MARAŞ MARAŞ DERLER

Birçok Anadolu şehri gibi Maraşla da rûberû âşinalığımız, 1977 güzünde, Ulucamii belgeselinin çekimi vesilesiyle oldu.

Bu yüzden, “şehirle kırk yıllık muhabbetimiz var” desek abartmış olmayız. Tabiî, Maraş’ı tanımadan evvel Maraşlıları tanıyorduk. Edebiyat camiasının o zaman genç isimleri Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören gibi arkadaş halkası teşkil edenler yanında, Bahaeddin Karakoç ve Şevket Bulut gibi Hareket dergisi çevresindeki şahsiyetler, bizde erken Maraş muhabbeti oluşturmuştu.

Maraş, son yarım yüzyılda en çok değişen şehirlerimizden.

Şehrin adı bile değişti. Bin yıllık Maraş, 1973’te Kahramanmaraş oldu. Bu unvanı almadan da Maraş kahramandı şüphesiz. Onun daha Büyük Millet Meclisi açılmadan işgâlci Fransızlarla işbirlikçi Ermenilere karşı gösterdiği 12 Şubat 1920’de kurtuluşu sağlayan destanî direniş, bu unvanı Türkiye’nin hâfızasına kazımıştı. Bu yüzden 1973’teki resmî değişiklik, bir hakkın teslimi olarak görüldü. Şehir, 1925’te TBMM tarafından verilen İstiklâl Madalyası’nın yanına bu unvanı de gururla ekledi.

1977’de Maraş’ın nüfusu 150 bin civarında olmalı. Şimdi üç katından fazla. Maraş Ulucamii, ulucamiler içinde bir kahramanlık destanının tam merkezinde duran müstesna bir yapı. Dulkadirli eseri bina, mimarî olarak bütün sıradanlığına rağmen en heyecan uyandırıcı bir hadisenin sahnesi oluyor. Yıllarca önceki gibi yine cuma, yine hatip kürsüde...

O ne? Hatip, minberde hutbe okurken esir bir ülkede cuma namazı kılınamayacağını söylüyor. Birkaç gün önce Maraş kalesine Fransızlar, yerli Ermenilerin tahriki ile bayraklarını asmışlardır.

Camiin hatibi Rıdvan Hoca’nın bu sözü, cuma kılınacak hür bir şehir ve ülke olmak uğruna cemaatin, kalenin sarp yokuşlarına bir çırpıda tırmanmasına yol açıyor. Kısa süre sonra asıl ve asil bayrak, yerinde dalgalanmaktadır.

Sonraki yıllarda Maraş, en çok uğrak verdiğimiz şehirlerden. Her ziyaretimiz, muhabbetimizi tazelememize yol açıyor. Bazı ziyaretlerimiz meşhur bir gömlekçiye gömlek diktirecek kadar uzun sürüyor. Ayağımızda gül şeftali Maraş yemenisiyle döndüğümüz günleri hatırlıyoruz.

Şair Bahaeddin Karakoç ile Maraş’a ve biz dostlarına erken veda eden hikâyeci Şevket Bulut, şehri ziyaretlerimizin vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Bir zamanlar bizi Maraş’a çeken Bahaeddin Karakoç’un mahallîlik ölçülerini zorlayan Dolunay şiir şölenleri, artık efsane gibi anlatılıyor. Mihriban şiiri gönlü göynüyen âşıklara vird olan Abdurrahim Karakoç, Maraş’ın Ekinözü ilçesinden Ankara’ya nakli mekân ettikten sonra onunla her görüşmemiz kendine mahsus bir Maraş iklimine çekiyor bizi.

Maraş, zengin bir halkıyat hazinesine sahip. Bu hazinenin incileri sayılabilecek muhteşem türküleri var ama Maraşla ilgili şu türkü Urfa’dan derlenmiş:

Maraş Maraş derler, bu nasıl Maraş

Al kızıl kan içinde can veren kardaş

Ufak taşınan bina yapılmaz

Bir ben ölmeyinen Maraş yıkılmaz...

Türkülere hikâye uydurmak, yaygın bir âdettir. Bu türkünün, uydurma olmadığını tahmin ettiğim başka bir rivayetinin hikâyesi şöyle:

1. Dünya Harbi devam ederken 1915 ocağında Ermenilerin seri isyanlar çıkardığı Zeytun’da, yeni bir isyan zuhur ediyor. Mart ayında isyanı bastırmak için bir tabur asker gönderiliyor. 25 Mart 1915’te çarpışmalar sırasında Maraş Jandarma Bölük Kumandanı Süleyman Bey, emrindeki altı askerle şehid ediliyor. Şehid Binbaşı Süleyman Bey'in adı padişah fermanıyla bu kasabaya veriliyor. Zeytun, artık “Süleymanlı”dır.

Maraş, yıkılmak bir yana, imar ediliyor. Sanayii gelişiyor; nüfusu artıyor. Maraş denilince hemen akla gelen ürünler var. Dondurma, başta geliyor. Maraş biberi ve tarhanası da diğer biberlerden tarhanalardan farklılıklarıyla kendini kabul ettiriyor.

Bu sefer Maraş’ta, üçüncüsü yapılan Kültür ve Kitap Fuarı ile Türkiye Yazarlar Birliği’nin 8. Şubeler Buluşması vesileleriyle bulunuyoruz. Fuarın iddialı bir sunuşu var: “Anadolu’nun en büyük kitap fuarı.”

“Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Kurumu" (UNESCO)dan “edebiyat şehri” unvanı almaya hazırlanan Maraş’ın böyle kurumlaşmış faaliyetlere ihtiyacı var...

*

Bu defa Maraş’ta, her adım atışta dilimde Yunus’un virdi: Ben dervişim diyene bir ün idesim gelir.

Maraş’ta Ahmet Doğan’ın tekkesindeyiz. Tekke denilince müşekkel binalar, tabelasında “dergâh” yazan yapılar akla gelmemeli. Ehli tasavvuf, böyle iddialardan beri olmayı seçmiştir. Dervişliği, hırkada, tacda aramamak esastır. Ancak derununda dervişlik olamayanlar, şekli öne çıkarır.

Tekke ehli, işinde gücünde, günlük meşgalesindedir. Eli iştedir; gönlünün nerde olduğu da malûmdur. Bakırcılar çarşısında çekiçler zikir makamında vurulur. Herkes, kendi imkânının ve imtihanının peşindedir.

En ağır imtihan dervişleredir...

Yine Yunus söyler: Dervişin bağrı taş, gözünde yaş olacak ve koyundan yavaş olacak...Yetmez; döğene elsiz, söğene dilsiz olacak, gönlü yükseklerde olmayacak...

Dili ile şakımayacak, yani çok konuşmayacak. Vara yoğa kakımayacak. Yani, olur olmaza itiraz etmeyecek ve çok mâniler okumayacak... “Bu da ne” denirse, ya bildiğimiz “mâni”dir, yani birinci, ikinci ve dördüncü masraı kafiyeli olan dörtlük ya da “mâna” kelimesinin bir söylenişidir. Yani yaptıklarına mâna vererek üste çıkmayacak. (İnternet ortamında bu şiirde güncel bir değişiklik yapılmış: “Çok mailler okumayacak!” Yerinde mi? Yersiz değil!)

Her şey tamam da, ummana dalmayınca derviş olunur mu?

Ummana dalmayınca/Sen derviş olamazsın

Çaya ne zamandır “tekke çorbası” denilir? Sohbet için olmazsa olmaz çaylarımızı yudumlarken dükkâna gelenler oluyor. Hayat devam ediyor. Karşıdaki doğumevinde, her gün ezel-ebed müjdesi veren insan yavruları ilk çığlıklarını atıyor.

Maraş’tayız. Doğumevi, Necip Fazıl Hastahanesi’nin şubesi.

Sohbetin gelgitleri bizi ordan oraya atıyor. Her sözün gideceği yer belli, döneceği de şüphesiz. Nüktesiz, imasız, ihsassız konuşan yok.

Köklü dostluklar, uzun süren beraberlikler, sözü sohbeti her defasında âna mahsus olmaktan çıkarıyor. Her konuşmanın taraflarca bilinen mâzisi var, erbabının malûmu atıfları var. Hayatı ortaklaştıran rumuzlarla dolu bir metin, her an yazılmaya devam ediyor.

Maraş’ın içinde nice Maraşlar var...Maraşlıların içinde nice dervişler var...

http://enpolitik.com/kose-yazisi/525/maras-maras-derler.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar