DIRK ADVOCAAT KANARYAYI KANATLANDIRIRKEN…

Fenerbahçe, Rize’den altın değerinde üç puanla döndü. Öyle lafın gelişi değil, gerçekten altın değerinde. Puan sıralamasında kendisinden önde olan Beşiktaş ile Medipol Başakşehir’in aralarındaki maçı birer puanla tamamladıkları düşünülürse, tadından yenmez bir üç puan. Üstelik muhtemel bir yenilgi halinde, bir gün önce kazanan ve üçüncülük koltuğuna emaneten oturan Galatasaray, en azından bir haftalığına rahat bir şekilde kurulacaktı o koltuğa.

Ayrıca bu galibiyetle, çıkışa geçme noktasında derin bir “acaba”nın önüne de set çekilmiş oldu. “Ligde ve Avrupa’da, hem de iyi oyunla kazanmaya başlayan Fenerbahçe acaba bu başarılı çizgiyi sürdürebilecek mi?” sorusu akılların arkasına atılmış oldu.

…..

Maçın teknik analizini yapacak değilim. Onu televizyon kanallarında saatlerce süren futbol programlarındaki yorumcular fazlasıyla yapıyor. “Oynatalım Uğurcuğum”, “bir de pilottan bakalım”, “bu açıdan iyi görünmüyor, dur bi de şu açıdan bakalım” vs. eşliğinde. Hem böyle olduğu, hem de Türk futbolunda daha çok teknik üzerine yoğunlaşıldığı, diğer konular es geçildiği için. Hele de söz konusu Fenerbahçe gibi öndeki takımlar ise…

Muradım, Fenerbahçe’nin çiçeği burnunda hocası Dirk Advocaat üzerine birkaç kelâm etmek…

Doğrusu, Hoca geldiğinde, teknik anlamda ve skora yansıyan başarı dışındaki şeylerin nasıl olacağı, hangi gelişmelerin yaşanacağını merak ediyordum. Tabelaya ve istatistiklere yansıyan başarı anlamında kayıtlara geçmiş teknik direktörlerin takımdan ayrılmak durumunda bırakıldıklarını, aksine, kimilerinin de başarısızlığa rağmen desteklendiği bilindiği için.

Önceleri epeyce bocaladı… Bunu kendisi de röportajlarında belirtiyor. Oyuncular kimlerdi, aralarında uyum yakalanabilecek miydi vs. vs. vs.

İlk maçlarla birlikte, özellikle ligde üst üste yaşanan puan kayıpları “çanlar Fenerbahçe ve Dirk Advocaat için mi çalıyor” dedirtmeye başlamıştı ki, son haftalarda ibre olumluya doğru dönüverdi. Sadece rakamsal başarı anlamında değil, oyun anlamında da…

Şimdi karşımızda, Avrupa ve Süper Lig’de skor elde etmeye başlayan bir Fenerbahçe var. Rakip takım taraftarlarının bile, özellikle Avrupa maçlarındaki oyununu övdüğü bir takım. Henüz oturmuş bir sisteminin olduğu söylenemese ve heyecan verici bir futbol sergileyemiyor olsa dahi.

Burada Dirk Advocaat bağlamında söylenecek en önemli şey, teknik direktörlük karakterini sahaya yansıtmaya başlamış olmasıdır. Ki bu, skor başarısının da üzerinde öneme haiz bir durum olup, istikrarlı başarının olmazsa olmazı konumundadır.

Ne yaptı bu anlamda deneyimli Hoca?

Performansını beğenmediği ve henüz yeterli görmediği Robin van Persie gibi bir dünya yıldızını bazı maçlarda ilk onbirde başlatmadı; başlattığı maçlarda da gerekli gördüğü anda kenara aldı. İncitmeden, küstürmeden ama kararlılıkla…

Başka?

Ne diye tekrar tekrar takıma döndürüldüğünü anlayamadığım Emenike ile ilgili olarak, “ona şans verdiğimde, çıkıp adam gibi oynaması” gerekir mealinde konuşabildi. Yine kırmadan, yine incitmeden… Oyuncusunun kişiliğini yaralamadan… Baba şefkatiyle…

Daha başka…

Her maçtan sonra, skor ve sonuç ne olursa olsun, rakip takımı, hakemleri vs. konuşmak yerine kendi oyuncularını ve takımını değerlendirmeyi tercih etti. Türk futbolunun ve Fenerbahçe gibi lokomotif takımlarımızın alışkın olmadığı bir şekilde...

Deplasmanda Çaykur Rizespor’u, hem de güzel bir oyun ve farklı skorla yendikleri maçtan sonra verdiği röportaj, demek istediklerimizin güzel bir açılımı durumunda.

Şu sözler deneyimli teknik direktöre ait…

Maça iyi başlayamadık. Kalemizde ilk golü gördük. Daha sonrasında toparlandık ve güzel goller attık. Attığımız goller bize harika bir his verdi ve o dakikalardan itibaren oyunu kontrol etmeye başladık.”

“İlk 15 dakikanın ardından oyuna iyi bir dönüş yaptık. Güzel goller atmaya başladık. 3-1'den sonra oyunun kontrolü tamamen bizdeydi. Kafamızda sadece ‘kaç gol atabiliriz’ düşüncesi vardı. Maçın başında ise istediğimiz sertlikte değildik. Bize sorun yaşatmayı istediler ve bunu ilk dakikalarda başardılar. Karşılaşmanın başında gol yemek istemezdik ama biz de gol atmayı başardık. Attığımız ilk iki golden sonra iyi oynamaya başladık ve hak ettiğimiz bir galibiyet aldık.”

Advocaat, gelecek hafta Beşiktaş’la oynayacakları maçla ilgili olarak da, “Beşiktaş’ın iyi takım olduğunu düşünüyorum. Benfica’ya karşı yaptıkları harikaydı. 3-0 geriye düştükleri bir karşılaşmada 3-3’ü yakalamayı başardılar. Onların puana ihtiyacı yok, bizim puana ihtiyacımız var. Bunu saha içerisinde göstermeliyiz” demiş. Rakibi alkışlamış, fakat maçı istediğini de belirterek.

Bir gazetecinin, Quaresma’nın Medipol Başakşehir maçındaki kart görmediği pozisyonla ilgili olarak ne düşündüğünü sorması üzerine, “maçı izlediniz, gördüğünüzü yazmalısınız; o benim işim değil” diyerek gerilimseverlerin hevesini kursağında bırakmış. “Ben işime bakıyorum” demiş. Yine Türk futbol kamuoyunun alışkın olmadığı biçimde...

Beşiktaş Teknik Direktörü Şenol Güneş’in yoğun maç fikstüründen şikâyet etmesiyle ilgili soruya da, "Beşiktaş’ın hocasının görüşü o. Bizim oyuncularımızda da yorgunluk vardı. Biz ne olacağını biliyorduk ama bu iş böyle” diyerek, cevap hakkı doğuracak, tartışmaya yol açacak sözlerden uzak sakin bir cevap vermiş Advocaat Hoca…

Hoca daha çok kendilerine bakması gerektiğini işaretlercesine, “sezonun başında oyuncuları tanımıyordum. Zaman geçtikçe hem oyuncular beni, hem de ben oyuncuları tanıdım ve birbirimize alıştık. En başından beri hırslıyım ama oyuncuları tanımıyordum ve pozisyonları değiştirerek onları tanımaya çalışıyordum. Ancak şimdi kimin neyi daha iyi yapabileceğini biliyorum” diyerek iç bakış yapmış… “Alper, bu konudaki en güzel örnektir. Bugün de güzel bir iş çıkardı. Bizim için önemli olan, oyuncuları izlemek ve kalitelerinden faydalanabilmektir” cümlesi eşliğinde. Maçın yıldızı Sow ile ilgili olarak da, “iki üç yıl önce burada yine üç gol atmayı başarmış. Sanırım burada kendini iyi hissediyor” diyerek, onu anladığını ifade etmiş.

Ne abartılı bir övgü var, ne de kırıcı eleştiri. Ne oyuncuları, ne de rakip takım aktörleriyle ilgili olarak. Duygudan bahsediyor, hissetmekten… Yani insani unsurlardan… Abartı yok, şımarma ve şımartma yok, kimseye sataşma yok; kavga gürültü, aşağılama yok.

Sadece gerçekler ve işini iyi yapmaya çalışan kişilere has, mütevazı bir yaklaşım var.

Buna devam ederse ve yönetim tarafından baskı yemez, böyle bir durumla karşılaştığı zaman da karakterini sergileyebilirse, Fenerbahçe için güzel günlerin mimarı olabilir Dirk Advocaat.

Bekleyip göreceğiz…

http://enpolitik.com/kose-yazisi/593/dirk-advocaat-kanaryayi-kanatlandirirken.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar