YAN AMERİKA YAN!

Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık seçimi tamamlandı. Donald Trump kazandı, Hillary Clinton kaybetti. Beklenmedik bir şekilde... Sadece Amerika’da değil, dünyanın genelinde tahminler alt üst oldu. Favori yarışçıya oynanan bütün bahisler, ellerde patladı.

Dünyanın bütün ekonomi çevrelerinin geleceğe dair hayalleri suya düştü! Kurumlar, kişiler… Oysa ne güzel de satın alınmıştı piyasalarca, yeni ABD Başkanı Hillary Diane Rodham Clinton.

Oysa genel kabul gören senaryoya göre, Hillary Hanım mutlaka kazanacak, ekonomi çevreleri mevcut başkanın partisinin kazanmış olması nedeniyle, hiçbir sarsıntı yaşamadan, “acaba”lar üzerine düşünmeden kaldığı yerden oyun kurmaya devam edecekti. Sadece iç piyasada değil, Türkiye gibi dış piyasalarda da…

Fakat olmadı… Gizli mahfillerdeki hesaplar seçmen piyasasına uymadı…

Sadece başkan adayları değil, bilindiği üzere, partiler de pozisyon değiştirdi. Muhalefet iktidara yerleşirken, iktidar partisi beklenmedik bir şekilde muhalefet limanına demirledi.

Tabii bu sonucu beklemeyen Clinton taraftarları sonucu hazmetmede epeyce zorlandı. Öyle ki, bugüne kadar dünya kamuoyunun pek alışkın olmadığı şekilde protesto eylemleri söz konusu oldu ve bazı bölgelerde sokaklar epeyce karıştı.

Enpolitik’in 12 Kasım tarihli haberine göre, ABD’nin batı eyaletlerinden Oregon’un en büyük kenti Portland’da seçim sonuçları belli olur olmaz protestolar başlamış ve daha sonra şiddete dönüşmüş. Ve şiddet öyle bir noktaya tırmanmış ki, gece sokaklara dökülen kalabalığa açılan ateşte bir protestocu vurulmuş. Yaşanan protestolarda bazı eylemciler öfkelerine hâkim olamayarak otomobillerin ve mağazaların camlarını kırmış. Polis, aralarında yol kapatmaya çalışan protestocuların da bulunduğu çok sayıda kişiyi gözaltına almış. Protestoların bir ayaklanmaya dönüştüğünü söyleyen Portland polisi, Twitter hesabından, göstericilere karşı biber gazı ve plastik mermi kullanacağını duyurmayı da ihmâl etmemiş. Ne de olsa teknoloji ülkesi! Yeni dünya!

Özetle… Kaybetmenin öfkesi Amerika’yı eylemler denizine daldırıp, alevler içinde bırakmıştı. Sokaklarda devasa alevler vardı ve nihayet yağlı kurşunun döktüğü kan…

Amerikan polisinin sicilinin bozuk olduğunu, başta siyahî vatandaşları olmak üzere, canı istemediğinde en küçük bir eyleme dahi müsamaha göstermediğini artık dünya âlem biliyor. Şakası olmadığını da herkes çok iyi bellemiş vaziyette. İki kurşunla indiriyor, en küçük bir el hareketinde. İsterse başının üstüne koymak için kaldırıyor olsun. Böyle durumlarda, ölümcül müdahaleler üzerine dava açıldığında sonuç alınması da pek mümkün olmuyor. Otuz sene sonra gelen “adalet”ler duyuyor, okuyoruz…

Neyse… Amerika’yı az çok biliyorsak, birkaç gün sonra havanın değişmeye başlamasından da anlaşılacağı üzere, kısa sürede her şey normale döner; muhalefet yelkenleri suya indirir, hepsi hep birden en kibirli pozlarını takınarak, “Büyük Amerika” idealinin etrafında kilitleniverir.

Deyim yerindeyse, bütün dünya, “zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış” misâli, konuştuğuyla, yazdığıyla ve tartıştığıyla kalır.

Obama’ya ve Clinton’a adaylığından beri saydırıp duran, birçok konuda mevcut ABD politikasını değiştireceğini bağıra bağıra anlatan Trump, birkaç özel toplantıya alınır; devletin kırmızı kitabı gösterilir ve kurulu düzenin suyuna/ dümenine giriverir.

Burada önemli olan mazlum coğrafyalar ile “bu dünya değişmeli” diyen önemli devletlerin hem yönetimleri, hem de halkları bağlamında bu realiteyi görmeleri.  Ve buna göre tavır almaları.

Başka ülkelerdeki, en küçük bir eylem vs. olumsuzlukta vatandaşlarını uyaran ABD ve benzeri devletlerde bu tür eylemler görüldüğünde, tıpkı Türkiye gibi, diğer önemli devletler de, olaylar nedeniyle endişeli olduğunu duyurmalı ve ayrıca o ülkelere seyahat konusunda vatandaşlarını uyarmalı.

Gerekirse oralardan canlı yayınlar yapmalı, devletin elinde bulunan kamu yayın araçları vasıtasıyla. Halkın haber alma hürriyeti adına… Değil mi ki Amerikan, İngiliz, Fransız ve Alman medyası ülkemizdeki en küçük bir kargaşayı, çatışmayı kaçırmayıp, yirmi dört saat yayına geçiyor; Türkiye de -ve elbette imkânı olan başka devletler de- aynıyla karşılık vermelidir. Hiç tereddüt etmeksizin… Geri adım atmaksızın… Halk da devletinin yanında yer alarak, “neredesin ey CNN, ey BBC! Nerde kaldı kamuoyunun bilgi edinme hürriyeti, haber alma özgürlüğü” diye yüksek sesle sormalıdır.

Malûm, uluslararası ilişkilerde mütekabiliyet ilkesi geçerlidir. Yani karşılıklılık… Sen ne yapıyorsan, aynıyla muamele… Yani anladığın dilden…

Dünyanın dört bir tarafında kurup geliştirmiş, besleyip büyütmüş olduğu illegal örgütler ve yerli işbirlikçiler eliyle, canının istediği ülkeye menfaatleri doğrultusunda “ateşler saldığını” hepimiz biliyoruz. Sonra oturup, ellerini ovuştura ovuştura çıkar hesaplarını güncellediğini de…

Dolayısıyla şimdi biraz da, çok kısa süreli ve belki de göstermelik bile olsa, yaşasınlar bakalım alevler içerisinde. Ve biraz olsun düşünsünler, Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da kaos, terör, kan ve gözyaşının gizli hâmiliğini yapmak ne kötü, ne kadar insanlık dışı bir şeymiş.

Şöyle diyoruz o halde…

Yan Amerika yan! Sen yandıkça sönüyor, mazlumlar coğrafyasının ateşi.

Öyle ya dünyaya verdikleri zarar düşünüldüğünde biraz daha geliştirerek, şunu söylemek yerinde bir tepki olsa gerek. Dünyadaki mazlum ve mağdur kamuoyunun hislerine tercüman olarak…

Amerika-İngiltere-İsrail şer üçlüsü yanmasa, Almanya ve Fransa yanmasa, nasıl çıkar dünya aydınlıklara...

http://enpolitik.com/kose-yazisi/577/yan-amerika-yan.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar