EĞİTİM, KÜLTÜR TEPETAKLAK!

Sistem midemizi doyurmaya, ayaklarımızı desteklemeye devam ediyor. Kafalarımız aç kalmış ne fark eder!

Hafta sonunda, ilk AK Parti hükümetini kuran ve sonradan Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül’ün “müze”si Kayseri’de açıldı. Elbette eski bir cumhurbaşkanına her türlü saygı gösterilmeli.

Yaşayan bir şahsiyetin müze malzemesine dönüştürülmesi kimin fikri bilmiyorum; fakat bu müzenin aynı zamanda bir “AK Parti müzesi” olmak durumunda olduğunu söyleyebilirim.

AK Parti’nin iktidara gelişinden 14 sene sonra “müzelik” olması ilgi çekici değil mi?

Denilecek ki, “AK Parti neden müzelik olsun? Maşallah hâlâ dipdiri, henüz 15 yaşında delikanlı...”

Şu anda Türkiye’yi yöneten siyasî parti 15 yaşında. 14 yıldır iktidarda ve Türkiye tarihinde (belki dünya tarihinde de) bu kadar uzun süre ve kesintisiz iktidarda olan ikinci bir parti yok.

Bu sıradan bir başarı değil elbette. Bu başarının arkasında milleti memnun edecek, desteğini süreklileştirecek uygulamalar var. Bu uygulamaların ekonomi alanından sağlık alanına kadar bir hayli kapsayıcı olduğunu biliyoruz. Türkiye, 14 yıldır iktisadî olarak gelişiyor; sosyal devlet, bilhassa sağlık alanında kendini hissettiriyor. Türkiye’nin sistemini etkileyen oligarşik merkezlerin gücü kırılıyor. Bu başarılı uygulamalar, halkın oylarını etkiliyor.

Bu güvenle, 15-16 Temmuz Darbe Girişimi’ni sonuçsuz bıraktık!

Bu anın resmi güzel. Fakat resimde süratle kararan bölgeler var: Eğitimi maarifleştiremedik, kültürü tek parti sultasından kurtaramadık. Değil “maarif reformu” yapmak, tedrisatı yenileyemedik, müfredatı değiştiremedik. Eğitimle kültür paralel gidiyor. Bu yüzden zaman zaman her iki bakanlık arasında değişiklikler oluyor. Bakıyorsunuz bir kültür bakanı, millî eğitim bakanı olmuş veya bir millî eğitim bakanı, kültür bakanlığına getirilmiş... Ha Ali Veli ha Veli Ali!

Millî Eğitim’le ilgili çok yazdım, yazıyorum. Epey zamandır millî eğitim bakanlarını muhatap alan yazılar yazmıyorum. Yazdıklarımızın okunduğuna dair bir emare görmediğimiz için, gereksiz bir işle uğraşmaktan kaçınıyoruz. Kültür bakanları ile görüşmek için bir arzu uyanmıyor. Onların bizimle görüşme konusunda istekli olmadıkları da ortada. Son on yıl içinde bizimle görüşmek isteyen tek kültür bakanı, seçim sırasında bir aylığına bakanlık koltuğuna oturmuştu.

Güzel sohbetler ettik. Eski günlerdeki gibi.

Gelelim “pisa”ya!

Vatandaş, gazetelere yansıyan “pisa” haberlerini “pizza” olarak okursa şaşmam. Çünkü diplomalılarımız artıyor, okur-yazarlarımız azalıyor, okuduğunu anlama seviyesi düşüyor. Ha pisa, ha pizza!

Sistem, midemizi doyurmaya, ayaklarımızı desteklemeye devam ediyor. Kafalarımız aç kalmış ne fark eder!

Pisa, “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” demekmiş. OECD, üçer yıllık dönemler hâlinde 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiriyormuş.

15 yıl, ne tesadüf, AK Parti’nin yaşı. Daha doğrusu, AK Parti ile yaşıt gençler. Bütün ömürleri AK Parti iktidarında geçen çocuklarımız... Bu çocuklarımız, ağabeylerine, ablalarına göre daha refah içinde, rahatları yerinde. Ama nedense okuma becerileri onların hayli gerisinde!

Bunu neye yoralım?

Biz doğrudan konuşalım: AK Parti’nin bu alandaki siyasetsizliği dikkate alınmadan bir değerlendirme yapılamaz.

Tamam, ekonomiyi çeviriyoruz, şehirleri dönüştürüyoruz, büyük projeler gerçekleştiriyoruz. Peki neden eğitim ve kültür alanında tepetaklağız?

Benim Millî Eğitim’le ilgili son hatırladığım müjde, İngilizce öğretiminin ilk okuldan başlatılacağı yönünde idi. Resmen böyle ama biliyoruz ki İngilizce öğretme merakı, ana okuluna kadar inmiş durumda.

Türkçe öğretemeyen, çocuklarını Türkçe okutamayan bir mekanizma, yabancı dili ne ölçüde öğretebilir?

Çocuklarımızı bilgi hammalı yapıyoruz.

Anaokulunda çocuklarımız, bizim seslerimizi, bizim sözlerimizi duymaya alışmalı. Güzel türkü ve şarkılar öğrenmeli; güzel şiirler hafızasına yer etmeli. İlkokulda, bu bir derece yükseltilerek sürdürülmeli. İlk dört sene çocuklarımız Türkçe okur, düzgün Türkçe ifade eder hâle gelmeli. Bu yaşlarda mesafe alamazsak sonraki yıllarda Türkçeyi yabancı dil olarak öğretebiliriz ancak!

AK Partili milletvekillerin, bakanların seçmeni tek. O seçmeni memnun etmekten başka şey düşünmüyorlar. Halkın bir hükmü yok; ülkenin kültürüne, eğitimine emek vermiş fikri zikri olan kurumların bir gereği yok.

Tek seçmeni ikna et, seçilmeye devam et!

Dipten gelen not: Türkiye Yazarlar Birliği yöneticileri, mevcut kültür bakanımız koltuğuna oturduktan sonra defalarca tebrik maksadıyla görüşme talebinde bulunmuşlar.

Devlette devamlılık esastır. Belki bir sonraki bakan, bu talebe evet der.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/624/egitim-kultur-tepetaklak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Ali YILDIZ
09.12.2016 12:56
Evet size katılıyorum hocam ve büyüklerimiz toplumsal olarak bunun sebeplerini araştırmalı. Sadece ulaşım ve sağlık alanında mesafe aldın geri kalan alanlarda yerimizde sayıyoruz veya geri gidiyoruz. Biz toplum olarak üretken bir toplum değiliz ve var ise tüketiyoruz ne var ise. Biz eleştiremiyoruz, biz sorgulayamıyoruz, biz fikir üretemiyoruz. Bizler ürettiğimiz, sorgulayıp, eleştirdiğimizde, fikir ürettiğimiz de o zaman ilerleme sağlarız.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar