ürünlerinin hijyenik sakıncalarının bulunabileceği, dolayısıyla sosyal devlet olmanın gereği olarak, halkın sağlığının düşünülmesinin zorunluluğundan da söz edilebilir.

Ve benzeri…

O halde, bu insanları üretimin içerisine, hem de en hijyenik koşullarda dâhil etmek de devlete düşmez mi? Belli bir gelir düzeyine ulaşmalarının ardından vergilendirilir, sağlık açısından da kontrole tâbi tutulabilirler. Bunu yapmak, hiç de zor olmasa gerek.

Ancak, hiçbir hal ve şartta, bu insanları, hırsızlık yapmış, adam öldürmüş veya vergi kaçırmış birilerini yakalamış da kaçırmamaya çalışıyormuş gibi, uluorta, gündüz gözüne ve onlarca insanın içinde dövmeye hiç kimsenin hakkı olamaz.

Unutulmasın ki, bu insanlar, ölümleri pahasına bir çağrıyla, bir işaretle sokaklara dökülüp, tankların altına yatıp, kurşunlara göğüs gerdiler. Gözlerini kırpmadan hainlere “dur” dediler. Allah korusun, yine olsa yine tereddüt etmezler.

Dolayısıyla, bu türden olaylarda ve başka konularda millete karşı adil olmak, vicdanlı olmak ve dahi merhametli olmak zorunluluğu akıllardan çıkarılmamalı ve ona göre muamele yapılmalıdır.

Her konuda ve her zaman!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/507/is-verdiniz-de-calismadilar-mi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar